Abdullah Gül ve 'E Pluribus Unum'...

TBMM açıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, üzerinde uzun süre çalıştığı bir konuşmayla TBMM'nin yeni yasama yılını açtı. Herkes gibi ben de konuşmanın içeriğini ve değişik siyasi güçlerin konuşmanın içeriğine ilişkin değerlendirmelerini merak ediyordum.

TBMM açıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, üzerinde uzun süre çalıştığı bir konuşmayla TBMM’nin yeni yasama yılını açtı. Herkes gibi ben de konuşmanın içeriğini ve değişik
siyasi güçlerin konuşmanın içeriğine ilişkin değerlendirmelerini merak ediyordum.
Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında ağırlığı ‘açılım’a vereceği bir sır değildi. Önemli olan hangi sözcükleri seçerek bunu yapacağı, nasıl bir vurgulamayla konuşmasını süsleyeceği idi.
Abdullah Gül’ü dinlerken ‘birleştirici’ olmaya özen göstermeye çalıştığını fark ettim. Konuşmasını tamamladıktan sonra, metni birkaç kez okudum. Zarfa mazruf kadar önem verdiğini gördüm. Abdullah Gül, ‘uslûp’ olarak da Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Devlet Başkanı’ olarak bir konuşma hazırlamayı esas almıştı.
Konuşmasının ardından İsmet Berkan, konuşma içeriğinin DTP’lileri ‘kesmeyeceği’ tahminini iletti. Konuşmanın, esas olarak, içinde farklılıklara ne denli gönderme yapmış olursa olsun ‘tek millet, tek devlet, tek bayrak’ üçlemesine uygun düştüğünü belirtti.
Bir Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın 2009 yılında TBMM açılışında bu ‘üçleme’konusunda bir tereddüt yaratacak bir konuşma beklenmemeli. Beklenmesine de gerek yok. Bu ‘üçleme’nin içini nasıl doldurduğuna dikkat etmek gerekiyor.
Konuşmasının ilk bölümü ‘çağdaş demokrasi’nin doğru tanımları üzerine yoğunlaşmıştı. Bu bölümde “Birlik fikrini koruyarak farklılıkları yönetme, modern demokrasilerin..  en ciddi sınavıdır. Demokratik rejimler, birbirinden farklı düşünen ve yaşayan bireyleri kucaklayan, çoğunluktan farklı düşünenlerin de hak ve özgürlüklerini teminat altına alan bir siyasi, kültürel ve hukuki düzen sunabildiği takdirde başarılı sayılmaktadır” dedi. “Milletin birliğini ve millet içindeki çeşitlilikleri aynı derecede kollamak, birlik ile çeşitliliği birbirinin alternatifi değil destekleyicisi olarak konumlandırmak ve korumak modern demokrasilerin omurgasıdır... Demokratik devlet, farklı olan tek bir kalıp içerisinde eritmez ve ötekileştirmez...” diye devam etti.
Abdullah Gül’ü dinlerken aklıma Amerikan paralarının üzerinde yazılı, Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal armasındaki Latince sözcükler geldi: ‘E Pluribus Unum’.
‘Birlik içinde çokluk’ anlamında. Yani, bunu ‘farklılıklar’ın ‘birlik’ içinde korunması şeklinde de tercüme edebiliriz.
Abdullah Gül’ün konuşması, işte bir tür ‘E Pluribus Unum’ konuşmasıydı...
***
İsmet Berkan’ın tahmini doğrulanmadı. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Cumhurbaşkanı’nın konuşmasını değerlendirirken şunları söyledi:
“Gerçekten bugün söyledikleri Anayasal güvenceye bağlandığı takdirde bence sorun aşılmış olur. Önemli bir konuşmaydı. Farklılıkları zenginlik sayan, farklı kültürlerin kendini yaşatmasının demokrasi gereği olduğu söylemleri önemliydi. Önemli tespitlerdi. Demokratik Türkiye’nin, demokratik Cumhuriyetin, halkın beklentisi budur. Bunlar önemli şeyler, ama bunların hukuk ve Anayasal güvenceye kavuşturulması gerekir.”
Bu da zaten yeni yasama yılına giren TBMM’nin işi.
