'Fenerbahçe operasyonu'nu doğru okumak...

Aziz Yıldırım 'iddialar yığını' diye önceden nitelediği iddianameyi darmadağın etti. Çökertti. Bunu 'maddi deliller'le yaptı.

Spor kulübü taraftarlığı çocukluktan gelirse güçlü bir kimlik oluşturur ya da kimliğin güçlü bir parçası haline gelir. Benim Fenerbahçeliliğim öyle bir şey. Birçoklarının olduğu gibi. Aynı şekilde oluşan Galatasaraylılık, Beşiktaşlılık, vs gibi.
Çocukluk anılarının önemli bir bölümü bu kimliğin oluşumuyla ilgilidir. Benim kuşağımdaki pek çok insan, şekerlerin, sakızların içinden çıkan futbolcu fotoğraflarının ve imzalarının koleksiyonunu yapardı. Şimdilerde forma toplamak ve formaları imzalatmak gibi.
Ankara’nın eksi 20 derece soğuğunda okulu kırarak, 19 Mayıs Stadyumu’nun dış sahalarından birinde ordu takımının antrenmanını o sırada askerliğini yapmakta olan Can Bartu’nun imzasını alabilmek için donarak izlediğimi nasıl unutabilirim? Can Bartu, yüzüme bakmadan uzattığım kalemi alıp bir kâğıda imzasını atmıştı ve ben o imzalı kâğıtla, mahallede haftalarca çalım yapmıştım. Mahallemizde kimsede Can Bartu’nun imzası yoktu.
Çocuklukta temelleri atılmış güçlü bir Fenerbahçelilik, elbette, kimliğin içine geçmiş olarak, Fenerbahçe ile ilgili her gelişmeye duyarlı olmayı da beraberinde getirir.
Bu, kuşkusuz, Fenerbahçe’nin hukuk dışı bir duruma, üstelik şike yapmak gibi yüzkızartıcı bir davranışa taraf olması halinde Fenerbahçe’yi gözü kapalı savunmayı gerektirmez. Fenerbahçeli olmaktan vazgeçilmez ama böyle bir durumun utancı, ister istemez, üzerinize bulaşır. Başınızı utanç içinde eğer, buna neden olanların yakasına nasıl yapışacağınızı tasarlarsınız.
Ama şayet böyle bir durum gerçek değil ve Fenerbahçe, haksız bir oyuna hedef kılınmış ise bu tertibin karşısına en duyarlı biçimde dikilir ve mücadele edersiniz.
3 Temmuz’dan beri yaptığımız bu. 

Aziz Yıldırım savunması
Fenerbahçe ile ilgili her şeye aşırı biçimde duyarlı olduğumuz, gelişmeleri çok yakından izlediğimiz için Fenerbahçe’ye yönelik büyük tertibi daha işin en başında görmüş, teşhis etmiştik.
Hukukun, vicdanın, hiçbir şeyin kabul edemeyeceği bir şekilde şu an tutuklu bulunan Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın ve diğerlerinin hakkını hukukunu, hem bir Fenerbahçeli olarak hem de haktan ve hukuktan yana olarak, başından beri azimle savunduk.
Aziz Yıldırım’ın, milyonlarca Fenerbahçelinin merakla beklediği, İstanbul’da 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün başlayan ve bugün sona erecek savunmasını mahkeme salonunda dinlerken 8 aydır doğru bir yerde durduğumu büyük bir mutlulukla hissettim.
Hukukçu bir ailenin çocuğu olarak yetişmiş, epey yaş almış ömrümde mahkeme salonlarını izleyici, tanık ve sanık olarak hayli yakından bilen birisi olarak, beni asıl meraklandıran Aziz Yıldırım’ın hakkındaki iddianamede ileri sürülen suçlamaları ‘maddi deliller’le çökertip çökertmeyeceği, bunu nasıl yapacağı idi.
‘İddialar yığını’ diye önceden nitelediği iddianameyi darmadağın etti. Çökertti. İddianameyi çökertme işini, ‘maddi deliller’le yaptı ve bugün de devam edecek.
Aziz Yıldırım savunmasıyla Fenerbahçe Spor Kulübü’nün ‘iddia makamı’na geçeceğini yazmıştım. Yapılan haksızlığa taraf olan herkes dünkü savunmadan nasibini aldı. Başta temmuz ayından bu yana hukuk dışına çıkarak ‘yargısız infaz’ yapan medya.
Aziz Yıldırım, medyanın bu rolünü delillerle ortaya koyarken Fenerbahçe’nin Karabük’ten transfer ettiği Nijeryalı futbolcu Emenike’nin ‘şike için aldığı paraları sayarken çekilmiş fotoğrafları’ olduğunun medyada ileri sürüldüğünü hatırlattı ve “Ancak bu fotoğraflar hiçbir zaman ortaya çıkmamıştır. Çünkü ne şike parası ne de para sayarken Emenike fotoğrafı vardır. Şike parası sayarken kameraya yakalandı haberini yapanlar da ahlaksız bir davranış sergilemişlerdir. Bu görüntüleri yayımlamazlarsa onları hem müfteri hem de ahlaksızlık yaptıkları için ahlaksız addediyorum” dedi.
Bütün medyanın, bu arada benim gazetem Radikal’in de ‘özür borcu’ vardır. O tarihlerde bu tür iddialar Radikal’de de yayımlanmıştı ve ben gazete yönetimini yapılanın yanlışlığı konusunda uyarmıştım.
Polisten servis edilen ‘dezenformasyon’ niteliğindeki malzemeler, soruşturmanın gizliliği ilkesini ihlal ederek hukuk dışına çıkıyordu. 1998’de başımıza gelen ‘andıç’tan, bu hukuk dışılığı ve medyanın rolünü gayet iyi bilecek konumdaydım. 

