DTP'yi PKK'laştırmak ya da bir çuval inciri berbat etmek...

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un konuşmasına ilişkin yorum adedi, Obama ziyaretine ilişkin olanları geçmiş olabilir. Konuşmanın içeriğinin 'askerlik mesleğinin icrası' ile pek ilişkisi yok. Harp Akademileri salonunda ise 200 yakın davetli gazeteci.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un konuşmasına ilişkin yorum adedi, Obama ziyaretine ilişkin olanları geçmiş olabilir.
Konuşmanın içeriğinin ‘askerlik mesleğinin icrası’ ile pek ilişkisi yok. Harp Akademileri salonunda ise 200 yakın davetli gazeteci. Zaten bu düzenleniş tarzı, olağandışı medya ilgisini sağlamaya yönelik olmalı.
Sonuç olarak, Genelkurmay Başkanı’nın konuşması, nereden baksanız, şu iki durumu ortaya çıkartmış oluyor:
1. Türk demokrasisinin üzerinden ‘askeri ağırlık’ın ya da daha açık bir deyimle ‘askeri vesayet hali’nin tümüyle kalkmamış bulunduğunu;
2. Türk medyasının bir hayli ‘militarize’ olmaya devam ettiğini.
Her ikisi de iyi olmayan göstergeler.
Dahası, konuşmanın yapıldığı gün Diyarbakır merkezli olarak DTP merkezli başlatılan ve çok sayıda kişinin ‘PKK’nın yasadışı faaliyetlerini yürüttükleri’ gerekçesiyle içeri alınması.
Bu ‘zamanlama’nın Başbuğ’un konuşmasıyla ilgisi olabilir mi?
İlker Başbuğ’un konuşmasının, esas itibarıyla, terörle mücadele ve bu çerçevede PKK’ya nasıl karşı konulması gerektiğine ilişkin mesajlar taşıdığına bakılırsa, bu düşünülebilir. Yani, ‘operasyon’ tümüyle rastlantı sayılmayabilir.
Bundan daha önemlisi, ‘operasyon’a ilişkin hükümet sorumluluğudur. Ergenekon operasyon dalgaları, büyük ölçüde kendi dinamiğine kavuşmuş gözüküyor. Ergenekon’daki sapmalar ve hataların uyandırdığı  tepki ve kendisine yöneltilen suçlayıcı parmaklara karşı, hükümet, ‘yargı bağımsızdır’ zırhının arkasına saklanabiliyor. DTP’ye karşı operasyondan doğrudan hükümet sorumlu.
***
Ne yani, hükümet PKK’ya karşı harekete geçmesin mi?
Yapılanları eleştirdiğiniz takdirde, bu ucuz demagoji ve polemiği görür gibiyiz. Oysa, olan-biten, görülenden daha derin ve Türkiye’de kimsenin, başka Ak Parti iktidarının altının kalkamayacağı cinsten sorunlar üretmeye gebe.
Genelkurmay Başkanı’nın ‘terörle mücadele’ye ilişkin en büyük ‘endişesi’nin PKK’nın örgütlenmesini ‘şehirlere kaydırmak’ olduğu konuşmasından yeterince anlaşılıyor.
Bu durumda, ‘PKK’nın Türkiye Yapılanma Meclisi’nde yer alan ve örgütün yasadışı faaliyetlerini yönetim yürüttükleri’ iddiasıyla Diyarbakır merkezli düzenlenen operasyonlar DTP’lileri hedef alıyor.
Yani, hükümet, bir yanda ‘asker’le aynı dalga boyunu tutturur iken, bir de kendisine Güneydoğu’da ağır bir yenilgi tattırmış olan, bölgedeki en büyük rakibini baskı altına almış oluyor.
Bu operasyonların özelliği, kırsaldakilerden farklı. Orada silah taşıyan ve ‘PKK teröristleri’ dediklerinize karşı TSK üzerinden silahlı mücadele yürütülmesinin anlaşılır bir yanı mevcut. Ama şehirlerde bir ‘silahlı çete’ ortaya çıkartan bir operasyon yapmıyor-
sanız, operasyonların DTP’lileri hedef alması kaçınılmaz oluyor.
Bunun getireceği vahim sonuçlar söz konusu.
