Eruh'tan 'şehit' haberi; Kasrı Kanco'dan 'sabır' uyarısı

Gecenin karanlığını yırtan bir F-16 sesiyle, Kasrı Kanco'nun terasına boylu boyunca dizilmiş onlarca kişinin kulak zarları da yırtılır gibi oldu. F-16'nın sesi henüz uzaklaşmıştı ki, ikinci bir F-16 aynı şekilde gecenin karanlığını yırtarak, müthiş bir sesle üzerimizden uçtu geçti.
Eruh'tan 'şehit' haberi; Kasrı Kanco'dan 'sabır' uyarısı

DTP lideri Ahmet Türk?ün Derik ilçesi yakınlarındaki Kasrı Kanco?daki ikametgâhındaydık. Kasr, Arapça ?saray? demek; Kanco ise Ahmet Türk?ün dedesinin babası olan atası Hüseyin Kanco?dan geliyor. FOTOĞRAFLAR: MUHARREM KONTAZ / DHA

Güneydoğu’dan Kürt Açılımı (3)

Gecenin karanlığını yırtan bir F-16 sesiyle, Kasrı Kanco’nun terasına boylu boyunca dizilmiş onlarca kişinin kulak zarları da yırtılır gibi oldu. F-16’nın sesi henüz uzaklaşmıştı ki, ikinci bir F-16 aynı şekilde gecenin karanlığını yırtarak, müthiş bir sesle üzerimizden uçtu geçti.
Eruh’a doğru mu, Hakkâri’ye mi, daha ötesine mi? Onu bilmiyoruz. Karanlık hiçbir ipucu vermiyor.
Sanki her an üzerimizde bir bombardıman başlayacak duygusu uyandıran bir ‘savaş bölgesi’ndeymişiz gibi havaya giriyoruz. Derik’ten gelen elektriğin mütemadiyen kesilmesi nedeniyle karanlıkta süren sohbetimizdeki Derik-Kasrı Kancolularda bir heyecan belirtisi gözlemlemiyoruz.
Siyament adlı yaşlı Kasrı Kancolu, ‘Üç aylık bebekler bile alışık bu seslere. Kimse uykusunu bozmuyor artık bu seslerle’ diyor kayıtsızlık ve acı alay karışımı bir tepkiyle.
Kasrı Kanco yıllarca çok şey görmüş geçirmiş. Marş müzikleri eşliğindeki panzerlerce defalarca kuşatılmış, boşaltılmış. Bizim oturduğumuz terasa mitralyözler yerleştirilmiş. Ahalisi sürgün ve hapis görmüş.
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün Mardin’in Derik ilçesi yakınlarındaki Kasrı Kanco’daki ikametgâhındaydık. Kasr, Arapça ‘saray’ demek; Kanco ise Ahmet Türk’ün dedesinin babası olan atası Hüseyin Kanco’dan geliyor. Sultan Abdülhamit döneminde Hamidiye Alaylarından birinin komutanı dede Kanco 19. yüzyıl sonlarında yaptırmış Ahmet Türk’ün doğup büyüdüğü bu mekânı.
Yıllardır Kasrı Kanco’yu duyar merak ederdim. Derik yakınlarında olduğunu bildiğim için, dağlık bir arazinin üzerine kurulmuş küçük bir şato canlanırdı gözlerimde. Meğerse, Yukarı Mezopotamya düzlüklerinin neredeyse tam orta yerinde, Derik’a, Kızıltepe’ye, Viranşehir’e, Ceylanpınar’a eşit uzaklıkta bir dörtgenin içinde. Şato değil ama bölgedeki köy yapıları ile kıyaslandığında görkemli bir tarihi yapı.
Nerede olduğunu bilmezseniz, koca Mezopotamya ovasında kolay kolay bulamazsınız Kasrı Kanco’yu. Zaten o da 12 Eylül askeri darbesinden sonra adı değiştirilen mekânlar arasında yerini almış. Kızıltepe-Viranşehir arasında İpekyolu’ndan içeri sapmak için ‘Atlı 2 km’ yazılı bir yol levhasına dikkat etmek gerekir.
***
İki yıldır baba ocağına gelmemiş olan Ahmet Türk, bizimle buluşmak için yanında DTP Muş ve Batman milletvekilleri Sırrı Sakık ve Bengi Yıldız ile birlikte karşıladı bizi Kasrı Kanco’da. Oraya ‘Atlı’ diyen tek bir kişi yokmuş. Sırrı Sakık, ‘Tek bir at olmayan bir yere Atlı adını vermişler’ diye dalgasını geçiyor.
Ahmet Türk’ün geldiğini duyan akrabaları ve çevre ahalisi Kasrı Kanco’ya akın etmiş olduğu için, devasa bir iftar yemeği organizasyonu da yapılmış. İftar sofrasına giderken Eruh’ta altı, Çukurca’da bir askerin şehit olduğu haberleri geliyor. Eruh’ta aynı çatışmada ‘altı PKK’nın da öldürülmüş olduğu’ haberden sayılmadığı için, bunu öğrenmiyoruz ve Ahmet Türk’e ‘altı şehit’ haberini iletiyoruz.
Çok üzüldüğünü söylüyor ve ‘Operasyonların durmalı ve bu arada PKK da ellerini tetikten çekmeli’ diyor ilk tepki olarak.
