Erdoğan'ın Kobani'de anlayamadığı, göremediği

Sabahtan akşama kadar, "algı operasyonu" diyerek "Türk'ten Türk'e propagandası" yapın, dünyanın Kobani ile ilgili gelişmeleri okuyuş tarzının NYT başyazısında yansıtıldığı haliyle olduğu gerçeğini değiştiremezsiniz.

“Kobani niçin kurtarılmalıdır?”
Şunun şurasında bir ay önce, bırakın dünyayı, sınırının üzerinde oturduğu Türkiye’de bile nüfusun önemli bir kısmı Kobani’nin adını bilmezdi. (Zaten başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin iktidar sorumluları “Kobani” sözcüğünü telaffuz da halâ bir hayli zorlanıyorlar, önce “Ayn el-Arap” diyorlar sonra Kobani. Böylece, şehrin Kürt kimliğini silmek amaçlı Arap milliyetçiliğinin isim tercihini benimseyerek, kendilerinin Kürtlere bakış açısını da ortaya koymuş oluyorlar.)

Kobani’nin adını dünyada artık duymayan yok. Öyle ki, New York Times gazetesi, dün, “Kobani niçin kurtarılmalıdır?” başlıklı bir başyazı bile yazdı.

“Eğer Kobani yaşarsa, tüm olumsuzluklara meydan okumuş olacaktır” cümlesiyle başlıyor NYT başyazısı. Kobani’nin “yaşaması”, elbette, IŞİD’in eline geçmemesi, savunmacılarının yani Kürt YPG ağırlıklı güçlerin elinde kalması anlamına geliyor.

NYT başyazısında, Kobani’nin düşmemesi gereği, şehrin ABD’nin yeni bölge stratejisinin “sınavı” haline gelmiş olmasıyla ifade ediliyor. Zaten, ABD, bu nedenle, kendisini PKK-PYD hattı ile ilişkiye getirecek şekilde, Kobani’ye hava indirmesiyle silah yardımı yapmaya başladı.

Buradan; 1) ABD’nin Kobani’nin düşmesine izin vermeye tahammül edemeyeceği; 2) Bu nedenle, Washington ile “Kürt siyasi hareketi” arasında tüm bölgenin gelecek yapılanmasını etkileyebilecek bir “ilişki süreci”nin başlamış olduğuna hükmetmek yanlış olmaz.

Belki de, Türkiye’deki iktidarın, tam da bu sebeple, büyük rahatsızlık içinde bulunduğu, ABD ve Batı ile ilişkilerinin bozulması pahasına, Kürtlerin Kobani’de tutunabilmesinin önüne geçmek için, “işleri yokuşa süren” bir politika tutturduğunu da anlayabiliriz.

Yani, bölgede Kürtler ve uluslararası dengelerde ABD ve Batı için “iyi olan”, sonuç itibarıyla, IŞİD’in “mezhepçi devleti”nin ortadan kalkmasına yol açacak olan gelişmeleri, Türkiye’deki iktidar, kendi “çıkarlarına uygun görmüyor” olabilir. Böylesine, bir “ideolojik saplantı” içinde bulunabilir.

NYT başyazısında, “Erdoğan’ın Amerikalıları ya da Türkiye’nin iyi ilişkiler için bulunduğu Irak’taki Kürtleri kızdırmaktan ne kazandığını görmek zor. (Kobani’ye) Yardımı reddetmesi, PKK ile rüşeym halindeki barış görüşmelerini de tehlikeye sokuyor” diye yazıyor.

Gerçekten, özellikle, Atlantik ötesinden bakıldığında anlamak daha da zor. Türkiye’nin içinden bakıldığında bile zor.

Başta Amerikan siyasi karar vericileri, dünyadaki bir çok etkili çevrenin gözünden kaçmayacak olan başyazının vurucu cümlelerinden birinde, “Kürtlere silah yardımı bir çaresizlik hamlesiydi; Kürtler risk altındaydı ve Türkiye’nin cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Washington’un yalvarmalarına rağmen yardımı reddetmişti.” deniliyor.

Sabahtan akşama kadar, “algı operasyonu” diyerek “Türk’ten Türk’e propagandası” yapın, dünyanın Kobani ile ilgili gelişmeleri okuyuş tarzının NYT başyazısında yansıtıldığı haliyle olduğu gerçeğini değiştiremezsiniz.

NYT başyazısı, Türkiye’nin peşmergenin geçişine, yani “koridor”a, ancak ABD’nin Kobani’ye havadan silah yardımı yapması üzerine izin vermeye mecbur kaldığına işaret ettikten sonra, “bunun da henüz gerçekleşmediğini” bildirip, Kobani çevresinde 1000 IŞİD’li bulunmasına karşılık, Erdoğan’ın sadece “200 peşmerge”ye izin verdiğini, eleştirel bir alaycılıkla hatırlatıyor.

Nitekim, Tayyip Erdoğan, Letonya’dan sonra Estonya’da da, dün, Kobani’de işleri nasıl yokuşa sürmekte olduğunu teyid eden ifadeler kullandı. Kobani’ye “koridor” konusunda söylediği şu:

“Daha önce de ifade ettiğim gibi Sayın Obama'ya ‘Burada tercih edilmesi gereken birinci derecede Özgür Suriye Ordusu olabilir, ikinci derecede  peşmergeler olabilir’ demiştik. Daha sonraki gelişmelerde PYD 200 kişilik bir grubu kabul etti. Az önce aldığım bilgiye göre bu sayı 150'ye indirilmiş. Özgür Suriye Ordusu'ndan ise 1.300 kişiyi PYD kabul ettiğini bildirmiş. Şu anda birimlerimiz geçiş güzergahının nasıl olması gerektiğini görüşüyorlar.”

