Viyana'da 'Her yer Taksim...'

Fazıl Say bestelerinin çalındığı Gezi Konseri, 30 Mayıs'ta tam da unutulmaz olayların yıl dönümünde Viyana'da gerçekleştirildi. Piyanist Ferhan Önder'in "Bir şeyler yapmalıyız" diyerek üstlendiği organizasyon, Gezi Direnişi'nin hatırlandığı bir dayanışma gecesi gibiydi.
Viyana'da 'Her yer Taksim...'

Viyana’daki konser salonunu dolduran bin kişi ayakta, coşkuyla sahnedekileri alkışlıyor. Biz öndekiler ‘bravo’larla yetinirken ikinci balkondan geceyi en iyi özetleyen şey, tanıdık bir slogan yükselmeye başlıyor. Salondaki yüzlerce Türkiyeliyi bir anda sarıp kendine katan ve Volks Theater’ın tarihi, yaldızlı tavanına çarpıp çoğalan sloganla, hepimiz tekrar bir yıl önceki heyecanlı günlere dönerek geceyi bitiriyoruz... Çıkışta, önümde oturan Avusturyalı anlamını sorunca bir kez de İngilizce söylüyorum: “Her yer Taksim her yer direniş!”

“Bir gün sabah kalktım ve Gezi Parkı için bir şey yapmalıyız dedim” diye anlatıyor Ferhan Önder. Viyana’nın merkezinde tarihi bir apartmanın dördüncü katındaki evindeyiz. Türkiye’den gelen gazetecileri müthiş bir misafirperverlikle ağırlıyor. Sanki yarın önemli bir konsere çıkacak, dünya çapındaki piyanist o değilmiş gibi. Kardeşi Ferzan Önder’le birlikte o konserin hem solisti hem de tek başına organizatörü. “Sonra Fazıl’ı aradım. Çok tesadüf oldu, yoğun konser programında 30 Mayıs boşmuş.” Ardından bir koşuşturmaca başlıyor. Viyana’nın büyük orkestraları, Gezi Parkı temalı bir konsere yanaşmıyor. Neyse ki Alman şef Martin Grubinger projeyi heyecan verici buluyor ve Orkestrası Württembergische Filarmoni’yle bu konserde ücretsiz çalacaklarını söylüyor. Volks Theater ile de salon için anlaşılınca program netleşiyor: Fazıl Say’ın Önder kardeşlere ithaf ettiği piyano konçertosu ^’Gezi Parkı 1’, solo piyano için yazdığı ‘Gezi Parkı 2’ ve Türkçe şiirlerden bestelediği ‘İlk Şarkılar’. Şarkıları söyleyen Serenad Bağcan devlet memuru ve konser için izin almak mümkün olmuyor. Onun yerini hemen Avusturya’da öğrenimini sürdüren genç mezzosoprano Senem Demircioğlu alıyor. Konu Gezi olunca, hem herkes çok coşkulu ve gönüllü hem de birçok kişi ve kurum tereddütlü, mesafeli. O nedenle işler kolay yürümüyor ama Ferhan Önder tam bir ‘çapulcu’ ruhuyla uğraşıyor ve Fazıl Say’la birlikte konseri gerçekleştiriyorlar. 

Önder kardeşler, ‘Gezi Parkı 1’in dünya prömiyerini ekim ayında Hannover’de yapmışlardı. Şimdi tekrar çalacakları o konçertoyu soruyorum; “Müthiş” diye anlatıyor Ferhan Önder. “Orada yaşanan her şeyi hissediyorsun, her şey canlanıyor sanki.” Sonra bir ara dayanamayıp piyanonun başına geçiyor ve bir iki küçük bölüm çalıyor, konserden önce bizlere tadımlık oluyor...

Konser hakikaten de ‘Gezi Direnişi’ne adanmış özel bir gece gibi planlanmış. Önden bir panel var. Bu kez sahneye biz Türkiyeli gazeteciler çıkıyoruz. Volks Theater’ın kafesindeki küçük sahne var. Önündeki masalarla adeta bir kabare ortamı. Neyse ki şarkı söylemeyeceğiz. Özgür Mumcu, Yekta Kopan, Enver Aysever, Avusturyalı akademisyen Cengiz Günay ve ben masaya diziliyoruz. Toplantıyı Rubina Möhring yönetiyor. Küçük salon tıklım tıklım doluyor ve Gezi Parkı, direniş, polis şiddeti ve iktidar hakkında heyecanlı konuşmalar yapılıyor.
Hemen ardından belgesel gösterimi var. İzleyiciler konser salonundaki yerlerini alıp Emin Özmen’in ‘Gezi Tanıklığı’nı ardından Gizem Berk ve Toygun Özdemir’in hazırladıkları kısa film, ‘İnsan İnsan’ı izliyoruz. Viyanalılar biraz sonra Fazıl Say’ın müziğiyle salonda canlanacak hikâyenin gerçek görüntülerini izlemiş oluyor; görsel bir prelüt gibi... 

