"Ayı" ile "dans"...

Şöyle bir Rus özdeyişi varmış: "Ayıyı dansa kaldırırsan, dans, sen vazgeçtiğin vakit değil, ayı vazgeçtiğinde sona erer!"

BRÜKSEL- Türkiye ile “bahar havası”na girdiği görüntüsünü veren AB’nin “başkenti” Brüksel’e ayak basar basmaz, Rusya’nın “haber bombardımanı”nı öğrendim. Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov’un, bir basın toplantısı düzenlediğinden ve Türkiye’nin “IŞİD’le yasa dışı petrol ticareti yaptığı” ve buna üst düzey yöneticilerin ve Cumhurbaşkanı ‘nın ailesinin de karıştığına ilişkin ortaya iddialar attığından haberim oldu.

Rusya Savunma Bakan Yardımcısı, birtakım uydu görüntülerini de paylaşmıştı; BBC Televizyonu bunları gösterip, “Geri dönülmez noktaya gidiliyor” diye yorum yapıyordu.

Buna karşılık, Amerikalılar, örneğin Pentagon yetkilisi Elissa Smith, alelacele, RİA Novosti Ajansı’na açıklama yapıyor ve ''Türkiye hükümetinin IŞİD'le petrol kaçakçılığıyla ilgili bir anlaşması olduğu yönündeki iddiaları reddediyoruz'' diyor.

Amerikan Savunma Bakanlığı yetkilisi, ''Türkiye Suriye sınırında güvenliği artırmak için uluslararası partnerleriyle birlikte gerekli adımları atıyor'' sözleriyle Türkiye’yi arkalıyor ve ''Buradaki amacımız IŞİD'in yasadışı petrol ticaretini önlemek'' diye konuşuyor.

Oysa, Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Anatoly Antonov, Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği iddiasına dair belgeleri de önümüzdeki hafta paylaşacaklarını duyurmuştu.

Türkiye-Rusya krizi ilginç bir noktaya doğru tırmanmaya devam ediyor.

Rusların patlattığı “haber bombaları” ve “iddialar”dan önce, Lavrov’un bugün Belgrad’ta Mevlût Çavuşoğlu ile görüşmeyi kabul edeceği haberi üzerine kaleme aldığım yazımı göndermiş ve Rusya ile içine girilen “kriz”deki “bit yeniği”ne bir kez daha dikkat çekmiştim.

“Kriz”in, Türkiye’nin Batı Sistemi dışına çıkabileceği tüm kapıları kapatıp, mühürlemekte olduğu tespitimi yinelemiştim.

Lavrov-Çavuşoğlu görüşmesi ihtimalinin ortaya çıkmasıyla, bir haftadır “buz kesen” Türkiye-Rusya ilişkilerinin toparlanabilmesi için “’ilk ışık” yanmışken, Rusya Savunma Bakanlığı’nın “Türkiye-IŞİD petrol ticareti” iddialarını ortaya atması neyin nesi oluyor?

Bunu nasıl anlamalıyız?

İyisi mi Brüksel’e yola çıkmadan İstanbul’da yazmış olduğum yazıya geri dönelim… Şöyleydi:

Rusya’nın etkili gazetelerinden Kommersant’ın Putin’e hem yakınlığı ve hem de eleştirisini esirgememesiyle tanınan muhabiri Andrei Kolsenikov, “Türk Cumhurbaşkanı Paris’te Putin’i nasıl aradı?” başlıklı manşet haberinde, “Erdoğan’ın konferans salonundan sık sık çıkıp koridorlarda Putin’le karşılaşma umuduyla dolaştığı”nı ileri sürdü.

Bu iddia doğru mu değil mi bilinmez ama Türkiye’nin Rusya ile durumu toparlamak istediği, Rus uçağının düşürülmesinden sonra gelişmelerin Türkiye’nin istemeyeceği ve Türkiye’ye zarar verecek noktaya sürüklendiği de ortada.

Geçenlerde birisinden duydum, şöyle bir Rus özdeyişi varmış: “Ayıyı dansa kaldırırsan, dans, sen vazgeçtiğin vakit değil, ayı vazgeçtiğinde sona erer!”

Rus savaş uçağının düşürülmesini, Rusya’nın simgelerinden biri olarak kabul edilen “ayı”nın “dansa kaldırılması”na benzetmişti.

Dolayısıyla, Belgrad’daki Lavrov-Çavuşoğlu görüşmesine, durumun düzeleceği umuduyla, fazla bel bağlamak aldatıcı olabilir. (Nitekim, Rus Savunma Bakanı’nın basın toplantısı, “dans”ın daha bitirilmeyeceğini belli ediyor…)

Rusya ile Türkiye’nin Suriye üzerinden sürtüşmesi, “yapısal” özellikler taşıyor.

Eylül ayında  Moskova’da iken, Rusya’nın “Suriye denklemine aktif biçimde dahil olması”nın, Putin’in taktik değil, “stratejik” bir hamlesi olduğunu görmüştüm. Türkiye ile bir “kriz”in tohumları atılmıştı.