Güneydoğu’da ‘operasyonlar durmalı’ sözcüklerini kullanmadan, sadece PKK’nın kınanacağı bir cümleyi bölgenin çok çile geçmiş fertlerinin hiçbirinden duymak mümkün değil.
Yine de DTP Genel Başkanı sıfatını taşıyan Ahmet Türk’ün böyle bir psikolojik ortamda ‘PKK da elini tetikten çeksin’ demesi, ‘çekmelidir’ dememesi bile başlıbaşına önemli bir açıklama.
Güneydoğu’nun nabzını bir nebze hissedebilenler için bu böyle.
***
Ahmet Türk ve arkadaşlarıyla, önce Kasrı Kanco’da başlayan, sonra gecenin diğer yarısında Mardin’de, Mardin’in eşsiz gece manzarasıyla ve aşağımızda upuzun Suriye’ye doğru sonsuzluğa uzanıyormuş gibi yatan Yukarı Mezopotamya’nın orasına burasına serpilmiş ışıklarla süslenen karanlığında dün ve bugünde yaptığımız sohbet gezintisini herhalde hayatımın geri kalan bölümünde hiç unutmayacağım.
Ahmet Türk’ü dinledikçe, onunla konuştukça, 60’lı yaşlarının ortasına gelmiş bu mütevazı tavırlı ‘ağa çocuğu’nun, çilelerle yoğrulmuş yaşamından damıtılmış anılarını duydukça, onun aynı zamanda Türkiye’nin geleceğinin ‘değerlendirememiş büyük şansı’, bir ‘bilge adam’ olduğunu düşünmeden edemiyor insan.
2009 yılı Eylül’ünde bir Kasrı Kanco ve Mardin gecesinde neler dinlediğimizi yazmaya kalksak, bu bir yazının satırlarına sığmaz; kitabının yazılması gerekir.
Onun Diyarbakır cezaevinde yaşanan ve bizzat kendisinin yaşadığı işkenceleri dinlerken, gözleriniz dolmazsa, içinizde müthiş bir öfke kabarmazsa insanlıktan nasibinizi almamışsınız demektir.
Ama Ahmet Türk başından geçen en aşağılık işkenceleri bile anlatırken, nüktedanlığını elden bırakmıyor ve gözleriniz dolduğu sırada, olan-biteni öyle bir komik anlatıma da büründürüyor ki, gülmeye başlıyorsunuz. Sonra, anlatılanın ne olduğunu fark edip güldüğünüz için utanma duygusu kaplıyor içinizi.
Zaten ‘uyarısı’nı da eksik etmiyor; ‘yaşamayan anlamaz, şaka ediyorum sanıyorsunuz’ diyor. İşin ilginç tarafı içinde kendisine yapılanlara, yaşadıklarına ilişkin bir ‘birikmiş öfke’ de yok. ‘Kendinizi öfkeye kaptırırsanız, intikam duyguları beslerseniz, size bunu yapanlar ile aynı kişiliğe sahip olursunuz’ diyerek hem ‘bilgeliği’nin sırrını veriyor, hem de bir başka uyarı daha yapmış oluyor.
***
‘Kürt Açılımı’nda Ahmet Türk’ün henüz oynamadığı ama oynayabileceği çok önemli rol ve roller var. O da buna hazır. Bu ‘açılım’a ilişkin en önemli önerisi ve uyarısı ise ancak onun gibi görmüş-geçirmiş bir adamın yapacağı cinsten: Sabır!
Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi tüm ayrıntılarıyla bugünlük bir ‘sır’ olarak anlattı. Onu bu konuda dinledikten sonra, ‘Kürt Açılımı’nın geleceğine ilişkin ‘iyimserliğimin’ arttığını gönül ferahlığıyla söyleyebilirim.
Eruh’tan gelen haber, bu yönde her türlü üzüntü ve ‘karamsarlığa’ neden olabilecek cinsten olsa bile, hedefe yönelik ‘iyimserliğin’ üzerine çıkacak gücü taşımıyor. Ahmet Türk, ‘yeni şehitler’e yol açan bu çok üzücü gelişmenin ‘durması gereken operasyon’larla ilgisini kurmakla birlikte, onun bile süreci rayından çıkartmak isteyenlerin bir ‘provokasyon’u olduğu kanısında.
‘Süreç’ durursa, ‘pusuda bekleyen statükocular ve kurtların üzerimize çullanacağını’ daha önce yetkililere de söylemiş, bize de söyledi zaten. Eruh’tan gelen haberi, ‘pusudaki statükocular ve kurtların’ işine gelecek türden görüyor.
Bu satırları Mardin’de, dün sabaha karşı yazıyorum. Ve Ahmet Türk’ün yanından ayrıldıktan hemen sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Eruh’ta ve Hakkâri’de olanlara ilişkin ‘Saldırı açılım sürecini engellemez’ değerlendirmesini, hiç vakit geçirmeden yaptığını ve ‘kararlılığın devamı’ sinyalini verdiğini öğrenip seviniyorum.
Yazıya burada nokta koyuyorum. Çünkü sabahın çok erken saatinde Mardin’den çıkıp, Eruh yoluna düşüyoruz. Yarın Eruh...