Davutoğlu ve "Türkiye'nin imajı"...

Ahmet Davutoğlu, Türkiye'de AKP iktidarının profilini bozabilecek herşeyi "uluslararası medyanın iddiaları" ve "darbecilik" ile açıklamak gibi tuhaf bir yol izliyor.

Başbakan olduktan sonra Ahmet Davutoğlu hakkında yazmama eğilimindeydim. İki sebepten ötürü. İlki, “atanmış başbakan” olduğu için. Dolayısıyla, Haziran 2015 seçimlerine kadar olan süreyi –daha da önce de yazmış olduğum gibi- “rüştünü ispat” bakımından elverişli görmüyordum.

Bir de, herşeye rağmen, Davutoğlu’nun “akademik kişiliği”ni, “entelektüel donanımı”nı önemsediğim için, günlük köşe yazılarına onu konu etmekten beni alıkoyan bir şeyler vardı.

Ne var ki, entelektüel nitelikleri olduğu düşünülen ve onca yıl dışişleri bakanı sıfatı taşımış birisinden duyulmasında hayret uyandıracak bir yol tutturdu. Salı konuşmasına da, AKP yönetimine yapışan “Batı karşıtı söylem” ve “uluslararası medyadan şikayet” damgasını vurmuştu.

Dünyanın Türkiye karşıtlığının kökünü Davos 2009’daki “one minute”a dayandıran (dolayısıyla ABD ve İsrail’in kastedildiği anlaşılıyor) Davutoğlu’nun konuşmasının şu bölümü, aslında AKP iktidarının “dünyaya bakışı”nın ve kendisine dair “hayal dünyası”nın bir özetiydi:

“… Bunu One Minute’a kadar götürebilirsiniz ama son dört yılda uluslararası medyanın her türlü karalamasına maruz kaldık. Tek hedefleri vardı bir başarı hikayesini karalamak. Neden? Soğuk Savaş’tan bu yana İslam dünyası hep bir kara dünya olarak nitelendirildi. Bir hikaye tüm bu algıyı bozdu. Ak Partinin başarı hikayesi sürekli karalanan İslam dünyası mazlum milletlerin hepsinde bir ümit uyandırdı. Bu başarı hikayesini karalama çabası var. Bu bir yıl içinde iki iddia sürekli gündeme tutuldu: 1 - Otoriterleşme iddiası 2- Türkiye’nin teröre destek verdiği iddiası. Ortadoğu’daki gençler Ak Parti’nin başarı hikayesini görerek yola çıktılar… Makedonya’da bana demişlerdi ki, ‘bize bayrak gönderir misiniz.’ Ben de dedim ki sadece bayrak değil isteyen herkese bayrakla beraber, Türkçe mealli Kuran-ı Kerim ve Türkçe sözlük de göndereceğiz.”
Bu sözler, her sözcüğü üzerinden tartışmaya muhtaç.

Bu arada, Davutoğlu’ndan anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’de “otoriterleşme” yok; bu, Türkiye’nin, “AK Parti’nin tüm İslam dünyasında yarattığı heyecan”dan ötürü yolunu kesmek için “uluslararası medya”nın bir “iddiası”ndan ibaret.

Davutoğlu, bu sözleri sarfettiği sırada, yıllardır Türkiye’de yaşayan Hollandalı gazeteci Frederika Geerdink’i ipe sapa gelmez bir gerekçeyle Diyarbakır’da gözaltına alınmıştı. Hem de Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders, Ankara’da iken.

Frederike Geerdink’in gözaltına alındığını Hollanda Dışişleri Bakanı’nın nasıl öğrendiğini Serkan Demirtaş, Radikal’de şöyle aktardı:

“Salı günü öğle saatlerinde iki gazeteci meslektaşımla Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Ron Keller’in rezidansında Hollanda Dışişleri Bakanı Bert Koenders ile yemek yerken geldi haber ...

Ortam bir anda sessizliğe bürünürken, Dışişleri Bakanı Koenders’in suratındaki şaşkınlık ve şoku rahatça görebiliyordum. İşin çok da ilginç bir tarafı, gazetecinin gözaltı haberinin, tam da masadaki konuşmanın Türkiye ’deki ifade ve basın özgürlüğüne odaklandığı bir anda gelmiş olmasıydı. Bu da şaşkınlığı ve şoku daha da artıran bir etki yarattı. Zaten Bakan Koenders’ın hissettiği şok duygusu Bakanlık adına atılan bir twitle de kamuoyuna yansıtıldı…”

Ahmet Davutoğlu, aynı konuşmasında Meclis Soruşturma Komisyonu’nun kararını da savunmuş ve “oyun bozdukları”ndan söz ederek, “Bugün Türkiye demokratik istikrarını ispat etmiş ekonomik kalkınması sürdüren bir ülkedir. Bu imajı bozacak her türlü çalışmanın karşısındayız” diye devam etmişti.

Bu sözler ağzından çıktığı sırada eski Hazine Müsteşarı, saygın bir maliyeci olan Mahfi Eğilmez, “2001-2014: Tablolarla 12 Yılın Özeti”ni, yani “AKP iktidar yıllarının rakam olarak sicili”ni T-24’de yayımlamıştı. Yorumsuz. Sadece tablolar ve rakamlar.