Eylül ayında Fazıl Say’la yaptığım söyleşide “Gezi Parkı için bir eser üzerinde çalışıyorum” diye anlatmıştı. Daha Gezi olayları sırasında tasarladığı üçlemesinin iki bestesini sonraki aylarda tamamladı ve Avrupa’da seslendirdi. Bu iki besteyi, hakkında konuştuktan çok sonra ben de Viyana’da dinleme fırsatı buldum. Neden Viyana’da dinledim? Çünkü Türkiye’de çalınamıyor. “Bu konseri Türkiye’de yapamayız” diyorlar. Hakikaten olacak iş değil. Türkiye tarihinde yer edeceği şimdiden belli bu kadar etkili bir toplumsal olayla ilgili sıcağı sıcağına yapılan beste kendi ülkesinde seslendirilemiyor. Yasak mı? Değil. Ama üstü örtülü baskı, Gezi Parkı hakkında, orada direnenler hakkında bir klasik müzik eserinin seslendirilmesine olanak tanımıyor. Konser salonları, festivaller programlarına almaya çekiniyor. Orkestralar bu eserde çalmak istemiyor. Orkestrayı başka bir ülkeden getirip İstanbul’da bir konser yapmak istesen, bunu destekleyecek sponsor ve hatta kiralayacak salon bulmak mümkün olmayabilir. İşte bu durum Türkiye’nin uluslararası müzisyenlerini bir başka ülkede buluşup direnenlere destek verdikleri bir konser organize etmeye zorluyor. Tuhaf bir sürgünlük hali ya da diaspora dayanışması gibi... Tabii ki işin Avrupalı müzikseverlere ve buradaki Türklere yönelik bir yanı da var. Sonuçta Viyana konseri Gezi’nin etkisini, coşkusunu Türkiye’nin ötesine taşıyıp en etkili biçimde tekrar hatırlatan, Avrupa’da yaşayanları da Gezi ortak paydasında bir araya getiren anlamlı güçlü bir kültür etkinliği oldu.

Konsere dönelim. Başlar başlamaz Fazıl Say’ın artık tamamen kendine ait bir müziği olduğunu düşündüren bir eser Gezi. Alttan alta çok bizden, bir yandan bütün o eski klasiklerden çok farklı, çağdaş bir müzik. Çoğu Fazıl Say bestesi gibi anlattığı temayı bir hikâyeye dönüştüren ve gözümüzde canlandırarak duygusunu aktaran bir iş. Ferhan-Ferzan Önder, çalmaya başladığında Gezi Parkı’nın dinginliği ve bütün olan bitenin temelde bıraktığı mutluluk duygusu yayıldı salona. Tabii doğanın huzuru, dayanışmanın neşesi, sabah gelen beklenmedik polis baskınıyla patlamalara, kaçışan insanlara dönüştü. Fazıl Say’ın kendisinin seslendirdiği ‘Gezi Parkı 2’ ise 1 ve 2 Haziran günleri hakkında. ‘Direniş Geceleri’, ‘Gaz Bulutunun Sessizliği’, ‘Berkin Elvan’ ve ‘Umutlar Hep Yüreğimizdedir’ başlıklı dört bölümden oluşuyor. Üçüncü bölüm ‘14 yaşındaki suçsuz çocuk Berkin Elvan’ın öldürülmesi üzerine’ alt başlığını taşıyor. Çatışmaların, direnişin zirveye çıktığı sert günlerin, içinden gaz bombaları, TOMA’lar geçen müziği bu. Bu bestenin hüznü ise Berkin Elvan’a ait. Gezi’nin en genç kaybı, resimlerdeki neşeli güzel çocuğun hayali Fazıl Say’ın piyanosundan salona yayılıyor. 

Konserin son bölümü ise şiire ve Türkçe’ye adanmıştı. Fazıl Say, çok sevilen şarkılardan beşini Senem Demircioğlu’yla birlikte seslendirdi. (Burada bir parantez de genç mezzosoprano için açmak lazım. Demircioğlu, sesi, yorumu ve sahnedeki duruşuyla ‘İlk Şarkılar’a başka bir tat kattı. ‘Sardunyaya Ağıt’la bütün salonu avucuna aldı dersek çok abartmış olmayız. Umarım ‘İlk Şarkılar’ı ondan bir kere daha dinleme fırsatımız olur.) Gecenin zirvesi ise ‘İnsan İnsan’la yaşandı. Bütün orkestra üyeleri, şef Martin Grübinger solistler Ferhan-Ferzan Önder hepsi sahnede el ele tutuşup ‘İnsan İnsan’a eşlik etti. Konser bitip salon alkışlarla yıkılırken, o slogan yükseldi “Her yer Taksim her yer direniş...”

Bir gün sonra, serin Viyana’dan ılık ve yağışlı İstanbul’a geldiğimizde yine ablukayla, büyük gözaltıyla karşılaştık. Gezi’nin yıl dönümünü, kenti yönetenler de polis şiddetinin dozunu hiç azaltmayarak yâd etmiş oldular. Kentin hararetini artıran bu çatışmacı ve baskıcı ortamın içinde müzikten söz etmek kolay değil. Neyse ki bu şiddetten bezip geri çekilmek yerine işini yapmayı sürdüren sanatçılar var. Hayatın geçmiş güzel hatıralara dönüşmesini beklemeden harıl harıl yanan ateşli günlerin içinde bestelerini yapan bir müzisyene, tavrını büyük konserler, konçertolar, şarkılarla koyan bir sanatçıya hayranlık duymamak mümkün değil. 

Seneye belki de Fazıl Say, üçlemenin son bölümünü de bitirir. Bir şeyler değişir, mümkün olur, biz de yaşadığımız hayata müzikle sahip çıkan Gezi Konseri’ni bu kez Türkiye’de dinleme fırsatı buluruz...