'Açılım' ve Dersim'le ortaya çıkan Ak Parti ve CHP

Şu 'Açılım'ın en önemli yanlarından, hatta sonuçlarından biri Türkiye'nin 'siyaset denklemi'nin, bir başka deyimle 'siyasi kimlikleri'nin yeniden ve gerçekçi biçimde tanımlanmasına vesile olması oldu. Öncelikle ve özellikle iktidar partisinin ve ana muhalefet partisinin.

Şu ‘Açılım’ın en önemli yanlarından, hatta sonuçlarından biri Türkiye’nin ‘siyaset denklemi’nin, bir başka deyimle ‘siyasi kimlikleri’nin yeniden ve gerçekçi biçimde tanımlanmasına vesile olması oldu. Öncelikle ve özellikle iktidar partisinin ve ana muhalefet partisinin.
Ak Parti’nin ‘siyasi kimliği’ partinin lideri Tayyip Erdoğan’ın ‘Açılım’a ilişkin konuşmalarından ve açıklamalarından yola çıkılarak yeniden belirleniyor ve yeniden tanımlanıyor.
Aynı şekilde, CHP’nin ‘siyasi kimliği’ de Onur Öymen sayesinde, onun ‘Dersim tanımı’ üzerinden harekete geçen dinamiklerle yeniden tanımlanıyor veya farkediliyor.
Ak Parti’ye ilişkin ‘yeni algılama’ özellikle Radikal tarafından yansıtıldı. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, Tayyip Erdoğan’ın partisinin Kızılcahamam toplantısında ‘Açılım’a dair yaptığı konuşmaları ‘Zihniyet Devrimi’ olarak niteledi. Berkan, Ak Parti liderinin (aynı zamanda Başbakan, malum) seçtiği sözcüklere, yaklaşımına dikkati çekerek, bunun bugüne dek ‘hiçbir merkez sağ partide rastlanmadık’ cinsten olduğunu vurguladı.
Gazetenin Ankara Temsilcisi Murat Yetkin ise benzer bir heyecan duygusuyla Tayyip Erdoğan’ın ‘Sizin hiç evladınız öldü mü, sizin köyünüz yakıldı mı?’ şeklindeki soru niteliğindeki sözlerin Diyarbakır kamuoyundaki güçlü ve olumlu yankısını aktardı.
Bana kalırsa, bunlar gecikmeli bir kavrayışı yansıtıyor. Eğer Ak Parti’nin kuruluşu, 2002 seçim programı, iktidarının ilk yıllarındaki AB doğrultulu- ‘icraat güzergâhı- ve Tayyip Erdoğan’ın kişiliği ön yargılardan arındırılarak doğru okunabilseydi, bu hükümlere çok önceden de pekâlâ varılabilirdi.
***
İşin ilginç yanı, Tayyip Erdoğan’ın kendisi de dahil Ak Partililerin önemli bölümü partilerinin ‘siyasi kimliği’nin aslında ne olduğunun pek ayırdında sayılmazlardı. Türkiye’deki medya dilinin Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra hükmü kalmamış ‘sağ-sol’ ayırımına onlar da kapılmışlardı.
2002 seçimlerinin hemen sonrasında Kanal 7 Televizyonu’nda benim katıldığım bir haber saatinde -’Anchorman’ Ahmet Hakan idi- Ak Parti’nin kendisini ‘sağ’ ve ‘muhafazakâr’ olarak tanımlamasının doğru olmadığını, dayandığı toplumsal kesimlerin ve seçmen tabanının, örneğin Avrupa sol partilerinin dayanmayı ve seçmen olarak tasarladığı kesimler ile benzerlik gösterdiğini söylemiştim. Muhafazakârlık ise Avrupa siyasi terminolojisinde ‘tarihi anlamda aristokrasi arka planına ve burjuvazinin bazı bölümlerinin çıkarlarını temsili’ne dayandığını, Ak Parti’nin bunlarla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, tersine ‘devrimci-reformcu’ konumda yer aldığını da sözlerime eklemiştim.