‘Otonom yapı’nın ‘Fenerbahçe operasyonu’
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, yapılanların gerekçesini ‘Türk sporunu ele geçirmek isteyen bir grup’un girişimi olarak teşhis ediyor ve böyle bir iddiayı dillendiriyor.
Aslında yapılan, olan-biten; son iki hafta içinde yaşadığımız ‘kriz’in ‘arka planı’ndaki ‘aktörler’den bağımsız değildir. Bunu en özet haliyle Ali Bayramoğlu’nun dünkü ‘Demokratikleşme ve tasfiye’ başlıklı yazısının şu satırlarında izleyebiliriz:
“Türkiye’de demokratikleşme ve değişim sürecindeki en önemli aksaklıklar Ergenekon, Balyoz, KCK gibi siyasi nitelikli davalarda, emniyet-yargı uygulamaları üzerinden meydana geliyordu.
Açık, bir dönem, bu tür adli süreçlerle güvenlik ve yargı aktörleri demokratikleşme politikalarını taşıyan önemli işler yaptılar, doğal olarak büyük destek gördüler.
Ancak belli bir aşamadan sonra, bu süreçleri kendi güçlerini ve ait oldukları çevrenin gücünü pekiştirmek için bir araç haline getirdiler.
KCK operasyonlarında siyasi alanı tümüyle baskı altına alan uygulamalar, siyaset ve şiddet arasındaki çizgilerin silik hale getirilmesi, tutukluluk konusunda izlenen kararlı ve tavizsiz tutum, ‘polis-yargı mekanizması’nın güç pekiştirme aracı haline geldi.
Bu mekanizma ya da ‘otonom yapı’, bu adli süreçlere ve kendi yöntemlerine yönelik eleştirileri tehlike olarak algıladı. Balyoz, Kafes gibi kimi davalarda yine aynı ‘otonom yapı’nın sorumluluğunda olan şüpheli deliller, demokratikleşme sürecine gölge düşürmeye başladı.
En nihayet bunlar etrafında bir kamuoyu inşa edilmeye çalışıldı. ‘Emniyet-adliye-basın üçgeni’ndeki ‘istihbarat oyunları’ bir hegemonyaya dönüştü ve Türkiye’yi adım adım, üstelik ve yeni dönem adı altında esir almaya başladı. Güvenlik birimleri, kurumları, analizleri, gazetecileri, aktörlerinin değerlenmesiyle güvenlikçi bakış açısı tüm ülkeyi kapladı.”
Bu anlatımda tek eksik, ‘Fenerbahçe operasyonu’ sözcükleri. Fenerbahçe Spor Kulübü, başkanı Aziz Yıldırım üzerinden ve mevcut haliyle bir balon olduğu ortaya çıkmakta olan ‘şike iddiaları’nın oluşturduğu sis perdesinin altında ‘emniyet-adliye-basın üçgeni’nin altarında ‘kurban’ edilmek istendi.
Bunun önlenmesi, siyasi iktidarın son günlerde son vermekte olduğu ‘polis-yargı ekseni’ ya da bir başka deyişle ‘otonom yapı’nın üstesinden geldiği ölçüde, Türkiye’nin ‘özel yetkili’ değil gerçek anlamda bir ‘hukuk devleti’ne doğru yol almasına da katkıda bulunacaktır.
Aslında doğru adı ‘Fenerbahçe davası’ olması gereken soruşturma sürecinin özü de budur.