Eğer Ortadoğu ise 'olmaz' ya da 'olmaz olmaz'

David Ignatius'un yazısı, ne olursa olsun, Türkiye ile İsrail arasında zaten hiç de iyi olmayan ilişkileri daha da kötüleştirme gibi bir rolü şimdiden oynamış durumda.

BERLİN – Amerikan devlet krizi ben Seattle’dayken çözüldü. Seattle’dan Chicago’ya geldim. Berlin yolundayım ve Almanya’da Hıristiyan Demokratlarla Yeşiller arasındaki koalisyon ihtimalinin ortadan kalktığından haberdar oldum.

Bu, Almanya’da bir ‘hükümet krizi ihtimali’ne işaret ediyor muydu?

Berlin’e vardığımda ise çok kısa bir süre önce büyük seçim zaferi kazanmış Angela Merkel’in haftaya Sosyal Demokratlarla ‘Büyük Koalisyon’u oluşturmak için görüşmelere başlayacağını öğrendim. 311 sandalyeye sahip Hıristiyan Demokratlar, ‘Büyük Koalisyon’la birlikte 631 üyeli Bundestag’ın 504 üyesine dayanan bir iktidar gücü oluşturacaklar. Almanya, ‘hükümet krizi’ne izin vermeyecek kadar ‘sağlamcı’ ve besbelli ki sağlam da.

Batı’nın altından kalkamayacağı ‘krizler’le sarsıldığını düşünenler de oluyor. İran’ın ‘yüce lideri’ Ali Hamenei, onlardan biri. Onun kafası genellikle böyle çalışıyormuş. Chicago-Berlin yolunda okumaya başladığım Foreign Affairs dergisinin ekim-kasım son sayısı, kapağını İran’ın lideri Hamenei’ye ayırmıştı.

Yazıyı kaleme alan, İran’ın en parlak aydınlarından ve gazetecilerinden biriyken, rejimle ters düştüğü için 2000-2006 yılları arasında Tahran’da hapis yatmış olan ve şimdi de ülkesine dönemeyen ünlü muhalif Ekber Genci (Akbar Ganji). ‘Who is Ali Khamenei? The Mind Of İran’s Supreme Leader?’ (Ali Hamenei Kimdir? İran’ın Yüce Lideri’nin Zihni’ başlıklı 24 sayfalık uzun bir yazı. İçinde çok bilgi var.


 

 

 

 

 

 

 

 



Yazıda, İran’ın 1939 doğumlu ‘En Tepedeki Lideri’nin gençliğinden itibaren ‘laik aydınlar’ ile yakın ilişkiler kurduğunu, ABD konusundaki düşüncelerinin onlardan da etkilendiğini, bu arada Batılı romancılara çok düşkün olduğunu öğreniyoruz.

Leo Tolstoy ve Mihail Şolohov, Balzac, Michel Zevaco (Bizler de çocukluğumuzda okuduğumuz Pardayyanlar serisine bayılmıştık!) Dante, John Steinbeck, Howard Fast, İran liderinin sevdiği ya da eserlerini okumuş olduğu Batılılardan bir demet.

Kitap dendiğinde Gazap Üzümleri ve Tom Amca’nın Kulübesi’nden şaşmıyor. Ama onun için varsa yoksa Victor Hugo ve ‘Sefiller’miş. Dahası, Sefiller’i dünya tarihinde yazılmış en önemli kitap sayıyormuş.

Bu arada, Hamenei’in, Usame bin Laden ve Eymen el-Cevahiri gibi el-Kaide liderlerini de çok etkilemiş olan Mısır Müslüman Kardeşleri’nin Nasır tarafından 1966’da öldürtülmüş lideri ve kuramcısı Seyyid Kutb’dan çok etkilenmiş olduğunu da yazıdan öğreniyoruz. Öyle ki, Seyyid Kutb’un kitaplarını Farsçaya çevirecek kadar.

Bayramın son günlerini sürekli havada geçirince, çok şeyi bir arada okuma imkânı da oluyor. David Ignatius’un Türkiye’de kıyamet kopartan Washington Post yazısını da haliyle okudum.

Benim özellikle ilgimi çeken bölümü, -sanırım çok kişinin aksine- yazısının en son paragafı oldu. Şöyle yazmıştı:

“Netanyahu-Erdoğan kavgası, üstüne binen istihbarat hamlesi ve savuşturması eşliğinde, Ortadoğu’da oluşum halindeki sürekli kabuk değiştiren değişimlerin bir örneği. ABD, İsrail, İran, Suudi Arabistan ve Mısır, hepsi birden yeni ittifaklar araştırıyor ve yeni bir güç dengesi bulmak için –hem açıkça hem de gizlice- çırpınıyor.”

Bu satırlar birden bana David Ignatius’un yazısının yayımlanmasından iki gün önce, University of Washington’da yaptığım konuşmanın en ilgi çeken bölümünü hatırlattı. Konuşmada, bundan bir ay kadar önce Financial Times’ta yayımlanmış olan ve Ortadoğu’daki durumu grafik çizimle sunan bir yazıya atıf yapmış ve grafiği dinleyicilere göstermiştim. Grafiği çizip FT’ye gönderen, adını açıklamayan, thebigpharaoh (Büyük Firavun) mahlasını kullanan bir Mısırlı blog’cu idi.

