"Biji berxwedana Kobanê"...

AKP iktidarı, "Kobani sınavı" boyunca "IŞİD'in utangaç müttefiki" görüntüsünden kendisini sıyıramadı. Bu yüzden Kürtçe'ye meraklı Başbakan ve kimi zaman "Kürt kardeşlerim" vurgusunu yapan Cumhurbaşkanı şu günlerde Kobani için "Biji Berxwedana Kobanê" diyebilirlerse, çok şey hallolacak. "Çözüm süreci" için de çok iyi olacak.

Kobani’nin kurtuluşunun Kürt halkında muazzam bir sevinç dalgasına yol açması beklenen bir şeydi. Dört aydır Kürtlerin ulusal kimlik inşası bakımından özel bir yeri oldu Kobani’nin.

Ulusal kimlik kimi zaman “simgeler”le, kimi zaman “destanlar”la, kimi zaman da “trajediler”le oluşur. Bu anlamda, nasıl Halepçe 1988, Kürtlerin -ve insanlık değerini yitirmemiş her bir bireyin- vicdanında travmaya yol açtıysa, Kobani 2014-2015 de tam tersine gurur ve özgüven gibi duyguları uyandıracak bir nitelik taşıyordu.

Nitekim Kürtler kendilerinin “Stalingrad’ı” ilân etmiş oldukları Kobani’nin kurtuluşuyla birlikte büyük bir sevince kapıldılar. Coşkuyla kutluyorlar Kobani’nin kurtuluşunu. Havai fişekler, Gever’den Diyarbakır’a, Suruç’a Kürt semalarını renklendiriyor.

Kobani’nin tam karşısındaki Mehser köyüne –iki ay önce ben de orada bulunmuştum- binlerce insan akıyor iki gündür. Urfa-Suruç’taki dostlarım ayrıntılı biçimde anlatıyorlar yaşananları.

Kobani’nin kurtuluşu için her yerde halay çekiliyor.

DAIŞ’in yani IŞİD’in Kobani’den sökülüp atılmasına canı sıkılmış olan Tayyip Erdoğan, “DEAŞ (Cumhurbaşkanı, onu da inatla yanlış söylemeye devam ediyor) oradan çıkmış. Bugün bakıyoruz çiftetelli oynuyorlar” diyerek Kobani’nin kurtuluşunun coşkusunu yaşayan Kürtlerden de alaylı biçimde söz ediyor.

Ekim başında, “Kobani düştü, düşecek” diye temenni-müjde karışımı biçimde konuştuğunda, bütün bölgeyi kasıp kavuran “Kürt öfkesi”ne yol açmıştı. Bu kez de halay çeken Kürtlerden, “Şimdi çiftetelli oynuyorlar” diye alayla söz ediyor.

Beni Yüksekova’dan (Gever) arayan bir dost, “Kürtler çiftetelli oynamaz. Halay çeker. Bunu bile bilmiyor” diye haykırıyordu telefonun öte ucunda. Oysa, muhtemelen biliyor. Asıl sorun zaten burada. Bile bile böyle konuşmasında...

Kobani’nin DAİŞ’ten temizlendiği belli olduğu sırada, Brett Mc Gurk’ün bir tweeti dikkatimi çekti. ABD’nin IŞİD’e karşı Koalisyon’da Başkan Obama’nın Temsilci Yardımcısı sıfatını taşıyan, aynı zaman ABD’nin Irak ve İran’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı olan Büyükelçi Brett Mc Gurk, “Bu cesur savaşçıları tebrik ediyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz #Kobane” diye yazmıştı.

Brett Mc Gurk’ün “cesur savaşçılar” diye tanımladıklarını, Tayyip Erdoğan, “teröristler” olarak nitelemişti. O yüzden, Amerikalı yetkili “tebrik ve teşekkür” ederken, o farklı bir dil tutturuyor. Tutturduğu dil zaten ABD’ye uyarı ve tepki içeriyor.

Aşağıdaki sözlerinden anlayabiliyoruz bakış açısını.

“Orada emniyet sağlamak için hiçbir ülkenin kılı bile kımıldamıyor. Kobani söz konusu olduğunda dünya ayağa kalkıyor küçük bir yerleşim yeri için dünya ayağa kalkıyor. Oradan ayrılanlar bize geliyor. Orada kimse yok burayı bombalıyorlar...”
Sanki Kobani’den insanlar, IŞİD saldırısı sonucunda değil de, gönül rızasıyla Türkiye toprağına geçmişler. “Orada kimse yok burayı bombalıyorlar” diye bir başka “rahatsızlık” ifade ediyor.