Rusya’da, Türkiye’deki iktidar yapısının, gerek “ideolojik kalıplar” ve gerekse “stil” bakımından büyük benzeri var. Bu “benzerlik”, iki ülke arasında ilişkileri “krizden kurtarmak” değil, tam tersine “krize sürüklemek” bakımından güçlü bir potansiyel taşıyordu.

Örneğin, “İslam’a referans” ve “İslamcılık”, Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı için ne ifade ediyorsa, “Rus Ortodoks Kilisesi”, “Ortodoksluk” ve Rusya’nın, “Bizans’ın mirasçısı” yani “Üçüncü Roma” olarak NATO’ya ve aralarında Suriye’de savaşan kendi vatandaşlarının da bulunduğu, kendi tabirleriyle “İslamcı teröristlere karşı Hristiyanlığı”nan tek ve “yalnız” koruyucusu olma “misyonu”, Putin ve “Putinist Rus rejimi” için aynı şeyi ifade ediyor.

Bizde giderek yaygınlaşan “Ecdadımız” edebiyatı, aynıyla Rusya için Çarlık Rusyası’na atıf ile bol bol mevcut.

Putin de, tıpkı bizdeki gibi “sıfır toplamlı oyun” tarzını benimsemiş bir siyaset adamı.

Ayrıca, bizde giderek yol alan “otoriter Tek Adam rejimi”, Rusya’da çoktan kurulmuş durumda. Rusya’nın Çarlık dönemi ve Sovyetler Birliği’nin Çar devamı güçlü liderler geleneği –örneğin Stalin- bugün tartışmasız biçimde Putin ile devam ediyor.

Mazisinde komünist rejimin istihbarat örgütü KGB görevi bulunan Putin’in 2005’ten bu yana en fazla ve sık sık atıf yaptığı düşünür, Vladimir İlyiç Lenin değil. İvan İlyin.

Sıkı bir anti-komünist, komünist rejimin kurulması üzerine ömrünü sürgünde geçirmiş, Rusların ve Rusya’nın misyonu konusunda iddialı bir monarşist ve sıkı bir Rus milliyetçisi olan İvan İlyin (1883-1954).

Putin, İvan İlyin’in bütün eserlerini Rusça’ya çevirtmekle kalmadı, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere bile sempati göstermiş olan ve sürgünde İsviçre’de ölmüş olan bu Rus milliyetçisinin na’şını Moskova’ya getirtti. Törenle gömdürttü ve itibarını iade etti.

Türkiye’de Rusya politikası güdecek olanların, Putin ve “Putinizm”ı bilmeden, anlamadan politika yapmaları, baltayı taşa vurdurur. Dış politika, 1) cehalet; 2) maceraperestlik kaldırmaz.

Türkiye’nin Rusya politikasında son dönemde her ikisinin de mevcut bulunduğu görülüyor.

Rusya’nın Eylül ayında, “Suriye denklemi”ne “askeri olarak” dahil olmasından itibaren, Suriye uçakları için öngörülmüş olan “angajman kuralları”nın gözden geçirilmesi ve modifiye edilmesi gerekiyordu.

Hava sahası ihlalleri, Ekim başında gerçekleşmişti. 3 Ekim’de bir Rus savaş uçağının Türk hava sahasına girmesi üzerine, iki savaş uçağı havalanmış ve Rus uçağını Suriye hava sahasına geri çevirmişti. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Dışişleri’ne çağrılmış ve dikkat çekilmişti.

Bir gün sonra, 4 Ekim’de Türkiye sınırlarına yaklaşan bir Rus Mig-29’u radarlarının, sınırın Türkiye tarafında uçmakta olan iki jet uçağımıza kilitlemişti. 5 Ekim’de bir Rus uçağı sekiz Türk jetine radar kilitlemişti.

Bu gelişmeler üzerine, taraflar arasında üst düzey askeri temaslar kurulmuş ve bu tür gelişmelerin tehlikeli tırmanmanın önüne geçmesi tasarlanmıştı.

Dolayısıyla, 24 Kasım’da bir Rus savaş uçağının 17 saniye süreyle Türk hava sahasına girmiş olmasının “yaptırımı” olarak–başka hiçbir yola başvurmak denenmeden- düşürülmesini, dünkü yazımızda üzerinde durduğumuz “bit yeniği” dışında düşünmek zorlaşıyor.

Eğer, “bit yeniği”, giderek ve özellikle Suriye’de “başına buyruk” görüntü vermeye başlayan Türkiye’deki Erdoğan yönetimini Batı Sistemi içinde “zapturapt” altına almak ise, olmakta olan odur.

ABD Dışişleri Bakanı Ashton B. Carter’ın Türkiye’ye IŞİD’e karşı “gereğince mücadele etmediği”ne ilişkin “bozuk atması”nı bu çerçeve içinde görmek gerekebilir.

Ve, yukarıdaki satırlarla yazıyı noktaladık ve arkasından Rus Savunma Bakan Yardımcısı’nın iddiaları ve Pentagon’un o iddiaları reddetmesi haberi geldi.

Kulak asmayın; Türkiye, IŞİD’e ilişkin olarak, Batı tarafından Suriye politikasında sıkıştırılacağa benziyor.

İşin Rusya kısmına gelince…

“Ayı” ile “dans” devam edecek…