Brezilya için Almanya dersleri

Brezilya Devlet Başkanı Dima Rousseff, "Dibe Vuran Ev Sahipleri Alman Devrimi'ni Taklit Etmelidir" başlıklı yazıyı okumalı. Yazı, Almanya'nın 2004 Avrupa Şampiyonası'nı tek bir galibiyet alamadan elenmesinden çıkardığı dersleri anlatıyor.
Brezilya için Almanya dersleri

“Ulusal travma”lar bir ülkenin yaşamında önemlidir. Soğuk Savaş sonrasının “yükselen pazarları” ve “gelişmekte olan ülkeleri” kategorisinde adı Türkiye ile birlikte anılan 200 milyonluk dev Brezilya için, ev sahipliği yaptığı Dünya Kupası’nda alınan 7-1’lik yenilginin de bir “ulusal travma” olduğunu düşünen çok sayıda insan var.

Salı gecesi Belo Horizonte şehrindeki stadda 60 bin seyirci ama dünyada en az yüzmilyonlarca –eğer milyarlarla ifade edilmeyecekse- bir çift göz önünde gerçekleşmiş olan futbol hezimeti için Brezilya’da kestirmeden “katliam” ifadesi kullanılıyor.

Bunun Brezilya’ya etkisi ne olacak? Özellikle Ekim ayında yapılacak olan seçimlerde, ülkede yüzde 51’lik bir desteğe sahip olan kadın devlet başkanı Dilma Rousseff’in iktidarına mal olacak mı?

CNN’nin yıldız gazetecisi Christiane Amanpour, Dilma Roussef ile on dakika süren bir röportaj yaptı ve ilk beş dakikası tümüyle futbol ve “Belo Horizonte katliamı”nın sonuçlarına dairdi.

Dilma Roussef geçen yıl, Gezi’den etkilenerek Dünya Kupası stadyumları için harcanan akıl almaz paralara karşı ayaklanan Brezilya halkının isyanına ilişkin, Tayyip Erdoğan’ın Gezi’ye tepkisinden 180 derece farklı, medeni bir tavır ortaya koymuştu. İsimleri sık sık birlikte anılan Brezilya ile Türkiye arasındaki yönetim farkı, ilkinin lehine olarak geçen yaz ortaya çıkmıştı.

Dilma Roussef, gelinen noktayı bir “ulusal travma” olarak yorumlamıyor hatta onca para harcanarak inşa edilmiş stadyumların Dünya Kupası sonrasında doldurulabilmesi ve Brezilya futbolunun kendine gelmesi için, “Brezilyalı futbolcu ihracatı”nın durdurulması gerektiğini söylüyor. “En iyi oyuncularımızı ihraç ederek bir yere varamayız” diyor.

Gelgelelim, bu kez doğru teşhiste bulunduğu şüpheli. Keşke Amanpour ile konuşmadan önce “Dibe Vuran Ev Sahipleri Alman Devrimi’ni Taklit Etmelidir” başlıklı yazıda sözü edilen “sekiz dersi” okumuş olsaydı.

Yazı, Almanya’nın bugünlere 2004 Avrupa Şampiyonası’nı tek bir galibiyet alamadan ve gruptan çıkamadan elenmesi üzerine “çıkardığı dersler” ve bunları kararlılıkla, sabırla ve ciddiyetle uygulaması sayesinde geldiğini belirterek, “İşte Almanya’nın sekiz dersi” diyerek, bunları sıralıyor.

“Travma”lar fecidir ama bir yandan da gerekli dersleri çıkartıp tekrar yükselebilmek bakımından büyük yarar da sağlarlar. “Uluslar”a, “ülkeler”e, “bireyler”e...

Konumuza dönelim. “Brezilya için 8 Almanya Dersi”:

“ 1. Bir krizin boşa gitmesine asla izin vermeyin. Şu sırada futbolunuza dair her şeyi yeniden düşünmenizden daha büyük hiçbir konsansüsünüz olamaz. Alman dilinde, bu ’saatlerin sıfırlandığı an’dır.

2. Geçmişinizin bir anlamı kalmamıştır. Yani Brezilya’nın beş dünya kupası kazanmış olması bugün hiçbir şey ifade etmiyor. Bu, sadece, futbolda halâ iyi olduğunuz düşüncesiyle kendinizi oyalamanıza yardımcı olur. Hedefiniz Almanya 2018 gibi olmalıdır, Brezilya 1970 gibi değil.

3. Şahısları kınamayın. Brezilya taraftarları Salı akşamı zavallı, bahtsız Fred’e tepki gösterdiler ama ülkenin en iyi hücum oyuncusu olmaması onun kabahati değildi. Başarısız olan sistem idi. Fred sadece bir belirti idi.

