Futbolu bile yönetemezseniz

Futbolu bile 'biber gazı'yla yönetirseniz ülkeyi de aynı yöntemle yönetmekten bir başka yol bulamazsınız.

Cumartesi gecesi maç bittiği anda ayağa kalktık. 50 bin kişiyle birlikte. Fenerbahçe seyircisi -yani 50 bin kişi- bir anda sözleşmiş gibi, “Bu taraftar sizinle gurur duyuyor”, “Fenerbahçe buraya” diye tezahürat yapmaya başladı.
Şampiyonluğu kazanamamış olmanın üzüntüsü içinde, kimisi yerde oturan Fenerbahçeli futbolcular ayağa kalktı. Tribünlere dönerek alkışlara alkışlarla karşılık vermeye başladılar.
Saha içindeki futbolcu öbeklerinde bazı Fenerbahçeli futbolcular, Galatasaraylı futbolcuları tebrik ediyorlardı. Aykut Kocaman, Fatih Terim’e sarılmış, kutluyordu.
Galatasaraylı futbolcular, sahanın ortasına yakın bir yerde toplandılar, sevinç içinde şampiyon unvanını kazanmış olmalarını kutluyorlardı. Birden etraflarında bir polis kordonu belirdi. Galatasaraylı futbolcular yoğun polis kordonu arasında tribünlerden görünemez oldular.
Fenerbahçeli 50 bin kişi, Galatasaray takımı ile meşgul değildi. Kendi takımına tezahürat yapmaktaydı. Sahaya atlayan tek bir kişi yokken, maç olaysız sonuçlanmış ve sonuçlandıktan sonra olay çıkacağına dair hiçbir belirti yokken, tribünlerin önünde güvenlik önlemi için dizilmesi gereken polisin, Galatasaraylı oyuncuları kuşatması için de hiçbir neden yoktu. Galatasaray takımı, saha içindeki sevincine ara verip, kupa töreni öncesi soyunma odasına gidiyor. Sahada Galatasaraylı oyuncu kalmıyor. Maçın bitiminden 5 dakika 31 saniye sonra. Fenerbahçeli futbolculardan Emre ve Ziegler sahada. Yavaş yavaş onlar da soyunma odasının yolunu tutuyorlar. Az sayıda taraftar sahaya atlamış, Fenerbahçe’nin sahada kalan futbolcularına sarılmaya ve hatıra için forma almaya çalışıyorlar. Maçın bitiminden tam tamına 7 dakika 41 saniye sonra.
Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyeleri, Şeref Tribünü’nde ayakta, tribünün önüne gelen birkaç Fenerbahçeli futbolcuyu alkışlıyorlar. Onlar da soyunma odalarına giriyor. Sahada futbolcu kalmıyor. Futbolculardan boşalmış sahada, polis gücünün önemli bir bölümü, soyunma odalarının önüne giden tünelin önünde –nedense- mevzilenmiş, sahada olmayan Galatasaraylı futbolcular için ‘koruma önlemi’ almış durumda.
O anlarda Fenerbahçe kaptanı Alex de Souza, Galatasaray soyunma odasında Galatasaraylıları kutluyor.
Maç biteli 8 dakika 20 saniye olmuş ve tribünler çok büyük ölçüde boşalmış halde. Tam o sırada, iki kale arkası tribünü alt köşelerinde bir grup taraftar ile polis arasında tartışmalar yaşanıyor. Sonra, 50 bin kişiden kala kala, tribünlerin sahaya yakın bölümüne yaklaşan birkaç yüz kişilik bir taraftar topluluğuna, maç bitiminden 10 dakika sonra polis biber gazı sıkmaya başlıyor. Daha doğrusu bütün stada, tüm tribünlerin koridorlarına. Stadı terk etmekte olan aralarında kadınların, çocukların, kimisi kalp hastası yaşlıların bulunduğu binlerce kişi, biber gazından etkilendi.
Maraton tribününün alt katında henüz ulaşmış olduğum FB TV’nin bulunduğu odaların kapıları gaz sızmasın diye kapatıldı. Bir an koridora çıkacak oldum, iki metre yürüyemedim. Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç ve Fenerbahçe Televizyonu yöneticileri gözleri kan çanağı, göremez, nefes alamaz halde, genel müdürün odasına sığınmış, kolonya arıyorlardı.
O ara, Kızıltoprak’ta ve Kadıköy’ün çeşitli yerlerinde Fenerbahçeli taraftarlarla polis arasında çatışmalar çıktığı ve bazı polis araçlarının yakıldığı haberleri ulaştı.
Maraton tribününün alt katlarında dolanırken yanıma biri yanaştı, “Bazı polisler üzerimize ‘Aziz’in piçleri; hadi gelsin başkanınız kurtarsın sizi’ diyerek saldırıyordu” dedi.
Bu sırada, ‘özerk’ TFF varken, kupa töreni yapmak ancak Rize’deki Başbakan’ın telefon talimatıyla söz konusu olabiliyordu. Bu halin, bundan birkaç yüzyıl önce Bursa’da Karagöz-Hacivat oynatmak için İstanbul’daki padişahın fermanını istemekten ne farkı var?
