Diren Fenerbahçe ve Beşiktaş...

UEFA kararıyla ne Çarşı Beşiktaşlılığından, ne Fenerbahçeliler Fenerbahçe'den vazgeçecek. Yola devam.

Birisi size gelse ve dese ki, “Cinayetle yargılanacaksın. Mahkemeyle anlaşırsan 10 yıl hapisle kurtulacaksın. Anlaşmazsan, idama mahkûm olacaksın, kellen gidecek. Aklını kullan…”
Ne yapardınız?
İlk tepkiniz, doğal olarak. “Ben kimseyi öldürmedim ki, niçin 10 yıl hapis yatmaya razı olayım” olur. Ama karşınızdaki “Önemli değil. Cinayet işlediğinde ısrar ediliyor. İşlemediğini ispatlamakla boş yere zaman kaybetme de kelleni kurtar. 10 yıl hapis yatarak, hayatını kurtarabileceksin, aksi halde asılacaksın” diye kesin tavır alırsa, ne yapmalısınız?
Karşınızda bayağı ‘büyük güçler’ var. Üstelik, ağzınızdan ‘suçluyum’ ifadesini almak için ‘işkence’ yapılacağı da size hissetiriliyor. Direnir miydiniz?
Fenerbahçe’nin 3 Temmuz’dan (2011) sonra karşılaştığı durum buydu. “Ben cinayet işlemedim” ifadesinde direndi ve idama mahkûm oldu. UEFA’nın disiplin ve son olarak tahkim kurullarından çıkan kararın kestirmeden anlamı da budur.
O nedenle şimdi kalkıp, “Keşke, 3 Temmuz haftasında dönemin –üstelik Fenerbahçeli- Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı M. Ali Aydınlar’ın bir yıl Avrupa’ya gitmeme önerisini kabul etseydi, zira Aydınlar, Fenerbahçe yönetimine ‘Eğer direnirseniz, bir yıldan daha büyük ceza gelecek’ uyarısını yapmıştı. Aydınlar, o tarihte bugünleri görmüştü” demenin bir anlamı yok. Çünkü, hiçbir suçunuz yoksa, size sanki suçluymuşsunuz gibi muamele edilerek, ‘ölümün gösterilmesi karşısında sıtmaya razı olmazsınız.’
Fenerbahçe’ye önerilen, buna benzer bir şeydi. Fenerbahçe de haliyle, direndi. UEFA kararlarına karşı da direnmeye devam edecektir. Direnmeye ve haksızlığa karşı mücadeleye devam etmekten başka bir seçeneği yoktur.
Tabii, bunları söylediğiniz takdirde ‘klişe’ soru hazırdır: “Ne yani, Fenerbahçe’nin şike yaptığına inanmıyor musunuz?”
İnanmadığınızı söylediğiniz anda, üzerinize yapıştırılacak ‘etiket’ de hazırdır: Fanatik!
Bu etiketi üzerinize yapıştırarak, söyleyeceğiniz her şeyi etkisizleştirmeyi hesaplıyorlar. Kendi savunduklarına da kerameti kendinden menkul bir ‘rasyonellik’ sağlamış oluyorlar.
Bu ‘etiketi’ yapıştıranları kurcaladığınız zaman çoğunlukla Galatasaray kongre üyesi olacak kadar Fenerbahçe’nin rakip kulübüyle ‘sıhriyeti’ olanlar ortaya çıkıyor. Tıpkı, Fenerbahçe’nin ceza alması için 2011 Temmuzu’nda UEFA ile temas kurdukları iddia edilen TFF’nin üç üyesinin kısa zaman sonra Galatasaray Kulübü’ne CEO, yönetim kurulu ya da şirket üyesi olacak kadar pervasızca davrandıklarının ortaya çıkmış olması gibi.
Evet, Fenerbahçe’nin şike yaptığına inanmadım çünkü şike yapmadığını bilecek kadar futbol ortamının içindeydim. Fenerbahçe’nin şike yaptığı iddia edilen tüm maçları izledim; o maçların çoğunda skorun her yöne gidebileceğini, yüreği ağzına gelerek izleyenler arasındaydım.
O dönemde futbol takımının başında bir ‘ahlak ve dürüstlük simgesi’ olarak bilinen Aykut Kocaman vardı. O ve tüm takım emeklerine sahip çıktılar, alınterlerinin kirletilmesine karşı durdular ve onlara kefil olan on binlerce Fenerbahçeli defalarca sokaklara döküldü. Fenerbahçe, o gün bugündür, camia olarak mücadele ediyor ve belli ki bundan sonra da edecek.