Dediklerinde doğruluk payı da var, vermek istediği anlamda olmasa da... ABD’nin başını çektiği Koalisyon, Kobani’ye 600’den fazla hava saldırısı yapmış. Koalisyon’un Suriye’de bıraktığı bombaların yüzde 80’ini Kobani’deki IŞİD üzerine yağmış.

Kobani’de IŞİD’in kayıpları 2000’in üzerinde. “Cesaretlerinden ötürü” ABD’nin “tebrik ve teşekkür” ettiği Kobani’yi savunan Kürt savaşçılar da büyük kayıp verdiler. Şehir boşaltılmamış olsa, dört ay boyunca tümüne yakını yaşanmaz hale gelen şehirde Kürt kayıpları onbinleri bulacaktı.

Cumhurbaşkanı, Kobani direnişi için bir tebrik ve Türkiye’nin bunda rol alan ve çoğu canlarını feda etmiş olan çocukları için de tek bir taziye cümlesi sarfedemiyor. IŞİD’in orayı boşaltmak zorunda kalmış olmasından sıkıntı duyduğunu ise belli etmekten çekinmiyor.

Bunun sebebi var elbette. Cumhurbaşkanı, Suriye’de Kürt özyönetiminden, bunun Türkiye Kürtlerine de “sirayet etmesinden” korkuyor.

Şu sözleri bu korku ve sıkıntının apaçık dışa vurumu:

“Nedir bu? Kuzey Irak... Şimdi de Kuzey Suriye doğsun! Bunu kabullenmemiz mümkün değil. Burada Türkiye olarak üzerimizdeki yükün ağır olduğunun bilincindeyim, biz buradaki duruşumuzu korumak zorundayız. Aksi takdirde Kuzey Irak’tan sonra burada da bir Kuzey Suriye... Bu oluşumlar gelecekte büyük sıkıntılara yol açacaktır.

Bir de şu boyut da var, yani Afrin, Kobani, Kamışlı, bu şeritte böyle bir düzenlemenin yapılması da manidardır…”
Cumhurbaşkanı’nın danışmanlarından biri Kobani kurtulduktan bir gün sonra Erbil’de “Barış süreci, Kürtler için ‘statü’ talebinden vazgeçilmesi üzerine mümkün olabildi” mealinde, doğruluğunu bilemediğimiz bir açıklamada bulunmuştu. Ayrıca PKK’nın seçimlere kadar silahsızlanma baskısı altına sokulmak istendiği de çeşitli beyanlardan anlaşılıyor.

Bunlardan biri de, Başbakan Davutoğlu’nun başdanışmanının HDP’nin yüzde 10 barajını geçme şansını PKK’nın silahsızlandırılmasıyla ilişkilendirmesi oldu.

Bütün bunlardan iktidarın “çözüm süreci”nin parametrelerine ilişkin algısını da sezebilmek zor değil. Bu bakımdan “Kobani zaferi”nde Ankara’nın müttefiki Erbil’in “peşmergeleri”nden çok ABD’den de övgü almış olan farklı bir Kürt gücünün payı olması, iktidarın “çözüm süreci”ne yönelik hesaplarını da bozacak nitelikte görülebilir.

El-Arabiyye televizyonunun önceki gün internet sitesinde yer alan AFP çıkışlı haberinde, “Türkiye’nin koalisyona yegâne katkısı, Kobani’de IŞİD militanlarına karşı savaşmak üzere bir Irak Kürt peşmerge birliğinin Türkiye topraklarından geçmesine izin vermesi oldu” satırı dikkat çekiyordu.

Bu kadarının bile nice baskılar sonucunda çok geç gerçekleştiği biliniyor. Ankara (AKP) iktidarı, “Kobani sınavı” boyunca “IŞİD’in utangaç müttefiki” görüntüsünden kendisini sıyıramadı.

Cumhurbaşkanı’nın Kobani’nin kurtuluşundan sonra söyledikleri de bu görüntüyü teyid eder nitelikte oldu. Bu yüzden, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Diyarbakır’daki “Kobani’ye selam” diye bağırmasının, “güzel Kürtçemizi öğrenmek istediğini” ifade etmesinin pek de hükmü kalmıyor.

Kürtçe’ye meraklı Başbakan ve kimi zaman “Kürt kardeşlerim” vurgusunu yapan Cumhurbaşkanı şu günlerde Kobani için “Biji Berxwedana Kobanê” diyebilirlerse, çok şey hallolacak. “Çözüm süreci” için de çok iyi olacak.

Diyebilmek çok zor değil. Üç kelime:

“Biji berxwedana Kobanê”… (*)

* Yaşasın Kobane direnişi!