Gece yarısına doğru dışarı çıktım. Kızıltoprak’ta ters dönmüş, tahrip edilmiş benzincinin önüne geldim. Stadyumdan Feneryolu’na kadar Bağdat Caddesi, cam kırıkları ve köpüklerle Batı Şeria’da rastlanacak cinsten bir çatışma sonrası görüntüler veriyordu.
Kızıltoprak’ta açık bir kokoreç dükkânına girdim. Olayları anlatmasını istedim. Köşede Fenerbahçe taraftarlarının toplandığı noktaya bir polis panzerinin aniden gelip su sıkmaya başladığını ve olayları tetiklediğini anlattı.
Dün öğleden sonra, çeşitli açılardan çekilmiş ve maç sonrası saha içini gösteren kasetleri defalarca izledim. Olayların nasıl başladığını, dakika dakika, tüm görüntüleri tekrarlatarak seyrettim. Çıplak gözle gördüklerim ve yaşadıklarıma ek olarak, görmediğim ve yaşamadığım her saniyeyi ve her santimetre kareyi seyrettim.
Sonuç?
Sonuç: Olaylar, müthiş bir yönetim zaafının ve polisin hem gereksiz ve üstelik orantısız güç kullanmasının sonucudur. Olaylarla futbol sahasının, oynanmış bitmiş maçın ve en önemlisi Fenerbahçe camiasının hiçbir ilişkisi yoktur.
Maç sonrası ta Rize’den Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kalkıp, “Futbolun üç neticesi var. Bu üç neticeye katlanmak durumundasın. Eğer katlanamıyorsan bu işi yapma. Maçtan sonra her tarafı yakıp yıkmak, bütün polis araçlarını devirmek, bu nedir ya? Bunu biz terörde görüyoruz. Ama tribünlere terörü hâkim kılmak isteyen zihniyeti lanetliyorum” şeklindeki açıklaması yanlıştır ve gerçekleri yansıtmamaktadır.
“Başbakan yanlış bilgi almış olmalı” diyorlar. Olabilir. Ama onun görevi doğru bilgi almaktır. Fenerbahçe’yi haksız yere töhmet altında bırakmamalıdır. Tribünlere terörü hâkim kılmak isteyen zihniyeti lanetleyen Başbakan, daha bir hafta önce Trabzon tribünlerine hâkim olan terörde büyük pay sahibi olan, Trabzon stadının soyunma odalarında Fenerbahçeli futbolculara saldırıp boğazlarını sıkan Trabzonspor Başkanı’nı Fenerbahçe-Galatasaray maçının ardından kabul edip ödüllendirmemelidir. Başbakan, adresi yanlış yerlere tepki göstereceğine, polisin davranışlarını incelemelidir. Gazze’de, Suriye’de ‘orantısız güç kullanımı’ konusunda duyarlı olan Başbakan’ın, Türkiye’de polisin ‘orantısız güç kullanıp kullanmadığı’ konusunda da duyarlı olmasında yarar var. Zira, polisin bu konuda hiç de iyi bir şöhreti, ne yazık ki yok. Şimdi Fenerbahçe’nin sahasının önümüzdeki sezon beş maç kapatılacağından söz ediyorlar.
Niçin? Ne hakla?
Maç oynandı mı? Oynandı. Tek bir olay çıktı mı? Çıkmadı. Maç sonrası Galatasaraylılara, gerek seyirciden herhangi bir saldırganlık gerekse Fenerbahçe Kulübü’nün yöneticilerinden tek bir olumsuz müdahale oldu mu? Hayır.
Olaylar, polis ile Fenerbahçe seyircisinin küçük bir bölümü arasında yaşandı. Polisin –yani yürütmenin- kriz yönetmeyi bilmemesi ve olay tetiklemesinin bedelini Fenerbahçe niçin ödesin?
Tribünlerde şiddeti önlemek ve tribünlere kadın ve çocuk seyirci çekmek konusunda öncülük yapmış olan Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ı, kimsenin izah edemeyeceği biçimde dört duvar arasında tut; olay önleyeceğine olay çıkart, sonra Fenerbahçe’ye ceza ver.
Bu ne biçim adalet?
‘Temiz futbol’ dendi, ‘Fenerbahçe operasyonu’ yapıldı, Aziz Yıldırım içeri atıldı, futbol görülmemiş derecede kirlendi, bir türlü temizlenemiyor. ‘Sporda şiddeti önlemek’ için yola çıkıldı, ‘şiddet’ spor sahalarında görülmemiş ölçülere varıp, şehirlerin sokaklarına taştı. Hükümet ve TFF, onu bunu suçlayacağına, oturmalı, kafalarını iki ellerinin arasına alıp “Acaba nerede hata yaptık” diye düşünmelidirler. Futbolu bile yönetemez, ‘biber gazı’yla yönetmekten başka bir yol bilmezseniz, ülkeyi de mecburen aynı yöntemlerle yönetmekten başka bir yol bulamazsınız.
‘Süper final’ gecesinin verdiği basit ders budur.