55474648586

Üç aylık Miray İnce'nin talihsizliği, kendisinden üç yaş büyük Alan Kürdi gibi "mağduriyet"ten kurtulmuş bir ömrü göremeden, çok erken bir vakitte son nefesini vermiş olması. Onun talihsizliği, belki de 55474648586 numaralı bir kimlik belgesine sahip olması...

Kimlik numarasının üzerinde 55474648586 yazıyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yani. 27 Eylül 2015 günü doğmuş.

Cizre’de.

Adı Miray İnce.

Bu dünya ve hayat, bizlerin bugün sahip olduğu bu bilgilerin onun da öğrenmesi için ona çok cömert olmamış. Çünkü, sokağa çıkma yasağının hüküm sürdüğü ve kuşatılmış mahalleleri sürekli ateş altında bulunan Cizre’nin Sur Mahallesi'nde vücuduna isabet eden bir kurşunla, 25 Aralık 2015 gecesi saat dokuz sularında hayatı son bulmuş, bu dünyayı terk etmiş.

Onun minik bedenini kucaklayıp hastaneye götürmek için polisin sözüne inanarak elinde beyaz bayrakla dışarıya çıkan dedesi 80 yaşındaki Ramazan İnce, keskin nişancı kurşununa hedef olmuş. Yaralanmış. Ramazan İnce’nin hayatı da, bahtsız torunundan yarım gün sonra son bulmuş; o da bu dünyadan ayrılmış.

Miray İnce’nin amcası, Ramazan İnce’nin oğlu Abdurrahman İnce, yeğeninin ve babasının cenazesini almak için uğraşıyordu. Amacına ulaşabildi mi, bilmiyorum.

Günlerdir Cizre ile aynı kaderi paylaşan, doğu yönündeki komşusu Silopi’de ise evinin önüne çıktığı sırada keskin nişancılarla vurulan 57 yaşındaki Taybet İnan’ın cenazesi ise aradan 7 gün geçtikten sonra, Cizre’de Miray İnce’nin vurulduğu gün, vurulduğu yerden alınabilmişti.

Taybet İnan’ın kayınbiraderi de onun vurulduğu yere  yakın bir noktada kurşunu yemişti. Taybet İnan’ın kocası, kardeşini vurulduğu yerden aldığı vakit yaralanmıştı. Kendisinden haber alınamadı. Eşinin ölmüş öldüğünü, ama cenazesinin vurulduğu yerden alınabildiğini öğrendi mi, bilmiyorum. Çünkü, kendisinden haber alınamadığını, nerede olduğunun bilinmediğini bildiriyorlar.

Hayatta mı değil mi, bilinmiyor. Ben de bilmiyorum.

Taybet İnan’ın cenazesinin Silopi’de vurulduğu yerden kaldırıldığı, akşamında Cizre’de üç aylık Miray İnce’nin  vurulduğu gün, Şerafettin Elçi’nin ölüm yıldönümü idi. Cizre’de sokağa çıkılamadığı için mezarı başında anma yapılamamış.

Oğlu, ölümünün birinci yıldönümünde ona hitaben yazdığı mektupta “Kabrinin başında bulunmayı ve seni layık olduğun şekilde anmayı istiyorduk. Ama kendi şehrinde, (kimimiz bedenen, kimimiz ruhen) esir olmak da varmış kaderde. Şu an orada, kadim Cizre’de, yaşayanlar dışına çıkamıyor şehrin, biz de içine giremiyoruz... Mezarındaki kitabeye ‘Merhamet vicdanı, vicdan adaleti, adalet ise barışı getirir’ cümleni yazdırdık. Öylece duruyor ayak ucunda o ‘değişmez hakikat’ cümlesi” diye yazmış.

Bir başka Kürt çocuğu, üç yaşındaki Alan Kürdi’nin cansız bedenini Bodrum sahillerine vurmuş haliyle gösteren fotoğraf dünyayı ayağa kaldırmıştı. “Merhamet” canlanmış, “vicdan” isyan etmişti. Her yerde. Herkeste.

