Ankara Katliamı'nın alınmamış dersleri...

Türkiye'nin en tepesindeki "karar vericiler"in öncelikle IŞİD'e karşı aymazlıklarının hesabını vermeleri gerekecek. Tek başına Radikal, neredeyse, devletin tüm kurumlarından daha yol gösterici oldu. Radikal'i izlemiş olanlar, Suruç ve Ankara katliamlarının bağıra çağıra gelmiş olduğunu görürler.

Türkiye’nin en tepesine yerleşen, Cumhurbaşkanı, Başbakan gibi sıfatlar taşıyan “karar vericiler”in, içinde bulundukları –en hafif deyimiyle- akıl almaz “akıl tutulması”, ülkemizin IŞİD kaynaklı kitlesel katliamlara, maalesef, gelecekte de açık bulunduğunu ortaya koyuyor.

Ankara Katliamı’ndan alınması gereken ders alınmamış, benzerlerinin gelecekte yaşanmaması için alınması gereken önlemlere yönelik davranışlara girilmemiş durumda. Acı gerçek böyle.

Böyle olduğunun işaretleri ortada. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ankara Katliamı’nın vukubulmasından üç buçuk gün sonra ilk kez, o da konuk Finlandiya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı vesilesiyle, kameraların karşısına çıkıyor; katliamın failine doğru teşhisi koyarak, net biçimde IŞİD’i teşhir etmek yerine, genel bir terör olgusu vurgusuyla, konuyu, ister istemez, bulandırmış oluyor. Şaka eder gibi, Devlet Denetleme Kurulu’na araştırma talimatı verdiğini söylüyor.

Katliam’ın önlenememiş olmasının doğal sonucu olarak, herhangi bir “demokratik ülke”de yapılması gereken ilk iş olan, bu konuyla ilgili siyasi sorumluluk taşıyan bakanların istifasını önlüyor, onları koruma altına alıyor.

Başbakan Davutoğlu da kalktı, dün, “Saldırılarda hem IŞİD hem de PKK’nın etkin rol oynama ihtimali yüksek” dedi.

Bunu söylediği sırada, “iki canlı bomba”dan ikincisinin de ilki gibi IŞİD mensubu olduğu ortaya çıkmıştı.

Nitekim, 2007-2011 döneminde TBMM Dışişleri Komisyon Başkan Yardımcısı sıfatını taşıyan, eski AKP milletvekili Suat Kınıklıoğlu, sosyal medyada, Davutoğlu’nun bu açıklaması üzerine, önce, “Suriye’de birbiriyle kıyasıya çatışan Selefi IŞİD ile Marksist PKK’nın işbirliği yaptığı algısı yutturulmaya çalışılıyor. Seçim malzemesi...” diye tepki gösterdi; ardından “gözlem”ini şöyle dile getirdi:

“Sayın Başbakan, bu ifadesinden sonra hangi veriler ışığında böyle bir şey söylüyor, açıklamalı. Yoksa yine birileri ‘al bunu böyle söyle’ mi dedi? Tehlikeli.

Davutoğlu’nun IŞİD ve PKK işin içinde olabilir ifadesi fotoğrafı bulandırmaya yönelik. PKK bu gruba neden saldırsın? Tam bir sorumsuzluk.”

Türkiye’nin en tepesindeki kişiler, Ankara Katliamı’na böyle yaklaşırlarken, Konya’da Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenler için milli maçta saygı duruşunda bir dakika sessiz kalamadan ıslıklayan ve tekbir getiren ahaliye şaşılabilir mi?

IŞİD, Türkiye’ye yönetme iddiasında olanlar ile PKK ile savaş bahanesi üzerinden Türkiye ve Suriye Kürtlerinin önemli bir kesimini hedef alarak yürütülen “bölücü-milliyetçi” siyasetin oluşturduğu “fay kırığı” üzerinden harekete geçen IŞİD’in bundan sonra girişeceği kitlesel katliamları “devlet”in önlemesi mümkün olabilir mi?

Bugün geldiğimiz noktayı çoktan öngörmüştük. Ta 23 Temmuz’da “Türkiye’nin Suriyeleşmesi” başlıklı yazımızda, “Türkiye topraklarının IŞİD'in ‘av alanı’ haline geleceği ve IŞİD ile Kürtler arasındaki çatışmanın Türkiye topraklarının içine de yayılacağı” tespitinde bulunmuştuk.

26 Temmuz’da ise, PKK hedeflerine başlatılan hava harekâtının onunla sınırlı kalmayacağına dikkat çekmiş ve 26 Temmuz’da “Orada da kalmaz; böyle bir ‘dinamik’, HDP’ye baskıya, çok geçmeden Rojava’da PYD’ye karşı eylemlere yani ‘Türkiye-Suriye Kürtleri’ne karşı ‘topyekûn savaş’a doğru yol alır” diye yazmıştık.

IŞİD saldırılarını doğru dürüst teşhis edemeyen Ahmet Davutoğlu, dün ABD’nin PYD’de yardımına da tepki gösteriyor ve “PYD’ye bir silah mühimmat yardımı yapılırsa Kuzey Irak’ta aldığımız tedbir neyse Suriye’ye yönelik de alırız" diyor.

