Sinema edebiyat dayanışması

Bu hafta gösterime giren iki uyarlama endüstri ve sanat sinemasının farklı örnekleri

Sinema belki de eskisinden daha çok edebiyattan medet umar oldu. Aslında dünya edebiyatının belli başlı romanlarının iyi-kötü bir sinema uyarlaması vardır.
Her şey gibi edebiyat da küreselleşme sürecinin zirvesinde olduğu için bir ülkede yazılan bütün dünyada bir fenomene dönüşebiliyor. Dünya çapında bir kampanya ile milyonluk tirajlara ulaşan kitap, seri devam ettikçe bu tirajı çoğaltıyor. Sonra bunun filmi çekiliyor, kitabın hayranları ve sinemada izleyenlerle şahane bir gişe garantileniyor. Bu hafta gösterime giren ‘Açlık Oyunları’ bunun en yeni örneği. Aslında bu işin öncülleri artık kitabını kimsenin hatırlamadığı James Bond (Ian Flemming) ile artık neredeyse kimsenin okumadığı Sherlock Holmes. Yani kitabı gitti filmi kaldı yadigâr durumu. Kitapların biraz da ‘sinemaya uyarlanabilirliği’yle değerlendirildiği, yayıncılık ve sinema endüstrisinin kol kola hareket ettiği bu âlemin bize kazandırdığı seyretmesi zevkli, unutması kolay maceralar.
Bu, işin endüstriyel kısmı, tabii bir de sanatsal yanı var. Sinemanın edebiyattan ruh aldığı çok iyi işler de çıkıyor. Mesela bu sezonun en etkileyici filmlerinden biri olan ‘Kevin Hakkında Konuşmalıyız’. Amerikalı yazar Lionel Shriver’ın romanı bizde de Everest Yayınları tarafından 2008’de basılmış, ama fazla dikkat çekmemişti. Sadece böyle sadık uyarlamalar değil tabii önemli esinlenmeler de var. Zeki Demirkubuz’un Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’ romanından ilhamını alan tuhaf filmi ‘Bekleme Odası’ ya da bütün Nuri Bilge Ceylan filmlerine ruhunu üfleyen Dostoyevski’ler, Çehovlar gibi..
Ahmet Ümit’in ‘Bir Ses Böler Geceyi’ romanını bilmeyen Türkiyeli okur varsa eğer, onlar da bu haftadan itibaren aşina olacaklar. Ümit’in ilk dönem romanlarından biri olan ve diğerlerine göre az bilinen bu kitap için “Bir tür uzun hikâye’ ya da kısa roman” diyebiliriz. Bütün ‘uzun hikâye’ler gibi meselesine tam odaklanan ama uzun abilerine göre daha az popüler olmuş bir kitap. Bu nedenle sinemaya uyarlanması özellikle iyi oldu. Ahmet Ümit’in kitaplarındaki temel insanlık durumları, hem politik duruşu hem güncel meselelere temas eden konuları hem de sıkı polisiye örgüsü onu sinemanın ve televizyonun en çok arzuladığı yerli yazarlardan biri yapıyor. Beş yıl önce de ‘Sis ve Gece’ sinemaya uyarlanmış gayet de güzel olmuştu. Eminim ileride ‘Patasana’yı, ‘Kukla’yı ya da ‘İstanbul Hatırası’nı da birileri sinemaya uyarlayacak ama Türk edebiyatının zorlu klasikleri hâlâ sırasını bekliyor. Onlar için de bir umut var. Şöyle ki:
Geçen hafta Radikal Kitap’ın kapağında Şenay Aydemir’in hazırladığı ‘Hangi romanı kim çeksin?’ dosyası vardı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay dosyayı beğenerek okumuş, arayıp Şenay’ın eşleştirmelerini beğendiğini söyledi. Hatta, “Bu yazı bana ilham verdi” bile dedi ki buradan iyi bir projenin çıkabileceğini anladık. Bakan Günay, uluslararası festivallerin de gözdesi olan yönetmenlerin Türkçe edebiyatın içeride ve dışarıda daha iyi tanınmasına etkisi olacağını düşünüyor.
O konuşmada, Murat Özer’in Radikal Kitap’ta edebiyat uyarlaması filmleri tanıttığı sayfadan da söz ettik. Özer’in anlattığı Harper Lee’nin ünlü romanından uyarlanan 1962 tarihli ‘Bülbülü Öldürmek’ filmini Ertuğrul Günay çok iyi hatırlıyor. Hatta “Benim avukat olmamın sebebi o filmdi” dedi. Meğer Gregory Peck’in canlandırdığı önyargılı kasaba halkına karşı siyah adamı savunan avukattan etkilenerek hukuk fakültesine girmiş.
Endüstriyel sinema, endüstriyel edebiyatla kol kola gayet güzel gidiyor. Kalıcı edebiyatın kalıcı filmlerle buluşması için, Avrupa’da ve Amerika’da sinema sektörünün ihtiyaçları yeterince itici güç oluyor belki ama Türkiye’de durum öyle değil.
‘Bülbülü Öldürmek’ ya da ‘Doktor Jivago’ gibi etkisini yıllarca kaybetmeyecek, uyarladığı romanı da destekleyecek filmler için bir destek mekanizması kurulsa hiç fena olmaz. Bu durumda gözümüz kulağımız Kültür Bakanlığı’nda...