Bağdat'tan dönen 'yanlış hesap' yoksa 'yalancılık' mı?

Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin yaptığı petrol transferi anlaşması Ankara ile Bağdat arasındaki ipleri gerdi. Bir yıl sonra daha da 'dramatik' bir noktaya gelindi Bağdat'la.
Bağdat'tan dönen 'yanlış hesap' yoksa 'yalancılık' mı?

Bomba haber’i bir arkadaşımdan dün öğle saatlerinde öğrendim: “Bağdat dün (cuma) akşamdan itibaren bütün Irak hava sahasını –Kürt bölgesi dahil– Türkiye kayıtlı uçaklara kapattı!”

Bunun doğruluğunu araştırırken ‘bomba haber’, Hürriyet internet sitesinde şu satırlarla yer aldı bile:

“İlk kez Hurriyet.com.tr’nin edindiği bilgiye göre Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında Kürt petrolünün satış ve transferi konusunda bir anlaşmanın imzalandığının ortaya çıkmasından sonra Ankara ile Bağdat arasındaki ipler yeniden gerildi.

Bağdat’taki merkezi yönetimin, dün geç saatlerde Kuzey Irak hava sahasını Türkiye’den gelecek özel uçaklara kapattığı ileri sürüldü. Türk kaynaklar, böyle bir bilginin Ankara’ya da ulaştığını belirterek, bunun doğru olup olmadığının netleştirilmesi için konunun Irak Sivil Havacılık Teşkilatı’na sorulduğunu ve yanıt beklendiğini söylediler.”

Bu gelişmenin en ‘acil’ ya da ilk pratik sonucu; Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın tıpkı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Erbil’de toplanacak olan ‘Petrol ve Doğalgaz Konferansı’na gidemeyecek olması ya da hava yoluyla gidemeyecek olması. Yarın Erbil’de çok önemli ve büyük uluslararası katılım ile bir petrol ve doğalgaz konferansı toplanıyor. Taner Yıldız da bavullarını topluyordu.

Hatırlayalım; geçen yıl aşağı yukarı aynı tarihte, 4 Aralık’ta (2012) toplanan konferansa katılmak üzere havalanan Taner Yıldız’ın özel uçağı, Bağdat’ın Ankara’ya öfkesinden ötürü hava sahasını kapatması üzerine Kayseri’ye iniş yapmak zorunda kalmış, bir anlamda Bağdat, Türkiye’ye kendisinden izinsiz olarak ‘Kürdistan petrolleri’ üzerinde herhangi bir tasarruf hakkı tanımamıştı.

Bir yıl sonra döndük dolaştık, daha da ‘dramatik’ bir noktaya gelindi Bağdat’la.

Taner Yıldız, Bağdat’ın olumsuz tavrı üzerine geçen yıl şöyle bir açıklama yapmıştı:

“Siyasetin enerjiye, enerjinin siyasete zaman zaman yük olduğu bilinir. Ancak enerji omzu güçlenirse bazı siyasi pürüzleri daha rahat kaldırırız. Türkiye, Irak’ın her yerindeki enerji üretimi ihalelerine katıldı. 25 milyar dolarlık projeden, TPAO’nun payına düşen 5 milyar dolar. Sadece Irak’ın kuzeyi ile iş yapma derdimiz yok.

Bugün Irak’ın petrol geliri 100 milyar dolar. Üretimi 2.7 milyon varil. Üretim eğer 8 milyon varile çıkarsa geliri 300 milyar olur. Irak da 3 yılda yeniden kurulur. Biz şeffaflığın gücüne inanıyoruz. Hiçbir şeyin gizli kalmamasını, konuşulmasını istiyoruz. Eğer Rusya ile bunu başardıysak, kardeşimiz Irak ile kardeşimiz Şehristani ile niye başaramayalım diyoruz. Görüşmelerimiz devam ediyor. Tekrar durumu değerlendirdikten sonra kamuoyuyla paylaşacağız.”

Peki şimdi ne oldu?

Ankara ile Erbil arasında yani Türkiye ile Irak Kürdistanı arasında, ‘Bağdat onaylı olmayan’ anlaşmalar imzalandı. Bağdat’ın onayını almak ‘Allah’ın emri’ değil. Bunu yapabilirsiniz ama sonuçlarını bilerek, hesaplayarak, kabullenerek yaparsanız olur. Ama eğer, imzaları atmış olmanıza rağmen “Anlaşma imzalanmadı” diyerek, “Ben nasılsa Bağdat ve Washington’ı arada ikna ederim” hesabıyla tüm dünyayı ve kendi kamuoyunuzu aldatmaya kalkarsanız ve anlaşma imzalandığı ortaya çıkarsa, böyle vahim sonuçları da olur.

Olur da böyle dış politika olmaz.

Daha Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Bağdat ile işleri nasıl yoluna koymakta olduğumuzu, Maliki’nin Türkiye’ye geleceğini, arkasından kendisinin Bağdat’a gideceğini ballandıra ballandıra anlatmasının üzerinden iki hafta geçti geçmedi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, uzun bir aranın ardından kısa süre önce Bağdat’a gitmiş, ‘yeni sayfa’ açılacağını bekler olmuştuk.

Bu gelişmelerin ardından, Bağdat’ın Türkiye kayıtlı uçaklara ‘hava sahasını kapatması’, ilişkilerde beklenen gelişme işareti olabilir mi?

