Elveda Madiba...

Sana Johannesburg'da 'Merhaba' diyebilme imtiyazını edinememiştim. 'İnsanlığın sevgilisi'ne İstanbul'dan 'Elveda' diyebilecek kadar yakınlığımı duyuruyorum.
Elveda Madiba...

Sen 95 yaşına gelmiş ol, ömrü hayatında topu topu 5 yıl cumhurbaşkanı sıfatı taşı; onun da sona ermesinin üzerinden 14 yıl geçmiş olsun, son yarım yılının büyük çoğunluğunu hayatından umut kesilmiş halde hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde geçir ve öldüğün zaman yer yerinden oynasın, dünya yıkılsın...

Nelson Mandela. Tam adıyla Rolihlahla Nelson Mandela. Kabile adıyla Madiba. Güney Afrika’nın Xhosa ulusunun Thembu kolunun kraliyet ailesinin mensubu. Köken olarak bir siyah aristokrat yani. Ömrünün 27 yılını hapishanede geçirmiş bir özgürlük savaşçısı.

Hindistan Başbakanı Manmohan Singh onun bu dünyadan ayrılmasını “Güney Afrika’nın olduğu kadar Hindistan’ın da kaybıdır” diye tanımladı ve Nelson Mandela’nın ölümünden “İnsanlar arasındaki bir dev vefat etti” diye söz etti.

Kendisini yakından tanımış olan bir Amerikalı diplomat, arkasından, ‘Madiba: İnsanlık için bir İnanç’ diye yazdı. “Onunla ilk bir araya geldiğim gün yaşadığım imtiyazlı tecrübede, bana, kendisine erişebilmekte edindiğim kolaylık, gördüğüm teklifsiz sıcaklık ve insancıllık hissini verdi. Bu duyguyu, aslında, tüm ulusuna ve dünyaya öylesine verdi ki, tüm ulusu ve tüm dünyaya kendi ailesinin fertleriymiş muamelesi yaptı. Herkes de ona Madiba diye hitap edebildi. O duygu, aslında kendisiyle karşılaşan herkes üzerinde, dostları kadar düşmanları üzerinde bıraktığı olağanüstü etkiydi.”

Bu yılın mayıs ayında Cape Town-Johannesburg-Soweto-Pretoria’yı kapsayan Güney Afrika gezisi için yola çıkarken, ‘Madiba’nın, benim de aralarında olacağım küçük bir heyeti kabul edeceği bilgisine sahiptim. Kesin değildi. Nitekim, Güney Afrika’daki günlerimizde hastaydı. Elimden düşürmediğim bir tür otobiyografi niteliğindeki kalın kitabı ‘Long Walk to Freedom’ (Özgürlüğe Uzun Yürüyüş) ile, onu görmesem de, hayatında ve dolayısıyla dünyamızda iz bırakan birçok yeri adeta ‘tavaf’ ettim. Havadan ve Cape Town’da karadan gördüğüm Robben Adası hariç, Cape Town’da değdiği yerleri, Johannesburg’da Oliver Tambo ile birlikte kurdukları ilk ‘siyah avukatlık bürosu’nun bulunduğu binayı, Soweto’da 27 yıllık hapislik serüvenine başlamadan önce 1948-1962 arasında yaşadığı ve hapisten çıktıktan sonraki ilk 11 gününü geçirdiği, Vilakazi Sokağı ile Ngakane Sokağı’nın kesiştiği köşedeki No: 8115’teki evi.

Nelson Mandela, tahliye olduğunda, Cape Town’da halka hitap ettikten sonra, Soweto’daki o eve dönmüş ve “Hapishaneden çıktığımı No: 8115’e vardığımda yüreğimde hissettim. Benim için No: 8115 dünyamın merkezi, zihin coğrafyamda x olarak işaretlenmiş yerdir” demişti düzayak, tek katlı, kırmızı kiremitli, sade bina için.

Johannesburg’daki son günde, apartheid rejimini sona erdiren müzakerelerde 40 kişilik ‘müzakere heyeti’nde yer alan ve artık dost olduğumuz Muhammed Bhabha’dan rica etmiştim, beni Johannesburg’un kuzeydoğu bölümündeki şık mahallelerinden Houghton’da yaşadığı evin önünden geçirmişti. Bir dürtü, sanki kesif yemyeşil ağaçların süslediği bahçeden pek de net seçilmeyen evin önünde, içinde bir yerde sanki Mandela’yı görme umudu aşılamıştı.

Mandela’nın yaşamında değdiği yerler, dünyanın ve ülkesinin her yanından gelen ve özellikle siyah çocuklar için bir tür ‘eğitim kurumu’ işlevini görüyorlar. Johannesburg’un Soweto çıkışına, altın madenlerine yakın bir noktadaki Apartheid Müzesi, bunların başında geliyor. Müzenin girişinde duvara boydan boya asılmış dev bir Mandela portresinin yanında yukarıdan aşağıya yazılı sıfatlar, Mandela’nın belki de en özet anlatımı: ‘Comrade, Leader, Prisoner, Negotiator, Statesman’ yani ‘Yoldaş, Önder, Mahkûm, Müzakereci, Devlet Adamı’...

New York Times ölüm haberini ‘uluslararası düzeyde vakarın, sabır ile hoşgörünün simgesi’ sıfatıyla verdi. Nelson Mandela için sayısız ve her biri de isabetli olan tanım kullanılabiliyor. ‘Uzlaşma yeteneği’, aynı şekilde ‘uzlaştırma yeteneği’, ‘hoşgörü’ ve ‘kolektif önderlik anlayışı’ en sık rastlanan sıfatları ve özellikleri arasında. Türkiye’de bir süredir ‘nedret’ halindeki özellikler.

