'Erdoğan-Öcalan satrancı' ve iktidarda çatlak...

"Çözüm Süreci" aslında bir tür "Erdoğan-Öcalan satrancı" halinde sürüyordu. 2015 Newroz'uyla birlikte "satranç tahtası"na bir de "AKP çatlağı" kondu

Abdullah Öcalan’ın “tarihi” olması umut edilen “Newroz Mesajı”nı dinleyince, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bu mesajı beğenmediği için önceki gün “İzleme Heyeti’ne gerek yok. Birilerini tatmin etmek zorunda değiliz” açıklamasını yapmış olduğunu anladım.

Diyarbakır’da Newroz alanını dolduran yüzbinlerce kişi ve geri kalan milyonlar, Öcalan’ın mesajını dün öğle saatlerinde dinlediler, okudular ve bilgi sahibi oldular ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mesajın içeriğinden haberdardı.

Onu “beğenmediği” de yaptığı açıklamadan belli.

Tayyip Erdoğan, Öcalan’ın “Çözüm Süreci”nin başlaması üzerine yaptığı 2013 tarihli “tarihi” Newroz mesajı”nın içeriğini beğenmişti oysa. “Çağrıyı, daveti olumlu buluyorum. Diyarbakır’daki mesajlar bizim mesajlarımızla örtüşüyor” diye açıklama yapmıştı.

“Tabii ama aslolan uygulamadır” diye eklemeyi ihmal etmeden. O dönem “Başbakan” olan Tayyip Erdoğan’ın “uygulama”dan kastettiği “PKK’nın silahlı güçlerinin Türkiye topraklarını terk etmesi” idi.

Tayyip Erdoğan’ın “beğendiği” Öcalan’ın “2013 Newroz Mesajı”nın can alıcı bölümü, yakalanması gereken halkası “Bugün yeni bir dönem başlıyor; Silahlı direniş sürecinden demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor” cümleleriydi.

Öcalan, 2013 Newroz Mesajı’nda şöyle demişti:

“Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun noktasına geldik... Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınırötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.”

O günden bugüne “Çözüm Süreci” pek fazla yol almadı, daha ziyade içine girdiği ve çıkamadığı “tıkanıklıklar” ile kendini gösterdi ama her şeye rağmen kendisinden vazgeçilmedi. Yaşatıldı. Canlı tutuldu.

Üç hafta önce, 28 Şubat’ta İmralı’ya gidip gelen HDP heyetinin, iki bakan, bir AKP yöneticisi ve Kamu Güvenliği Müsteşarı (yani “devlet”) ile birarada görüntü vererek Dolmabahçe’de yaptığı açıklama, Öcalan’ın PKK’nin Türkiye’deki silahlı mücadelesine son vermesi konusunda üzerinde toplanan umutları doruğa çıkarttı.

Şöyle demişti Öcalan:

"Bu 30 yıllık çatışma sürecini kalıcı barışa götürürken demokratik bir çözüme ulaşmak temel hedefimizdir. Asgari müştereğin sağlandığı ilkelerde silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK'yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum. Bu davet silahlı mücadelenin yerini demokratik siyasetin almasına yönelik tarihi bir niyet beyanıdır."

AKP tarafı, bunu, Öcalan’ın “PKK’yi silaha bırak” kongresi toplama “talimatı” olarak anlamayı seçti ve bu yönde yoğun bir propaganda yürüttü.

Kürt siyasi hareketi tarafı ise açıklamanın “asgari müştereğin sağlandığı ilkelerde” sözcüklerine asıldı ve daha önemlisi “çözümü getirecek müzakereler”e yön verecek diye tanımlanan ve Dolmabahçe’de okunmuş olan “10 başlık” üzerinde mutabakat sağlanması üzerinde durdu.

Günlerdir, Türkiye’nin cumhurbaşkanı başta olmak üzere çeşitli yetkililerle Kandil’deki PKK yöneticileri arasındaki sert polemiklere tanık olduk. Bu arada, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, iktidarın sahipleri ve medyadaki tetikçilerinin saldırı kampanyasına hedef oldu.

Abdullah Öcalan’ın “2015 Newroz Mesajı” böyle bir “arka plan” üzerinde daha da önem kazanmıştı.

Öcalan’ın dün okunan mesajının “can alıcı” yeri şu cümleleri:

“… Kırk yıllık hareketimizin acılarla dolu geçen bu mücadelesi boşa gitmediği gibi aynen sürdürülemez bir aşamaya da varmış bulunmaktadır. Tarih ve halklarımız bizden dönemin ruhuna uygun bir demokratik çözümü ve barışı talep etmektedir. Bu temelde tarihi Dolmabahçe Sarayında, hepimizce resmen ilan edilen on maddelik deklarasyon temelinde yeni bir süreci başlatma görevi ile karşı karşıyayız.