Ama iş “adalet” ve “barış”a varmadığı ne yazık ki...

Alan Kürdi’nin cansız bedenini gösteren o fotoğraf, “2015’te yılın fotoğrafı” ilan edildi, ödüllere boğuluyor. Üç aylık Miray İnce’nin, Alan Kürdi’nin geldiği toprakların yakınındaki Cizre’de vurulduğu gün.

Miray İnce’nin kanlar içindeki fotoğrafının sosyal medyada dolaşımına, dayanılmaz rahatsızlık vermesinden ötürü, anlaşılır nedenlerle tepki gösterenler de oldu.

O nedenle, fotoğraf yeri boş bırakılmış, “Bu cüzdana 15 yaşından itibaren fotoğraf yapıştırılır” yazılı fotoğrafsız “TC Kimlik Belgesi”ni bu yazıya iliştirmekle yetiniyorum. 

Aylardır sokağa çıkma yasakları altında nefes aldırılmayan yerlerin başında gelen Cizre’de 27 Eylül günü doğmuş bir bebek için ne zaman, kim, vakit bulabildi de nüfus kağıdı çıkarabilmiş, ilginç doğrusu... Acaba, dedesi Ramazan İnan mıydı Miray'ın nüfus kağıdını çıkaran?

 Bu arada, kimi insanda “gelecek umudu”nu besleyen “devlet”in ve “hükümet”in vatandaşlarına ilişkin olarak tümüyle “merhamet ve vicdan yoksunu” olmadığı duygusu veren açıklamalar da işitiyoruz. Örneğin, Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki sokağa çıkma yasakları sonrası çatışmalar nedeniyle harap olan binaların hasar tespit çalışmasından geçeceğini” belirterek, şunları söylemiş:

“Yıkım işini yaptıktan sonra orada mağdur olan vatandaşlarımızı geçici olarak bir yerde ikamet ettiririz, daha sonra kentsel dönüşüm bizim bakanlığımız bünyesinde de olabilir, TOKİ bünyesinde de olabilir, yeni yaşam alanları sağlamak lazım… Kentsel dönüşümle de birlikte özellikle orada daha yaşanabilir, altyapısı daha bitmiş, sosyal donatıları tamamlanmış, insanların daha kaliteli bir yaşam mekanına da sahip olmasının öne açılacaktır. Nihayetinde orası da biraz daha çarpık yapılaşmanın olduğu bölgeler oldu. Her ilimizde var bu, orada da vardı. Bu vesileyle bu çarpık yapılaşmanın mağduriyetini de ortadan kaldırmış oluruz diye düşünüyorum.”

Zaten “havuz medyası”nın önde gelen bir gazetesinde önceki gün “müjde” verilmişti; “Diyarbakır’ın kimliği” demek olan Suriçi’nin çatışmalar bittikten ve “enkaz temizlendikten sonra yeşil alan haline getirileceği ve TOKİ’nin orada konut inşa edeceği” haberi gazetenin manşetinde yer almıştı.

Söz konusu manşeti izleyen Çevre Bakanı’nın böyle bir açıklaması daha da “ferahlatıcı” oldu. Diyarbakır Suriçi’nde, Silvan’da, Silopi’de, Gever’de, Kerboran’da, Nusaybin’de ve Cizre’de yaşayan vatandaşlarımız, aylardır süren çatışmalar sayesinde “çarpık yapılaşma”dan ve bunun getirdiği “mağduriyet”ten kurtulmuş olacaklar.

Üç aylık Miray İnce’nin talihsizliği, kendisinden üç yaş büyük Alan Kürdi gibi “mağduriyet”ten kurtulmuş bir ömrü göremeden, çok erken bir vakitte son nefesini vermiş olması.

Onun talihsizliği, belki de 55474648586 numaralı bir kimlik belgesine sahip olmasıydı...

Kimbilir...