‘İnsanlığın dev şahsiyeti’, belki de bu özelliğini, hiçbir vakit ‘Tek Adam’ yoluna sapmamış olmasına, alçakgönüllülüğüne, ‘demokrasi’ ve ‘çoğulculuk’ kavramlarını gerçekten içselleştirmiş olabilmesine borçlu. NYT’de hakkında çıkan uzun yazılardan birinde “Kin ve garez duygusundan yoksun olmasının izahı” deniyordu, “Mandela’nın devrimciler arasında pek nadir rastlanan tiplerden biri olmasıydı: Yetenekli bir devlet adamı, doktrinerlere karşı tahammülsüz, uzlaşma konusunda ise rahat.”

Böyle bir kişilik, ‘devlet iktidarı’ndan güç devşirmeyi düşünecek tıynette olamazdı. O kadar çileli bir hayatın ardından önüne mutlak iktidar yılları serildiğinde –kaybetmesi asla düşünülemeyecek olan seçim yoluyla, sandık ile- o, beş yıllık bir cumhurbaşkanlığından öteye ‘dünyevi iktidar’ peşinde koşmadı.

O beş yıl içinde ise, bölünmüş ya da bölünmeye gayet uygun bir nüfusu bir arada tutmak bir yana, bir araya getirmeyi ve bölünmüş bir kurtuluş hareketini ise işlevsel bir devlet mekanizmasına dönüştürmeyi becerdi.

Son 14 yılını, Güney Afrika’da iktidar mevkiinden uzakta, tüm insanlığın ‘bilgesi’ olarak hepimize ait olarak geçirdi.

Uzun yaşamında Mandela’yı ‘insanlığın sevgilisi’ Mandela yapan en büyük damgalardan biri, 27 yıllık hapis yaşamıyla vuruldu. O kadar uzun hapis yatmasının sebebi ANC’nin (Afrika Ulusal Kongresi) silahlı mücadeleyi başlatmak amacıyla kurulan ‘Umkhonto we Sizwe’ adlı (Ulus’un Mızrağı) kolunun başında olmasıydı. Yola çıktığı kitap ise Che Guevara’nın ‘Gerilla Savaşı’... Yirminci yüzyılın ilk yarısında yaşayanlar kadar, ikinci yarısında yaşamış olan vicdan sahipleri de gayet iyi anlayabilir Mandela’yı. 21. yüzyılın çocuklarının anladığı gibi. O, tüm zamanları yatay kesip geçen ender pir-i fanilerdendi.

Mandela’yı ‘insanlığın Mandela’sı’ yapan serüveninin en önemli istasyonu, Haziran 1964’te ‘Umkhonto we Sizwe’nin diğer liderleri Walter Sisulu, Goven Mbeki, Andrew Mlangeni, Billy Nair, Elias Motsoaledi, Raymond Mhlaba, Dennis Goldberg ve Ahmed Kathrada ile birlikte ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasıydı.

Robben Adası’ndaki yoldaşı, hayatta kalmaya devam eden on bir yaş küçüğü Ahmed Kathrada, ‘Madiba’nın ardından şunu yazdı:

“Sende kaynağı bol sevgi, basitlik, dürüstlük, hizmet duygusu, alçakgönüllülük, şefkat, cesaret, öngörü, sabır, hoşgörü, eşitlik ve adalet duygusu bana ve aynı zamanda dünyanın her yanındaki milyonlarca insan için muazzam bir güç kaynağı oldu.

Yüzünden hâlâ eksik olmayan ve hiçbir zaman zorla olmayıp her zaman yüreğinden gelen gülümsemen ve çevrene ve özellikle çocuklara saçtığın büyük sevinç, yanlışsızdı. Her şeyden çok, sen, kolektif liderliği, uzlaşmayı, birliği, bağışlamayı, ulus inşasını ve ırkçı ve cinsiyetçi olmayan demokratik Güney Afrika’yı simgeledin ve hep öyle kalacaksın.

Özgüvenin ve küçüklüğün sende hiç bulunmayışı, hâlâ öne çıkıyor ve senin muhalefet partilerine tavrını şekillendiriyor: Onlar düşman değil siyasi rakiptirler.

Ben, hayatta kalmış ve dünyayı iyi ve kötü günlerde seninle yürümüş olmak gibi gıpta edilecek bir imtiyaza sahip oldum. Uzun bir yürüyüş oldu... Kendimi kayıpta ve yapayalnız hissediyorum. Teselli, rahatlama ve tavsiye için kime başvuracağım?.. Elveda ağabeyim, ustam, önderim. Tüm enerji ve kararlılığımızla, hayatını adadığın idealler ve değerleri yerine getirmek için Güney Afrika halkına ve dünyaya katılacağımıza, söz veriyoruz.”

Bizim gibilere, Ahmed Kathrada’nın ardından ne söz düşebilir ki?

Benim söyleyeceğim, Nelson Mandela kadar sade ve basit olabilir: Sana Johannesburg’da ‘Merhaba’ diyebilme imtiyazını edinememiştim. ‘İnsanlığın sevgilisi’ne İstanbul’dan ‘Elveda’ diyebilecek kadar yakınlığımı duyuruyorum.

Elveda Madiba...