ABD, IŞİD'le mücadele ve Kürtler...

Amerikan hava desteği olmadan IŞİD'e karşı savaşmak ve sonuç almak mümkün değil. Ve, en az şu dönemde, Kürtler olmadan IŞİD'e karşı "kara savaşı"nda yol almak da mümkün değil.

Şengal’in (Sincar) düştüğünü yolda radyodan öğrendim. Peşmerge birliklerinin Ezidilerin merkezini IŞİD’den temizlediği haberinin ardından, Mesut Barzani’nin zafer konuşmasını dinledim. Kürtler, “kaybolan itibarları”nı geri almışlardı.

Kürtçesi ile Şengal’in, Arapçası ile Sincar’ın, 2014 ayında IŞİD’in eline düşmesiyle Suriye’de “İslam Devleti” başkenti olarak işlev gören Rakka ile IŞİD’in bugüne dek en büyük başarısı olan Musul arasında doğrudan bir irtibat sağlanabilmiş ve “İslam Devleti” toprakları, daha sonra Irak’ın el-Anbar vilayetinin merkezi olan Ramadi’nin ele geçirilmesiyle Büyük Britanya’dan büyük bir alana hükmeder olmuştu.

Türkiye’nin yanıbaşında, İngiltere, İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler toplamından daha geniş bir alanda yerleşmiş bir güçten söz ediyoruz.

Bu alanda “Sincar Dağı”nın bir “beşeri” bir de “coğrafi-askerî” açıdan önemi vardı. Beşeri açıdan önemi, bölge, Ezidi inancına bağlı insanların yoğun yerleşim alanıydı ve IŞİD’in eline geçmesinden sonra, yüzlerce Ezidi öldürülmüş, binlerce köle yapılmış, Ezidi kadınları cariyeleştirilmişlerdi. Büyük bir insanlık ayıbıydı.

Coğrafi-askeri açıdan ise, Musul-Rakka bağlantısını kontrol ediyor olduğu için önemliydi. Kaybedilişinde peşmergenin tek bir kurşun atmadan çekilmesi, Mesut Barzani’nin Kürdistan Bölge Yönetimi açısından büyük itibar kaybına yol açmıştı. Ayrıca, Şengal’den sonra Erbil ve hatta Kerkük’ün tehdit altına girmesini, son derece ağır Amerikan hava harekâtı önlemişti.

Zaman içinde, Sincar Dağı’nın belli bölümleri PKK’lılar ve daha sonra yeniden savaş için eğitilen peşmergeler tarafından, Amerikan hava desteği altında IŞİD’den temizlenmişti ama şehirin kendisi kurtarılamamıştı.

Bu arada, tam iki hafta önce Londra’da RUSI’de (Royal Institute of Services Institute for Defence and Security Studies – Savunma ve Güvenlik Çalışmaları Hizmetleri Kraliyet Enstitüsü) bir konuşma yaptığım gün, Şengal’deki son gelişmelerin farkına varmıştım. İngiltere’de Chatham House, dış politika alanındaki bir numaralı düşünce kuruluşu sayılıyor, RUSI de “güvenlik ve savunma” alanında.

Konuşmamın ardından, dünyanın önde gelen bölge uzmanlarından Bill Park, bana bir soru yöneltmiş, “Peşmerge ile PKK arasındaki Şengal’deki işbirliğini nasıl açıklayabileceğimi” sormuştu.

Dürüstçe cevap verdim, “bunu duymadığımı” söyledim; çünkü gerçekten haberim yoktu. Ama ekledim:

“Böyle bir durum varsa, Türkiye, şu sırada, PKK ile savaş halinde bulunduğuna, Barzani Yönetimi ile ise en sıcak ilişkilere sahip olduğuna ve her iki Kürt taraf, bir yıldır tam da Şengal üzerinde şiddetli bir rekabete tutuşmuş olduklarına göre, sözünü ettiğiniz yakınlaşmayı ancak ABD sağlayabilir ve bu, ABD desteğinde Şengal’in IŞİD’den temizlenmesi operasyonunun başlatılmasının habercisi olabilir.”

İki haftadır da Şengal’e ilişkin gelişmeleri dikkatle izlemeye başladım. Önceki gün, Peşmerge’nin Şengal’e karşı harekete geçtiği haberleri geldi; dün de kurtarıldığı...

Haberi dinledikten sonra ilk iş olarak, New York Times’ın online sitesine göz attım. Anında önemli haberler gazeteye yerleştirilordu. Nitekim, manşet kenarında “Sincar-Irak” mahreciyle geniş yer verilen “Sincar’ın IŞİD’den kurtarılışı”, bu sayede “Musul-Rakka bağlantısı”nın kesilişi haberini okurken, şu satırlar özellikle dikkatimi çekti:

“İslam Devleti’nin 15 aydan fazla bir süredir vahşi hükümranlığı altında bulunan, Kuzey Irak’taki bu şehri elde etmek için başlatılan büyük taarruzun ikinci gününde, Cuma sabahı Kürd ve Ezidi savaşçılar, Sincar’ı geri aldılar.