UEFA kararlarının ‘adaleti’ne ve ‘hukukiliği’ne güvenmiyor muyum?
Hayır, güvenmiyorum.
Kararların niçin böyle alındığını UEFA karşısında birçok dava kazanmış önemli bir spor hukukçusu olan Alman avukat Martens açıkladı. Martens, UEFA’dan bu kadar ağır bir ceza çıkmasına ilişkin olarak “Polisin ve mahkemenin bu işin içinde olması, fezlekeler kararın bu kadar ağır çıkmasında en önemli etkenler” dedi.
Görünen o ki, Türkiye, kendi adaletsizliğini başarılı biçimde UEFA’ya da ihraç etmiş durumda. Zira, UEFA’nın aldığı karardaki dayanak noktaları, UEFA’ya gönderilmiş olan polis fezlekesi, bir özel yetkili mahkeme olan –artık kaldırıldı- 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Yargıtay’da bekleyen kararı, UEFA’nın okumadığı ve tapeler sayesinde binlerce sayfa tutan bir iddianamenin mevcudiyeti. UEFA kurumları, bunların mevcudiyetinden yola çıkarak, kendi sözlerine göre ‘kanaat’ sonucu hüküm vermiş durumdalar.
Aldığı kararları, Türkiye’deki polis fezlekelerine ve mahkeme kararına bağlayan bir kurumun adaletine nasıl güvenilebilir? Şayet, Taksim-Gezi’nin ardında ‘telekinezi yöntemiyle Başbakan’a suikast yapıldığına, bayrak satıcısının halkı isyana teşvik amaçlı bir terör örgütüne üye olduğuna’ inanmıyorsanız, 3 Temmuz’da (2011) Fenerbahçe’nin şike yaptığına niçin inanacaksınız?
Muazzam bir haksızlık ve adaletsizliğe, UEFA da dahil edilmiş durumda. Milyonlarca Fenerbahçelinin –ve bu arada akıl almaz bir haksızlık sonucu Avrupa’ya gitmesi bir yıl için men edilmiş olan Beşiktaş’a gönül veren milyonlarca kişi- onuruyla oynandı.
Fenerbahçe’ye 3 Temmuz’da yapılan bir ‘operasyon’du. 3 Temmuz günü, Aziz Yıldırım’ın gözaltına alındığını duyduğum anda yapılana koyduğum ‘erken teşhis’ buydu.
‘Operasyon’un vurduğu Aziz Yıldırım’ın nasıl bir ‘teşhis’ koyduğunu merak etmiştim. Bir yıl sonra tahliye edildiği vakit, Aziz Yıldırım’a, 3 Temmuz’da gözaltına alındığı anda, olanı nasıl yorumlamış olduğunu sormuştum. Üç sözcükle özetlemişti: Fenerbahçe’ye karşı operasyon!
Neden?
Bunun, üzerinde tartışmayı gerektiren çeşitli nedenleri var elbette. En önemli boyutu bir tür ‘iktidar mücadelesi’. 3 Temmuz’un ‘şike’yle ilgili olmadığını ‘Fenerbahçe kalesi’ni düşürmekle ilgili bir ‘yürütme-yargı operasyonu’ olduğunu ve bunun, bundan çıkar sağlayacak olan çeşitli kulüplerin ittifakıyla yürütüldüğünü bilen biliyor, anlayan anlıyor. Bazılarının Fenerbahçe’yi bir ‘Kasımpaşa’ya dönüştürmek’ istediğini seziyor.
UEFA kararı sadece Fenerbahçe’ye değil, çok belirgin bir haksızlıkla Beşiktaş’a da vurdu.
Taksim-Gezi eylemlerinde Beşiktaş’ın Çarşı grubunun ‘tarihi rolü’ ortada. 1 Haziran günü Boğaz Köprüsü’nü aşarak Taksim’e yürüyen, yine 8 Haziran günü Çarşı ile Taksim’de buluşan büyük topluluklar Fenerbahçe taraftarlarıydı. Şimdi UEFA’nın da dahil olduğu haksızlıkta yolları bir kez daha kesişti.
UEFA kararıyla ne Çarşı Beşiktaşlılığından ne Fenerbahçeliler Fenerbahçe’den vazgeçecek değiller. Yola devam.
Gezi’nin armağan ettiği şiar ile: Diren Fenerbahçe ve Beşiktaş…