Türkiye’nin 2002 büyüme ortalaması 6,2; 2003’te 5,3; 2004’te 9,4; 2005’te 8,4; 2006’da 6,9; 2007’de 4,7. Etkileyici bir başarı tablosu.

2008’in son çeyreğinde uluslararası mali kriz, ister istemez, Türkiye’ye de yansıyor. 2008’de büyüme 0,7; 2009’da ise eksi 4,7. 201O’da toparlanılmış, 9,2; 2011’de 8,8. Haliyle, bu rakamlar, 2011 seçim sonuçlarına da yüzde 50’lik oy oranını açıklayacak şekilde yansımış.

Gelelim, 2012, 2013 ve 2014 sonuçlarına. 2012 yüzde 2,2 büyüme oranı, yüzde 6,2 enflasyon oranı veriyor; 2013, yüzde 4,0 ve yüzde 7,4 ve 2014 ise yüzde 3,0’lük bir büyüme oranı (çok düşük) ile yüzde 8,2’lik artış trendindeki bir enflasyon oranı.

Mahfi Eğilmez’in sunduğu veriler ve tablolar, “Türkiye’nin kalkınmasını sürdüren bir ülke” olduğuna dair “imajını bozacak” nitelikte görülebilir. Ne yapacaksınız? Mahfi Eğilmez’i de “gözaltına mı aldıracaksınız?”
Ahmet Davutoğlu, Türkiye’de AKP iktidarının profilini bozabilecek herşeyi “uluslararası medyanın iddiaları” ve “darbecilik” ile açıklamak gibi tuhaf bir yol izliyor.

İyi ve başarılı bir siyaset ve devlet adamı olamayacağının “sinyalleri”ni şimdiden vermeye başladı. Ancak, “tartışılmaz” gibi gösterilmiş olan “akademik nitelikleri” de esaslı bir tartışma konusu olmaya başlanıyor.

Ümit Kıvanç’ın “Pan-İslâmcının Macera Kılavuzu - Davutoğlu ne diyor, bir şey diyor mu?” adlı kitabı Birikim Yayınları’ndan dün piyasaya çıktı.

Ümit Kıvanç, “Bu memlekette insanın yazdığına çizdiğine, söylediğine laf edemeyenler, kişiliğine hakaret eder. Davutoğlu'na besledikleri hayranlık ötesi duygular nedeniyle birilerinin üstüme çullanacağını kestirebiliyorum... Umarım insan harcama gayretleri, bu kitabımda anlattıklarımın tartışılmasını bütünüyle önlemez” diyerek ön almak ihtiyacı duymuş.

Kitabın yazılma gerekçesini “Ahmet Davutoğlu, şu anda işgal ettiği makam ve siyasî pratiği bir yana, hatırı sayılır bir muhafazakâr akademisyen, yazar-çizer kesimince ilah muamelesi yapılan bir insan. Yazdığının bilimselliğinden, söylediğinin sağlamlığından, düşündüğünün derinliğinden en ufak şüphe duyulmuyor. Bu yüzden, onun şah-eserini iç (mantıksal) tutarlılığı ve yönteminin sağlamlık derecesi açısından ele almak önemliydi. Sadece bununla yetinmedim. Söylediklerinin dayanaklarını ve uzanabilecekleri yerleri de görmeye ve göstermeye çalıştım. Ayrıca, Davutoğlu dahil, dünyaya strateji penceresinden bakan ve insan hayatındaki her şeyi monolitik bir gücün (devletin) kullanabileceği araçlar olarak gören kimselerin ilham kaynaklarını da tanıtmaya çabaladım”
diye açıklamış.

Bu arada, “Turkey, Davutoğlu and Pan-Islamism” başlıklı, Davutoğlu’nun “dünya görüşü” ve “siyasi hedefleri”ne dair çok önemli bir çalışması 2014 yılında Survival dergisinde yayımlanmış olan Dr. Behlül Özkan’ın bir diğer önemli Davutoğlu değerlendirmesi haftaya Birikim dergisinin Ocak-Şubat sayısında yayımlanacak.

Behlül Özkan, Davutoğlu’nun son aylarda konuşmalarında özellikle iki kavramın, “medeniyet” ve “restorasyon”un altını çizmiş olduğuna dikkat çekerek, Başbakan’ın görüşlerini “Abdülhamit’in Ruhunu Beklerken: Restorasyon, Medeniyet ve Davutoğlu” başlıklı makalesinde tartışıyor.

Bu yazısı için Davutoğlu’nun 1990’larda İslamcı yayın organlarında yazdığı 300’den fazla makale üzerinde çalışmış.

Yani, “iddialar” değil, “somut veriler” üzerine Davutoğlu değerlendirmeleri.

İnşallah, “Türkiye’nin imajını bozmak çabası” ve “darbecilik”ten ötürü Ümit Kıvanç ile Dr. Behlül Özkan’ın başına bir şey gelmez.