Deklarasyon gereği ilkelerde mutabakat oluşmasıyla birlikte PKK'nin Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı yaklaşık kırk yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim. Umarım ilkesel mutabakata en kısa sürede varıp Parlamento üyeleri ve İzleme Heyetinden teşkil edilen bir Hakikat ve Yüzleşme komisyonundan geçerek bu kongreyi başarıyla realize etme durumunu yaşarız...”

İşte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Öcalan’ın “Newroz Mesajı”nda “beğenmediği” içerik tam buradadır. Öcalan, PKK’yi “Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kırk yıldır sürdürdüğü silahlı mücadeleyi sonlandırmak” için “kongre toplamaya” çağırıyor ama “önce ilkesel mutabakat” diyerek, bunu şarta bağlıyor:

“Umarım ilkesel mutabakata en kısa sürede varıp parlamento üyeleri ve İzleme Heyetinden teşkil edilen bir Hakikat ve Yüzleşme komisyonundan geçerek bu kongreyi başarıyla realize etme durumunu yaşarız.”

Yani, “Çözüm Süreci”nin önümüzdeki aşaması için bir “yöntem önerisi” getiriyor; tartışma konusu haline gelen “İzleme Heyeti”ne bir de “TBMM üyelerinin” eklenmesiyle oluşacak bir “Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu”ndan söz ediyor.

Öcalan’ın ifadesi, söz konusu PKK kongresinin toplanması, bu mekanizmaların oluşması şartına bağlı olarak anlaşılmaya uygun.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Öcalan’ın kastettiği besbelli bir şekilde, “birilerini tatmin için” diyerek “İzleme Heyeti” oluşumunu gereksiz bulduğuna dair açıklamasını, Newroz mesajının bu bölümüyle birlikte okuyarak anlamak mümkün.

Peki, Bülent Arınç’ın, Öcalan’ın mesajının okunmasından sonra mesajının yankılanmasının bile üzerine geçecek şekilde yaptığı ve “Hükümetin Cumhurbaşkanı’na resti” şeklinde yorumlanan açıklamasına ne demeli?

Arınç, hükümetin “İzleme Heyeti” oluşumunda kararlı olduğunu bildiriyor ve Erdoğan’a “işine bak” demeye getiriyor.

Son iki-üç yıldır Bülent Arınç’ın kimbilir kaç kez Tayyip Erdoğan’a kafasını kaldırır gibi olup, onun tarafından bir güzel paylandıktan sonra başını önüne eğerek, yerine oturduğunu görmeye alıştık. Bu kez, farklı olmasını gerektiren nedir ki?

Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç’ın kendisine yönelik ''Bundan hoşlanmadım, hoşuma gitmedi, soğuk veya sıcak karşıladım beyanları kendi hissi beyanlarıdır. Sorumluluk hükümetin üstündedir, bunları kendi özgün düşünceleri olarak kabul edebiliriz” sözlerini -bugüne kadarki performansına bakıldığında-  yemez. Üstelik, bu AKP’den ya da hükümetten geliyorsa, yedirir de.

Bunu yapmadığı anda “Türk usulü başkanlık” hesaplarından ve hayallerinden vazgeçmiş, Türkiye’deki yerleşik teamüle göre cumhurbaşkanlık yapmayı kabullenmiş demektir.

Bu arada unutmayalım: “Çözüm Süreci” yöntemi itibarıyla Abdullah Öcalan üzerinde inşa edilmiş olmakla birlikte, iktidar adına asıl “taraf”ı Tayyip Erdoğan’dır. “Çözüm Süreci Tayyip Erdoğan sayesinde var” diye kendileri söylemiyorlar mıydı?

Ne olursa olsun, 2015 Newroz gününde, ortaya Erdoğan ile hükümet arasında bir çatlak çıkmış olması tarihin bir cilvesi olmalı.

Bunca zaman, Öcalan ile Kandil ve HDP arasında geleneksel “böl-yönet” oyununu oynamaya çalıştılar; 2015 Newroz’undan sonra ortaya “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile AKP hükümeti çatlağı” çıktı.

“Çözüm Süreci” aslında bir tür “Erdoğan-Öcalan satrancı” halinde sürüyordu. 2015 Newroz’uyla birlikte “satranç tahtası”na bir de “AKP çatlağı” kondu.

Bu çatlak, 7 Haziran seçimlerinde AKP’nin zayıflamasına, HDP’nin güçlenmesine yol açarsa “Çözüm Süreci” bundan kazançlı çıkacaktır.