Erbil'den Ankara'ya bakış: Hayal kırıklığı...

IŞİD ilerlemesi, Irak Kürtlerinde Ankara'ya yönelik rahatsızlığa yol açarken, değişik ülkelerdeki Kürtler arasında ise bir yakınlaşmaya yol açmış durumda. Bu yakınlaşma sonucunda, Kandil'in kendilerine yönelik dilinin hayli "yumuşadığı"nın, Erbil'deki iktidar sahipleri de farkındalar. Onlar da, PKK hakkında "incitici" olmamaya özen gösteriyorlar.

ERBİL- “MERI Forum 2014”teyiz. Kürdistan Bölge Yönetimi’nin başkentinde üç gün boyunca yoğun ve hem renkli ve hem de çok üst düzey katılım ile “Geçiş Döneminde Ortadoğu: Diyalog ve Uzlaşma” genel başlığı altındaki konferanstayız.

Irak’ın yeni Kürt cumhurbaşkanı Fuad Masum kürsüde konuşmasına, yeğeninin, Kürtlerin iddialı düşünce kuruluşu MERİ’nin (Orta Doğu Araştırma Enstitüsü) Başkanı Dilaver Alaeddin’in, takdim konuşmasında kendisinden “Ekselans” diye söz etmesine gönderme yaparak başladı. “Arapça’da ‘ekselans’ anlamına gelen dört sıfat bulunduğunu, bunların hepsinin Osmanlılar tarafından kullanıldığını” söyledi ve “Ben, bunların hiçbiriyle hitap edilmek istemiyorum” dedi. “Bana Seyyid Reiscumhur deyin yeter…”

Yani, Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum’a “Sayın Cumhurbaşkanı” demek kifayet edecek. Dilaver, takdim konuşmasında, “Fahamet el-Reis” dediğini duyduğum anda, birkaç dakika önce Fuad Masum ile el sıkışırken hata yapmış olabileceğimi aklımdan geçirmiştim. Uzun süredir karşılaşmamıştık. Arapça ve şaka yollu bir vurguyla “Ekselans Cumhurbaşkanı” diyerek elimi uzattığımda, gülerek, Türkçe, “Nasılsın” diye karşılık vermişti. Ancak, o sırada, zihnimden “Bu kullandığım ‘ekselans’ sıfatı galiba krallar ya da prensler için kullanılan cinsten idi; cumhurbaşkanları için bu kullanılmıyordu” düşüncesi de hızla geçmişti. Arapça ‘ekselans’ yerine geçen dört ayrı ve hepsi Osmanlı’dan kalma dört ayrı sıfat olduğunu, kendisi için hiçbirinin kullanılmamasını istediğinde öğrenmiş oldum.



Türkiye, Tayyip Erdoğan’ın kendisini Osmanlı sultanlarından bile daha azametli hale getirmek için her türlü sembolizmi kullanan, bu arada, 1 milyar 370 milyon’a patlamış “görgüsüzlük eseri” Ak Saray tartışmalarıyla çalkalanırken, yanıbaşındaki Irak’ta Cumhurbaşkanı’nın “Bana Osmanlı’dan kalma sıfatları cumhurbaşkanı sıfatının önüne ekleyerek hitap etmeyin” diye ısrar etmesi, hayli “ironik” geldi.

Denebilir ki, “Yeni Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı”nın yanında devlet ve toprak bütünlüğü tartışmalı hale gelmiş, ikinci en büyük kenti Musul, IŞİD’in eline düşmüş, topraklarının bir bölümünde IŞİD’in “İslam Devleti”nin hüküm sürdüğü Irak’ın cumhurbaşkanı ile bizimki bir tutulabilir mi?

Türkiye ile Irak ve Kürdistan karşılaştırmasını nasıl ve ne kadar yapsanız da, şu gerçek değişmiyor:

Erbil’den bakıldığında, Tayyip Erdoğan ve iktidarı ve dolayısıyla Türkiye, Ankara’dan gösterilmek istendiği gibi görünmüyor.

IŞİD’in sahneye çıkışıyla birlikte, Türkiye’nin ortaya koyduğu (veya kendisinden beklenen ama koymadığı) performansından ötürü çok ciddi bir “irtifa kaybı” söz konusu.

Kobani’ye “Peşmerge geçişi”ni sağlamak üzere “koridor” açılması ve ardından gelen gelişmelerle bir nebze “hasar tamiri” yapılmış ve işlerin yavaş yavaş tekrar yoluna koyulması bekleniyor ama “karizma bir kere çizilmiş.”

Yani, Erbil’de Tayyip Erdoğan’ın ve Türkiye’nin eski imajı yok. IŞİD, Musul’u ele geçirdikten sonra, Erbil kendisini “tehdit” altında hissettiğinde, Türkiye’nin beklenen desteği vermemesi, yardıma geç gelmesi ve geç gelirken sunduğu yardımın, ilk yardıma koşan İran’ın çok altında kalması, “derin hayal kırıklığı”na yol açmış.

“Hayal kırıklığı” en tepede; Erbil’e kuzey yönündeki Sere Reş’teki (Kara Tepe) yükseklikteki ikametgâhında bulunan bizzat Mesut Barzani’de hissedilen bir duygu. “Aşağıda”, Irak Kürt halkında ya da Türkiye Kürtlerinin dilinden söylersek, “Güney’deki” halkın nezdinde uyanan duygu ise “öfke” olmuş.