Nereden baksanız DTP, 29 Mart’ta elinde bulunan 56 belediyenin sayısını 99’a çıkarttı. Diyarbakır’da oyları yüzde 65. Batman’da yüzde 60. Hakkâri’de yüzde 79. Başbakan’ın bir önceki seçim bölgesi Siirt’te yüzde 49. Sorunlu illerin başında gelen Şırnak’ta yüzde 54. Diyarbakır’dan sonra bölgenin en önemli il
merkezi olan Van’da yüzde 52.
Kim ne dersin, Güneydoğu’daki halkımız, en azından onun hatırı sayılır bir bölümü, DTP’yi kendi ‘siyasi temsilcisi’ olarak sunmuştur.
29 Mart’ın Kürt sorununun ‘şiddetten arındırılarak’ ve artık ‘kan dökülmesi’nin önüne geçilerek durdurulması için sunduğu bir de muazzam fırsat var. ‘PKK’nın silahsızlandırılması’na kafa yorulurken, ‘meşru siyaset adresi’ olarak DTP işaret edilmiş ve dolayısıyla DTP ‘çözümün parçası’ haline getirilmiş oluyor.
Şimdi bu PKK gerekçesiyle, Güneydoğu şehirlerinde DTP’ye karşı yöneltilen operasyonlar iş midir?!
***
‘PKK’nın silahsızlandırılması’ dediğiniz, ‘dağda olacaklarına ovada siyaset yapsınlar’ söyleminin bir başka şeklidir.
Bunun bir anlamı da, PKK’yı dağdan indirip, teröre ve şiddete son verip, şehirde siyaset yapma kanallarını önüne açarak, Türkiye’deki siyasi sisteme ve toplumsal yapıya entegre etmektir.
Aksi takdirde, PKK’yı neye ikna edebilirsiniz ki?
Kısa süre önce, ‘PKK’nın DTP’lileştirilmesi ya da DTP’nin PKK’laştırılması tercihleri’nden söz etmiştim. Türkiye’nin siyasi karar vericisinin önünde bu iki tercihten birini seçmesi uzanıyor.
İlkini seçiyorsa, bunun çeşitli araçları ve o araçların kullanılacağı bir süreç var. Erbil’de düzenlenmesi tasarlanan ‘Kürt Konferansı’ bunlardan biri. Bu konferansın düzenlenmesi yetkisi kendisine verilmiş olan Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanlık Genel Sekreteri Fuad Hüseyin, bana dün, ‘Türkiye’den gelen büyük çaplı tutuklama haberlerinin ayrıntısını henüz bilmiyoruz. Ama, duyduklarımız doğruysa, söz konusu konferansı bundan daha iyi torpilleyecek hiçbir şey olamaz’ dedi.
Erbil Kürt Konferansı’nın toplanması eğer toplanırsa- en iyimser ihtimalle birkaç ayı bulur deniliyor. Bu süre içinde Ak Parti hükümeti, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda ve şiddet ortamının kırılması yönünde adım atması gerekirken, tam da tersini yapıyor. Ateşin üzerine benzin döküyor.
DTP’li olmanın siyaset yapmaya elverişli olmadığını gören, PKK’lılar silah bırakmaya yanaşır mı? Irak Kürtleri, DTP’nin sürekli bir operasyon hedefi olduklarını gördükçe, kendi yönetimlerinin adını telaffuzda zorlanmaya devam eden Ankara ile işbirliği konusunda ne kadar hevesli olabilirler?
Son girişimler, DTP’yi Güneydoğu’da sokağa çıkmaya davet eden cinsten. Başladılar zaten. DTP’lilerin siyasi olgunluktan pek nasiplerini almadığı, sivri dillerinden ve tepkilerini ortaya koyuş tarzlarından belli oluyor. Ama, Güneydoğu’daki seçim başarıları ve üzerlerine böyle gelinmesi, sokağa kolayca binlerce kişiyi dökebilme yeteneklerini de ortaya koymalarına fırsat veriyor.
PKK’yı dağdan indirmek için enerji harcamak yerine, DTP’yi dağa gönderecek işler yapmak politika mı yani?
Tayyip Erdoğan’dan Kürt sorununun çözümünü bu yöntemler ile yapmasını mı bekleyeceğiz?
25 yıldır zaten böyle yapılıyor; geldiğimiz nokta belli.
Barack Obama, TBMM’de Ahmet Türk ile de özel olarak görüşmek ile, bu işlerin nasıl halledilebileceğinin sinyalini verdi. Tayyip Erdoğan ise, önündeki
‘altını fırsat’ı heba edebileceğine dair sinyaller veriyor.
Konuya devam edeceğiz...