Neçirvan Barzani ziyaretinde, Türkiye ile Irak Kürdistanı arasında çeşitli enerji anlaşmalarının imzalanması söz konusuydu ve ‘imza töreni’ yapılmayınca, bunun gerekçesi “Bağdat ve Washington ile görüşüldükten ve Bağdat ikna edilip onayı alındıktan sonra imzalanacak” haberi sızdırıldı.

Nitekim, bu ‘haber’ üzerine hiç vakit geçirmeden, Bağdat ve Washington’dan açıklamalar yapıldı. Tayyip Erdoğan ile Neçirvan Barzani arasında Ankara’daki üç saatlik görüşmenin hemen ardından, Bağdat’ta Maliki’nin sözcüsü Musavi, “Kürdistan’la boru hattı anlaşması imzalanmasına karşı olduğumuzu Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’ne bildirdik. Böyle bir anlaşma olursa Bağdat-Ankara ilişkileri ciddi şekilde hasar görür” dedi.

Paralel bir açıklamayı ABD Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki, Washington’da yaptı ve o da “Irak federal hükümetinin onayı olmadan Irak’ın herhangi bir kesiminden petrol ihracını desteklemiyoruz. Irak federal hükümeti ve Kürt Bölgesel Yönetimi’ni anayasal bir çözüme varmaya çağırmayı sürdürüyoruz” dedi.

Ben de bu gelişmeler üzerine al-Monitor adlı online gazeteye Türkiye’nin ‘yenilenmeye çalışılan’ dış politikası hakkında yazdığım yorum yazısında şu cümlelere yer verdim:

“Türk dış politikasının en önemli hamlesi ise gerçekten ‘sıfır sorun’ halindeki komşusu Irak Kürtleri ile içine girilen siyasi ve ekonomik yakınlaşmaya ilişkin... Neçirvan Barzani, Ankara’ya geldi. Türkiye ile KRG arasında çoktandır hazır olan petrol ve doğalgaz anlaşmalarının imzası bekleniyordu ama bu konuda daha Bağdat’ın ve Washington’ın rızası yüzde 100 sağlanmamış olduğu için imzalar, birkaç ay öteye, Neçirvan Barzani’nin Bağdat, Nuri al-Maliki’nin Ankara, Erdoğan’ın Bağdat ve Erbil ve Mesut Barzani’nin Washington ziyaretlerinin sonrasına ertelendi.”

Oysa imzalar atılmış bile! Erdal Sağlam’ın önceki gün Hürriyet’te çıkan ‘3 saatte 6 imza’ başlıklı ‘asıl bomba’ haber yazısından, imzaların atılmış olduğunu ayrıntılı biçimde öğrendik. Erdal Sağlam’ın yazısını okudum ve doğruluğunu ‘birinci el’ sayılabilecek ‘çok sağlam kaynak’tan öğrendim. Çok geçmeden Reuters aynı haberi verdi. Ve bu konuda en önde gelen ‘uzman’ yayınlardan biri olan Iraq Oil Report, Genel Yayın Yönetmeni Ben Van Heuvelen’in imzası ve ‘Turkey, Kurdistan cement massive energy deal’ başlığı ile ‘Bağdat ve Washington’ın son dakikaya kadar aksi yöndeki çabalarına rağmen, çok sayıda anlaşmanın imzalanmış olduğu ve Türkiye’nin özerk Kürdistan bölgesiyle enerji ittifakına gittiğine’ dair haber-yorumu yayımladı.

Arkasından da dün Irak’ın hava sahasının ‘Türkiye’ye kayıtlı uçaklara kapatıldığı’ haberi geldi.

Bu arada dün öğrendiğime göre ‘bizim taraf’ yani Türkiye, Neçirvan Barzani ile imzalar atıldıktan sonra, Bağdat ve Amerikan yetkililerine “İmzalanmadı. Önce Taner Yıldız Bağdat’a gidecek. Onay alacak” demişler. Bunun üzerine Maliki, Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’ne memnuniyetini belirtmiş. Ama ‘imza haberleri’nin yayımlanması üzerine Büyükelçi’yi çağırıp ‘işin aslını’ sormuşlar ve tatminkâr cevap alamayınca, “Taner Yıldız gelmesin” denmiş ve ‘hava sahasının kapatılması’ kararı alınmış.

Kendi payıma, Türkiye ile Irak Kürdistanı arasında sıkı enerji işbirliği yanlısı oldum. Daha önce de yazdığım gibi, 2007 yılı başlarında Kürdistan Petrol Bakanı Aşti Hawrami’yi uzun uzun dinledikten sonra, Referans gazetesinde ‘TSK ile Kuzey Irak’a değil, TPAO ile Irak Kürdistanı’na!’ başlıklı yazıyı yazmış olan da benim.

Mesut Barzani ve Neçirvan Barzani ile bu konuda girişilen işbirliğini de doğru buluyor ve destekliyorum. Ama bütün bunlar ‘yalan söylenerek’ izlenen bir dış politikayı meşrulaştırmaz.

En kötüsü ‘yalan söylemeyi bile beceremeyen’ bir dış politika söz konusu.

48 saat içinde ortaya çıkan ve faturası aylar ve yıllarca ödenecek ‘yalan’ üzerinden izlenmek istenene bir dış politika denebilir mi?