Ne var ki, TBMM sıralarında oturan diğer muhalefet liderleri Ahmet Türk ile aynı kanıda gözükmüyorlar. DTP’nin tersten bir ‘replikası’ olduğu izlenimini veren MHP’nin genel başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Gül’ün konuşmasına yorumu şöyle:
“Sayın Cumhurbaşkanı’nı çok dikkatli şekilde dinledim. Farklılıklar ülkesinden gelen konuk bir Cumhurbaşkanı gibi konuştu. Metnin hiçbir yerinde Türk kavramına yer vermemiş olması bizi ayrıca üzdü.”
Devlet Bahçeli’nin değerlendirmesi, durduğu nokta ile uyumlu ve tutarlı. MHP Genel Başkanı, Türkiye’de ‘farklılıkları reddetme’ üzerinden siyaset yapıyor. Tam da Abdullah Gül’ün konuşmasında işaret ettiği ‘Demokratik devlet, farklı olanı tek bir kalıp içinde eritmez’ yaklaşımının muhatabı gibi duruyor. Bahçeli’nin Türkiye kurgusu, farklılıkların ‘tek bir kalıp içinde eritilmesini’ öngörüyor.
Bu bakımdan, Cumhurbaşkanı’nın konuşmasının tüm ruhu ile MHP’nin durduğu, ‘zamanın ruhu’na aykırı düşen nokta arasında bir uyumsuzluk var.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın değerlendirmesi ise, şu anda hükümete yönelik ve önümüzdeki dönemde yürüteceği polemik için bir ‘ön hazırlık’ kıvamındaydı. Değerlendirmesi şöyle:
“Konuşması çok gerginlikler yaratan hükümet politikasını savunmaya ve sahiplenmeye yönelik hazırlanmış. Toplumun büyük bölümünün görüşlerini (Bunu CHP ve MHP diye okuyabilirsiniz. cç) paylaşmayan bir proje. Ortadaki sorunu biz çözmezsek terör çözer dedi. Bu ifadeyi Cumhurbaşkanı’ndan dinlediğimizde yüreğim kanadı.”
Deniz Baykal’ın ‘Sanço Panço’su’ Onur Öymen’in değerlendirmesi ise ‘Terörle mücadeleden vazgeçildiğini gösteren bir konuşmadır’ oldu.
Parlamentoda temsil edilen siyasi parti liderlerinin tepkilerine ve değerlendirmelerine bakarsanız, ‘Garp Cephesi’nde Yeni bir Şey Yok’ hükmüne varabilirsiniz.
Oysa var.
***
Ne var?
TBMM’nin dünkü açılışında başta Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ olmak üzere TSK’nın yüksek komuta heyetinin yer almış olmasının çok önemli bir ‘sembolizm’ taşıdığını gözden kaçırmamak gerekiyor.
Abdullah Gül, iki yıl önce Cumhurbaşkanı seçildiği gün TBMM çatısı altında yemin edecek iken, dün kendilerine ayrılan sıraları dolduran komutanlardan hiçbiri gelmemiş, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını bir nevi ‘boykot’ ettikleri mesajını vermişlerdi.
Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, daha sonra da TBMM’deki hiçbir toplantıya -Obama konuşması hariç- katılmadılar ve katılmama gerekçesinin TBMM’deki DTP varlığı olduğu biliniyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBMM’yi açış konuşmasının ağırlığının ‘Demokratik Açılım’ olacağı önceden kuvvetle tahmin edilir hatta bilinirken ve TBMM sıralarında söz konusu konuşmayı ‘olumlu’ karşılayan DTP’liler otururken, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da yerini almış olmasının, kuşkusuz, bir anlamı bulunmalı.
Bu arada Başbakan Tayyip Erdoğan’ın DTP milletvekillerini ilzam eden ‘ifade krizi’ni aşabilmek için ‘Anayasa değişikliğine gidilebileceği’nden dün söz etmiş olmasını da, yeni yasama yılının ‘ilk hayırlı mesajı’ olarak görmek mümkün.
Önümüzde çalkantılı ve heyecanlı günlerin uzandığı kesin. Ancak, Türkiye, geleceğe doğru yürüyüşüne devam edeceğe benziyor.
Bu da kesin gibi...