Türkiye’nin ilk Erbil Başkonsolosu olan, eski diplomat Aydın Selcen, bir dönemler bakanı olan kişiyle sosyal medyada alay ediyordu; “Yapıldı. Hadi al” diye yazarak...

Bu arada, Türkiye’yi “Rojava’ya düşmanlık politikası gütmekten vazgeçmeye” çağıran PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, PYD’nin kontrolündeki bölgeye ABD’nin 50 ton silah gönderdiğini “Bize ve müttefik olduğumuz Arap gruplara 50 ton silah gönderildi. Bu daha başlangıç, silahların devamı da gelecek” diye konuştu.

Kürtler ve Arap müttefikleri, Bu silahlarla ve Amerikan-koalisyon hava desteğinde IŞİD’e karşı savaşıp, Rakka’yı IŞİD’den almaya çalışacaklar. Ne yapacak Davutoğlu, Rakka’nın IŞİD’in elinde kalması amacıyla Suriye topraklarında IŞİD’le savaşan PYD’ye karşı harekete mi geçecek? Ne yapacak?

Türkiye’nin “mücadele önceliği” IŞİD’e karşı olmak mı, onunla savaşan Kürtlerle mi? “Tehdit algısı”nda hangisi ön plânda?

İkisi birden eş değer taşıyamaz. “İkisi birden” dediğiniz anda, IŞİD’e ilişkin “zımnî ittifak” içindesiniz demektir. IŞİD de Kürtler ile derinleştirilen bu “fay kırığı” üzerinden Türkiye’de katliam üzerine katliam tezgâhlar.

Türkiye’nin en tepesindeki “karar vericiler”in öncelikle IŞİD’e karşı aymazlıklarının hesabını vermeleri gerekecek. Tek başına Radikal, neredeyse, devletin tüm kurumlarından daha yol gösterici oldu. Ezgi Başaran, “Suruç Katliamı” üzerine 23 Temmuz’da “Yeni Bombalı Saldırı Tahmin Ettiğimizden Daha Yakın” diye yazdı.

“Adıyaman’dan Suriye’ye gençler Cihatçı olmak için gidiyor. Biz defalarca (2013’ten başlayarak) haberlerini yapıyoruz. İsimlerine kadar bir liste halinde biliyoruz. Bizim bildiğimizi devlet bilmez mi?

Eğer biliyorsa, nasıl oluyor da, 2013’te Suriye’ye gidip 2014’te dönen M.G.D’yi takip etmiyor? Nasıl oluyor onun nefesini izlemiyor? Nasıl oluyor onun O.G gibi başka gençleri IŞİD için örgütlemesini gözden kaçırıyor?

Bu bir devlet için büyük bir güvenlik açığı, kocaman bir sarsaklık örneğidir…

Bu olay, ‘Diyarbakır’da bombayı IŞİD’li bir genç patlatmış, fail bulundu’ denip geçilemeyecek kadar mühimdir.

Hatta en mühim konumuzdur. Buna dikkat kesilmemiz için daha kanlı eylemler olması mı gerekiyor?

Yani yeni bir bombalı saldırı tahmin ettiğimizden daha yakın olabilir.

Ağzımızdan, aklımızdan, topraklarımızdan yel alsın.

Lakin hakikat böyle.

Bu kadar tabelaya rağmen yolunu bulamıyorsa bir istihbarat teşkilatı, bundan sonra başımıza gelecek her türlü bu nevi belanın sorumluluğunu boynunda asmış sayılmalıdır."

Bu satırlar 23 Temmuz’da yazıldı. “Ankara Katliamı”nın failleri bu satırların içinden çıktı. Zaten Ezgi, bu satırları yazarken, Radikal’de İdris Emen’in ta 29 Eylül 2013’te “Adıyaman-Suriye Cihat Hattı” başlıklı yazısına gönderme yapıyordu.

İdris Emen’in o yazısında verdiği isimlerden Suruç ve Ankara katliamının failleri türedi. İdris Emen, Ankara Katliamı’ndaki “ikinci bombacı”nın babasıyla yine görüştü ve onun oğlu için “Onu geri getirmek için defalarca Emniyet’e gittim” sözlerini, dünkü haberinin başlığı yaptı.

İdris Emen’in yazdıklarını okumuş ve Radikal’i izlemiş olanlar, Suruç ve Ankara katliamlarının bağıra çağıra gelmiş olduğunu görürler.

Canlı bombalar için dün geçici yayın yasağı geldi. Ama, 2013’ten bu yana Radikal’de yayımlanan yayımlandı. “IŞİD parmak izli” katliamların adeta haberi verilmiş oldu.   

O nedenle, ihmalin, istihbarat açığının, güvenlik zaafiyetinin “affedilir” yanı yok.

Ülkeyi yönetme iddiasında olanlar, Türkiye için “IŞİD’i bir numaralı siyasi, ideolojik ve terör tehdidi” olarak görmemekte ısrar ettikleri ölçüde, ülkemizin geleceğinden kaygılanmak için yeterli nedenimiz vardır.

Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamları tanığımızdır…