Mısırlı blog’cu, çizdiği grafiğine kutular yerleştirmiş ve kutuların içine Türkiye, Rusya, Lübnanlı Sünniler, Suriyeli isyancılar, Esad, Katar, İran, Suudi & Körfez, Hamas, Lübnanlı Şiiler, İsrail, Müslüman Kardeşler, Sisi, ABD sözcüklerini yazmıştı. Bu sözcüklerin yazılı olduğu kutular arasında mavi, kırmızı ve yeşil renkli oklar ile bağlantı kurmuştu. Mavi okların ‘desteği’, kırmızı okların ‘nefreti’ ve yeşil okların ‘ne yapacağını bilmemeyi’ ifade ettiğini grafiğin altına açıklama olarak eklemişti.

Grafiğine bir de isim koymuştu: ‘Tam Anlamıyla Aptal Olan Birisi için Ortadoğu’yu Anlama Kılavuzu’.

FT köşe yazarı Gideon Rachman’a şu notu eklemeyi de ihmal etmemişti:

“Beyefendi, İran Esad’ı destekliyor. Körfez ülkeleri Esad’a karşı. Esad, Müslüman Kardeşler’e karşı. Müslüman Kardeşler ve Obama, General Sisi’ye karşı. Ama Körfez ülkeleri Sisi yanlısı! Bu da Müslüman Kardeşler’e karşı oldukları anlamına geliyor!

İran, Hamas’tan yana, ama Hamas Müslüman Kardeşler’i destekliyor! Obama Müslüman Kardeşler’i arkalıyor ama Hamas yine de ABD’ye karşı! Körfez ülkeleri ABD yanlısı. Ama Türkiye Körfez ülkeleriyle Esad’a karşı birlikte olmakla beraber; Türkiye, General Sisi’ye karşı, Müslüman Kardeşler yanlısı! Ve General Sisi, Körfez ülkeleri tarafından desteklenmekte!

Ortadoğu’ya hoş geldiniz, size iyi günler dilerim.”

Seattle’daki konuşmamın ardından çok sayıda insan gelip, konuşma notlarım arasında bulunan bu grafik çizimin fotoğrafını çekti.

Yukarıya alıntıladığım satırları, David Ignatius’un yazısının son bölümüyle birlikte okumak anlamlı olabilir.

Öyle okunduğunda, Ignatius yazısını türlü çeşitli mantık oyunlarıyla çürütmek isteyen Türkiye’nin gönüllü iktidar sözcülerinin yazılarının pek anlam taşımadığı da anlaşılır.

David Ignatius’un yazısı, ne olursa olsun, Türkiye ile İsrail arasında zaten hiç de iyi olmayan ilişkileri daha da kötüleştirme gibi bir rolü şimdiden oynamış durumda.

International New York Times (eski International Herald Tribune) cuma günkü sayısında bu tespiti başlığına taşımış ve Mossad’ın eski başkanı Danny Yatom ile adını saklı tutan üst düzey bir İsrailli yetkilinin sözlerine yer vermişti. Yatom, Türkiye’nin İran, Irak ve Suriye ile komşu olması sayesinde, İsrail istihbaratının bu hasım ülkelerden kişilerle temas kurmak bakımından çok uygun olduğuna işaret ettikten sonra, “Türklerle eskiden olduğu gibi açık ilişkimiz yok. Türklerin bizi tehlikeye düşürecek bilgileri İranlılara aktardığından kuşkulanıyoruz” diyor açık açık.

Adı saklı tutulan İsrailli yetkili ise “Özür dileme sanki hiç olmamış gibi” diyor ve devam ediyor: “Suriye ve İran gibi, Türkiye ile İsrail arasında çok sayıda stratejik çıkar olduğuna inanıyoruz ve bu olanı arkamızda bırakmamız lazım. Ama Türkler böyle bakmıyorlar.”

Türkiye’de Washington Post makalesindeki bilgilerin yalan olduğunun açıkça ifade edilmesinden ziyade, öyle bir yayının amacının –İsrail ima edilerek- Tayyip Erdoğan iktidarına yönelik bir ‘psikolojik harekât’ ya da Ahmet Davutoğlu’nun deyişiyle ‘kara propaganda’ olduğu öne sürüldü.

David Ignatius’un ‘birilerindan aldığı iddia edilen o bilgiler’ yalan değil mi? Bütün bunlar, Hakan Fidan’a ve onun üzerinden Tayyip Erdoğan’a yönelik bir ‘psikolojik harekât’ olamaz mı? Bunun arkasında İsrail bulunamaz mı?

Bunların hepsi mümkündür. Hatta mümkünden öte muhtemeldir diye düşünülebilir. Olabilir.

Peki, Washington Post’ta yansıtılan ve ‘kara propaganda’ ve ‘psikolojik harekât’ niyeti varsa, kesinlikle buna yarayan o ‘iddialar’ gerçek olabilir mi?

Olmasa daha iyi olur. Biz, ‘olmaz’ diyelim.

Şunu bilerek: Ortadoğu’da –özellikle son birkaç yıl içinde- ‘olmaz olmaz’...