Aynı programa katılan, şimdi olduğu gibi o vakitte de parti liderinin çok yakınında yer alan milletvekili Ömer Çelik, itiraz etmiş, ‘muhafazakârlık’ tanımında direnmişti. Tayyip Erdoğan da öyle düşünüyordu. Kastedilenin Türkiye ölçeğinde ‘dini duyarlılık’ olduğunu, ‘muhafazakârlık’ ile ‘dini duyarlılık sahibi’ olmanın eşanlamlı algılandığını elbette biliyordum ama Ak Parti’nin kendisini ‘muhafazakârlık’ ile tanımlaması, kendisine haksızlık etmenin yanısıra ‘temsil gücü’ ve ‘siyasi rolü’nü daraltıcı nitelikte idi.
Şimdilerde, ‘Açılım’ın harekete geçirdiği dinamikler sayesinde Ak Partili olmayanlar tarafından ‘doğru teşhis’ konulmaya başlandı.
‘Açılım’ın harekete geçirdiği dinamikler, -şu ara Kürtlerden de daha ön planda Aleviler ve özellikle Kürt Aleviler için- Ak Parti’nin ‘zihniyet haritası’nı, ‘söylemi’ni, ‘Türkiye kavrayışı’nı değiştirecek yönde gelişiyor.
Dersim konusu bu anlamda CHP’de hasar açmakla kalmadı; Ak Parti’nin dar çerçevede bir ‘Sünni-Hanefi’ parti olmaktan çıkartacak ve bir ulusal-modern Türkiye partisi olmasının alt yapısını oluşturmaya başladı.
Ak Parti, Türkiye’nin 81 ilinin 80’inden milletvekili çıkaran, bu açıdan tek ‘ulusal parti’ idi zaten. Ne ilginç bir paradoks ki, Ak Parti’nin milletvekili çıkaramadığı tek il Tunceli (Dersim yani). Ak Parti’nin Türkiye harcını oluşturan kimlikler arasında en zayıf olduğu ise ‘Aleviler’.
‘Açılım’ ile açılan ‘Dersim Dosyası’, bu ‘denklemi’ tersyüz etmeye vesile olabileceği anlamda, Türkiye tarihinde belirleyici rol oynayacak önem taşıyor.
***
Açılan ‘Dersim Dosyası’, CHP ile Aleviler, daha arka planda ve daha da belirleyici önemde ‘Kemalist ideoloji ile Aleviler’ arasındaki görüntüdeki ‘Katolik nikâhı’nı bozucu bir işlev görüyor.
Alevi toplumumuz içindeki kaynaşma ‘Hafıza-yı Beşer’e emanet edilemiyor bir türlü ve üzerinden iki hafta geçmesine rağmen durulmuyor. Tersine
her geçen gün yeni bir ivme kazanarak, artıyor.
Bu kabaran kaynaşma halinin en çarpıcı göstergelerinden biri, Avrupa’ya Onur Öymen’in kundakladığı yangının ‘itfaiyecisi’ rolünü üstlenerek giden Kemal Kılıçdaroğlu’na gösterilen tepkiler.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi çok ilginç sayılmaz. O bir ‘prototip’. Bugüne dek Alevileri dışlamış rejim ile -Aleviler üstelik katliamla ezilmiş Dersimli Kürt Aleviler- arasındaki ‘Alevi kökenli’ sahte yapıştırıcılardan biriydi.
Ona yönelik ‘Alevi başkaldırışı’ bir bakıma Alevilerin on yıllardır yerleştikleri siyasi konum ve ‘Kemalist ideoloji’yle yüzleşmelerinin anlamlı bir başlangıcı sayılabilir.
Bir ara, Deniz Baykal’a alternatif olarak ‘projelendirilen’ Kemal Kılıçdaroğlu’nun haline bakınız; Deniz Baykal-Onur Öymen hattının, yani bunca yıl Alevilerin desteğiyle esas olarak Alevileri dışlamış, zamanında onlara katliama uğratmış ve bunun sıkıntısını da hiç duymamış -bakınız Onur Öymen’in TBMM konuşması- rejimin kalkanı rolüne soyundu. Avrupa’da Aleviler bu rolü yutmadılar, kabullenmediler.
Türkiye’nin ‘siyasi denklemi’ radikal biçimde, Dersim üzerinden değişiyor. Herkes onunla birlikte değişiyor. Herkes yerli yerine, üstlendiği sahte kimliklerle değil, gerçek haliyle oturuyor.
‘Açılım’ sayesinde.
‘Açılım’ Türkiye’yi olumlu biçimde değiştirmeye başladı bile...