Kürt hükümetinin peşmerge güçleri doğudan gelerek ve boş evlerini enkazı ve delik deşik kepenkleriyle boşaltılmış dükkanların yanından geçerek, yıkılmış haldeki şehrin merkezine doğudan ilerlediler. Şehir merkezinde, Suriye’de üstlenmiş bulunan ve batı yönünden ilerlemiş olan YPG adlı ayrılıkçı bir grup ile Kürdistan İşçi Partisi ya da PKK’nın savaşçılarından oluşan bir Kürt gücüyle buluştular.

İslam Devleti’nin 2014 Ağustos’unda Sincar’a zaptetmesinden sonra çok sayıda mensubunun ırzına geçilmiş, köleleştirilmiş ve öldürülmüş olan Ezidi dini azınlığı da çatışmada rol aldı…

?Birçoğu farklı bayraklar dalgalandıran Kürt ve Ezidi kuvvetler taarruza katıldılar. Bunlar, Tümgeneral Aziz Veysi kumandasındaki Kürt Zerevani Kuvveti’nin (en seçkin peşmerge birliği) ve Kürt peşmergenin Ezidi mensuplarıydı. Ama, YPG gibi, Haydar Şeşo komutasındaki bağımsız Ezidi milislerin savaşçıları da taarruzda yer aldılar…

Haftalardır Amerikan savaş uçakları, yaklaşan Kürt taaruzu için İslam Devleti’nin direncini kırmaya çalışıyorlardı. Perşembe günü, en az 30 hava saldırısı yapılmıştı. Sonuçları apaçıktı. Birçok ev ve bina ciddi hasar görmüş ve blokların tümü bir enkaz tarlasına dönmüştü…

Agit Kalari adını kullanan PKK’nın askeri lideri, komutasındaki güçlerin, şehrin içindeki bazı mahallelerin yanısıra, Sincar belediye binasını ve diğer idarî merkezleri, büyük bir buğday silosunu ve hastane binasını ele geçirdiklerini söyledi ve şehrin ilk savunma hattında bulunan kum torbalarıyla tahkim edilmiş bir binanın içinde yaptığı açıklamada, ‘Sabah saat 6’da Sincar’daydık. Peşmergeden dört saat önce geldik. Biz şehri kurtardıktan sonra peşmerge Toyotalarıyla geldi” dedi.”

Amerikan hava desteği olmadan IŞİD’e karşı savaşmak ve sonuç almak mümkün değil.

Ve, en az şu dönemde, Kürtler olmadan IŞİD’e karşı “kara savaşı”nda yol almak da mümkün değil.

Amerikan eşgüdümü olmadan, Kürtlerin de, IŞİD’le mücadelesinde somut sonuç elde etmeleri mümkün değil.

Bu arada, IŞİD’e karşı mücadelede, Washington’un gözünden bakıldığında, Irak sahası, Suriye sahasından “daha ön plânda” görünüyor. Suriye’de IŞİD’e karşı askeri faaliyetin Haseke’nin güneyinde cereyan ettiği dikkati çekiyor. Amerikan hava bombardımanı orada yoğunlaşmış durumda. YPG ve bazı Arap aşiretlerinden toplanan ve Amerikan desteğindeki silahlı unsurlar, o bölgede hareket halindeler.

Söz konusu bölge, bir yandan IŞİD’in Suriye petrol havzaları üzerindeki hakimiyetini kırmaya hedeflerken, bir yandan da Rakka-Musul bağlantısını toptan kopartmayı ve Rakka-El Anbar (Ramadi) bağlantısını kesmeyi öngörüyor.

Bu durumda, Türkiye’nin Antalya’da Obama’ya bastıracağı sanılan Kilis-Halep arasındaki alanda “terörden temizlenmiş bölge” (bu, “Güvenli Bölge”nin yeni adı oluyor) ve “uçuşa yasak bölge”nin ne ölçüde  Washington bakımından “öncelik” taşıyacağı anlaşılabiliyor.

Zaten, Obama’nın “Koalisyon Özel Temsilcisi” General (Em.) John Allen, önceki gün –görevinin son günü- (CNN International’a) verdiği son demeçte, “Güvenli Bölge ihtimali”ni “astarı yüzünden pahalı” diyerek elinin tersiyle bir kenara itti.

Peki, Türkiye’nin Suriye’ye “karadan girmesi” konusu ne olacak?

ABD, “Biz de varız” demeden, yani Davutoğlu’nun sözünü ettiği “entegre strateji” olmadan, Türkiye, tek başına girmez, giremez. Öyle bir durum, şu sırada gözükmüyor.

Merak etmeyin…