Kürdistan Bölgesi basınını yakından izlemek bu konu hakkında zaten bir fikir verebilirdi ama gelip yerinde buna tanık olmak daha ilginç ve derin gözlemlere yol açıyor.

“Komşularla sıfır sorun politikası” iflâs edip, yerini “Sorunsuz tek bir komşu yok” politikasına terkettikten sonra, buna “tek istisna” teşkil edebilecek Kürdistan Bölgesi’nde Tayyip Erdoğan’ın “karizması”nın fena halde çizilmiş olması ve Türkiye’nin “siyasi nüfuzu”nun birdenbire İran’ınkinin altında kalması, üzerinde durulması gereken bir konu.

Kürdistan Bölgesi’nde esen bu havayı, Türkiye ile yakınlaşmayı teşvik etmiş ve hatta bu alanda başı çekmiş olan siyasi şahsiyetler ile yaptığım özel görüşmelerde tespit ettim. Hemen hepsinde, Türkiye’ye ilişkin hayal kırıklığı ve güven kaybı söz konusu.

Elbette, Türkiye, Kürdistan için “stratejik değeri”ni koruyor. Harita değişemeyeceğine göre, “jeopolitik” bir “sabit değer” olarak kaldığı için bu böyle.

Nitekim, MERI’nin Kürdistan’ın “bağımsız” bir düşünce kuruluşu olarak 2014 Mayıs’ında ortaya çıkmasından sonra Erbil’de gerçekleştirdiği ilk toplantı olan MERİ Forumu’nun son oturumunda konuşan Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Hawrami, Türkiye’nin “stratejik ortak” olduğunun altını çizdi, ama, “Türkiye’nin Kürdistan’a ihtiyacının, Kürdistan’ın Türkiye’ye ihtiyacından daha az olmadığını” belirtmeye de özen göstererek.

MERİ Forumu’nun ilk günkü panellerinden birinde konuşan Başbakan Neçirvan Barzani de, “Peşmerge”nin Kobani’ye geçişine imkân veren “koridor”dan ötürü Türkiye’ye iki kez üst üste teşekkür etti altını çizerek. Bir Kürdistan yetkilisi, bana, “Neçirvan’ın bu teşekkürünün adresi Türkiye’den ziyade, iç kamuoyuna yönelik” açıklamasını yaptı.

Türkiye ile tüm kırgınlıklara rağmen yine de ilişkinin tamir edilmesi gerekliliğini Kürt toplumuna anlatmak istiyorlar Kürdistan yetkilileri. Hiç değilse, bazıları.

IŞİD ilerlemesi, Irak Kürtlerinde Ankara’ya yönelik rahatsızlığa yol açarken, değişik ülkelerdeki Kürtler arasında ise bir yakınlaşmaya yol açmış durumda. Bu yakınlaşma sonucunda, Kandil’in kendilerine yönelik dilinin hayli “yumuşadığı”nın, Erbil’deki iktidar sahipleri de farkındalar. Onlar da, PKK hakkında “incitici” olmamaya özen gösteriyorlar.

Kürtler arasındaki ilişkilerde “değişen hava”nın çarpıcı göstergelerinden biri, Erbil’deki MERİ Forumu’nun katılımcıları arasında Kobani Kantonu’nun Başkanı Enver Müslim’in de, özel değer verilen bir konuk olarak, yer alması idi. O, PYD’nin Erbil’de dokuz ay öncesinden beri bulunan temsilcisi (Afrin’li) Garip Hasso, bizim HDP Temsilcisi ve Diyarbakır Belediye Başkanı Gültan Kışanak, birbirlerinden ayrılmaz bir dörtlü halindeydiler.

Enver Müslim ile uzun uzun Kobani’deki askeri durumu ve muhtemel geleceği konuştuk. “Hatıra fotoğrafı”nı bile “siyasi ikiz kardeş” sıfatına itiraz etmediği Gültan Kışanak’ı alarak çektirdik.
Enver Müslim, Kobani’de askeri dengenin, ABD’nin etkili hava desteği ve Peşmerge’nin de katılımı sonucunda YPG güçlerinin lehine dönmekte olduğunu söylüyor. IŞİD’in Kobani’den uzaklaştırılmasından sonra, kırsal alanda barınamayacağı kanısını, gerekçeleriyle, ifade ediyor.

Kürdistan Yönetimi’nin bir önceki Başbakanı ve eski Irak Başbakan Yardımcısı Barham Salih, bana, “Irak topraklarındaki IŞİD”in ise bir, bir buçuk yıl içinde temizleneceğini” öne sürdü. İki hafta süreyle Washington’daymış. Üst düzey temaslarından sonra vardığı sonuç, ABD’nin, “Kobani’de IŞİD’e yenik düşme görüntüsüne asla izin vermeyeceği”...

Obama’nın çok yakın olan Center for American Progress adlı düşünce kuruluşundan Michael Werz, MERİ Forumu’nda benim de konuşmacı olduğum panelde çok çarpıcı bir konuşma yaptı. Barham Salih’i doğrulayan sözler sarfetti. Amerika’nın YPG’ye havadan silah yardımı yaptığı 19 Ekim gününü “dönüm noktası” olarak niteledi ve “O gün” dedi, “ABD, Kobani’nin korunmasının, Türkiye ile mevcut ilişkilerinden daha önemli olduğu kararını verdi…”

“Erbil Notları”na yarın devam edeceğiz…