4. Futbolda en önemli şey, pastır; top sürmek ya da coşku veya psikoloji değildir. Almanlarda paslaşma geometrisi takıntısı var. Brezilya, bunun tersine, artık taktik üzerinde ciddi biçimde düşünmüyor. Luiz Felipe Scolari ve Brezilya medyası, turnuvanın yarısında Brezilyalı futbolcuların gözyaşlarına takılıp bunun üzerinde durdular, konuştular.
(Brezilya Milli Takım oyuncularının birçoğu milli marşlar okunurken ve gol kutlamalarında sürekli gözyaşlarıyla gündeme gelmişlerdi. Ayrıca, bu “ders”i okuduğumda aklıma Türkiye futbol ortamında, başta medya, “çıkıp sahaya aslanlar gibi oynamak, sahaya yüreğini koymak” söylemi ve bunun ne ölçüde başarı ölçüsü olabileceği geldi… cç)

5. En iyi ülkelerden öğrenin. Nasıl futbol oynanması gerektiğini artık anlamadığınızı kabul edin önce. Almanlar, 2004’te paslaşmayı Hollandalılar ve İspanyollardan, oyun temposunu İngiliz Premier Ligi’nden, azınlıklardan oyuncu devşirmeyi Fransızlardan ve fizik dayanıklılığı Amerikalılardan öğrendiler.

6. Bunun doğal sonucu: Belki yabancı bir teknik direktöre ihtiyacınız var. Klinsmann bir Alman’dı ama uzun süre kaldığı Amerika’da Kaliforniya’ya yerleşti. Brezilya, Ronaldo’nun önerdiği gibi, futbolcularını Dünya Kupası’nda İspanyol Pep Guardiola’nın yönetmesini önermeliydi. Şimdi bir Avrupalı bulun.

7. Çıtayı birinciliğe ayarlayın. Almanya ya da Brezilya için tek amaç, dünyanın en iyisi olmaktır. Euro 2008’de bir genç Alman takımı finale ulaşmış ve finalde İspanya tarafından durdurulmuştu. Almanya’nın teknik direktörü Löw, ikinci bitirdikleri için kendisini kutlamadı. Tersine, ‘Öyle bir takım istiyorum’ diye düşündü ve İspanya gibi olmak için çalışmaya başladı.

8. Hemen iyi olamayacaksınız ama hemen profesyonel olabilirsiniz. Almanya, beslenme, istatistikler, fiziki hazırlık gibi konularda futbola önderlik ediyor. Brezilya da bütün bunları yerine getirmeyi amaç edinmelidir.”
(Simon Kuper, Financial Times, 10 Temmuz Perşembe, s.2)


Uluslararası üne sahip futbol yazarının, Brezilya’ya izleyebileceği (izlemesi gereken) “8 Almanya Dersi” sunduğu yazısında ilgimi çeken bir başka bölüm ise, “Brezilya’nın tek bir dehası var, Neymar. O, kimi zaman Brezilya futbolunun hastalığının gizlenmesine yarıyor. Lionel Messi’nin de Arjantin için benzeri bir geciktirici etkisi var” satırları.

Brezilya’nın “ders almak ve uygulamak” bakımından işinin Almanya kadar kolay olmadığını, gerekçeleriyle anlatan yazı, şu cümlelerle sona eriyor:

“Bütün bunlar öğrenmeyi gerektirir. Fakat 2018 yılında, eğer gidebildiği takdirde 1970’ten ve 'jogo bonito’tan söz ederek gitmenin hiçbir mazereti olmayacaktır. Bunlar ölmüştür.”
Jogo bonito, Portekizce “Güzel Oyun” demek ve Brezilya’nın ilk dünya şampiyonluğu futbola damgasını vurmaya başladığı 1958’den sonra Brezilya futbol tarzı için kullanılmış olan bir niteleme sıfatı. Yani “artık ölmüş olan”dan kasıt, “geçmişin başarıları”yla övünmek ve şişinmek.

Hayat başka yerde, başka türlü devam edebiliyor. Hep ve her konuda böyle oldu ve böyle olacak.

Dolayısıyla, “futbol dersleri”ni de “siyasi dersler” olarak isim ve sıfat değiştirerek değerlendirebilirsiniz. Görünürde “Dünya Kupası Brezilya-2014 Dersleri” onlar. “Metodoloji”, onun ötesinde olduğunun ipuçlarını veriyor.

Söz konusu “dersler”den Türkiye için ne sonuçlar çıkartabileceğiniz ya da ne sonuçlar çıkartmak gerektiği ferasetinize kalmış…