Suriye’de sahadaki gelişmeleri ve “kim kimdir?”i bilen herkes açısından, bu sözlerin “atın önüne arabayı koymak”tan ve “ipe un sermek”ten hiçbir farkı yoktur.

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in ANF’de yayımlanan mülakatını aktarıyorum; ki, Tayyip Erdoğan’ın Baltık cumhuriyetlerinde söyledikleri daha yerli yerine oturabilsin..

“Soru- Kobanê’de şu anda son durum nedir?

DAİŞ (IŞİD) çetelerine Tel Abyad ve Türkiye üzerinden her gün katılımları var. Yine askeri malzeme alıyorlar. Sürekli takviye oluyor. Bundan dolayı da saldırıları sürüyor. Şu anda Kobenê’nin güney ve doğu cephesinde çatışma tüm şiddetiyle sürüyor. Dün de (önceki gün) Til Şeîr köyünde YPG büyük darbeler vurdu. Bu köy, 4-5 km Kobanê merkezinde uzaktır. Yine hava saldırıları da devam ediyor.
Dün (önceki gün) akşam saatlerinde Özgür Suriye Ordusu’nun DAİŞ’e karış Kobanê de savaşacağı yönünde haberler çıktı. Size böyle bir bilgi ulaştı mı?

Bu doğru değil. Özgür Suriye Ordusu’nun böyle bir açıklaması yok. Bu bilinçli olarak yayılan bir haber. Amaç kafa karıştırmaktır. Zaten ÖSO’ya bağlı bazı gruplar bizimle savaşıyorlar. Öyle bir şey olursa gelip bize başvururlar. Tamamen yalan bir haber.
Kimler ve ne amaçla bunu yapıyor?

Türkiye devletidir. Böylesi haberlerle karışıklık yaratmak istiyorlar.
Kısa bir süre öncesine kadar uluslararası kamuoyu sessizdi. Ancak bugün Kobanê’ye yoğun bir ilgi var. Büyük bir destek sözkonusu. Ne oldu da böyle ani değişim yaşandı?

Kobanê’de bir direniş yaşanıyor. Bu büyük bir ilgi uyandırdı… Bu ilgi kuşkusuz sevindiricidir. Ama yetersizdir, bu ilginin pratiğe geçmesini istiyoruz. Çünkü şu ana kadar karadan her hangi bir yardım bize ulaşmadı. Türkiye rejimi hala tavrından ısrar ediyor. Çetelere yardım ediyor. Daha dün Akçakale’den 70 kişi DAİŞ katılıp Kobanê’de savaşa gitti. Uluslararası güçler Türkiye’ye baskı yapmalı, bu tavrından dolayı kınamalıdır.
Türkiye yetkilileri son dönemlerde yaptıkları açıklamalarla tavırlarından bir değişiklik olduğu yönünde mesajlar veriyor. Bu size yansıyor mu?

Şimdiye kadar netleşen bir şey yok. Bütün dünya ülkeleri bir tarafta, Türkiye bir tarafta duruyor. Türkiye’nin netleşmesi baskı yapılması gerekiyor. Türkiye dünya kamuoyuna DAİŞ çetelerine karşı olduğunu deklere etmesi gerekiyor. Bugüne kadar da bunu söylemediği gibi DAİŞ çeteleriyle arasına mesafe koymadı.
Basında Güney Kürdistan’dan peşmerge gücünün Türkiye üzerinden Kobanê doğru yola çıktığına dair haberler çıkıyor. Peşmergeler Kobenê’ye gitti mi?

Peşmergenin Kobanê’ye gönderilmesine dair siyasi bir karar var. Ancak şimdiye kadar herhangi bir güç Kobanê’ye gitmiş değil. Ne kadar güç ve hangi silahlar gidecek gibi konular üzerinde YPG ile Peşmerge Komutanlığı arasında görüşmeler yapılıyor. Onun için nasıl ve ne biçim bir yardım olacağına dair netleşmiş hiç bir şey yok. Gideceğine dair karar dışında.
Türkiye koridoru açacak mı?

Türkiye, Güney Kürdistan ve ABD’nin isteği üzerine koridor açacağının sözünü verdi. Şu anda bunun pazarlığını yapıyor.

Ne gibi bir pazarlık?

10 kilometrelik alanda güvenli bölge ve tampon oluşturmak istiyor. Kuşkusuz bu da farklı bir oyundur. Türkiye, 10 kilometrelik alanı boşaltıp askeri bir bölgeye dönüştürme planları yapıyor. Kirli oyunlar peşinde.”
Bütün bunlar şayet doğruysa, o takdirde, Tayyip Erdoğan’ın Kobani üzerinden oynadığı “oyun”un kendisine hiçbir şeyi kazandırmayacağı, herşeyi kaybettireceğini kendisi bile anlayamıyor demektir.

Kobani düşerse, Türkiye’yi kötü bir konuma düşüreceğini ve bu arada ayakta kalamayacak şekilde kendisini de, eninde sonuna ve kötü biçimde düşüreceğini göremiyor demektir.