Hatalı varsayımlar...

Türkiye'nin Ortadoğu politikası, Başbakan, şu sırada 'hatalı varsayımların toplamı' gibi gözüküyor 'siyaset bilanço kâğıdı'nın üzerinde.

İki hafta önce Dubai’de bölgenin ve daha da önemlisi dünyanın doğrultusu, ayrıca Türkiye’nin Körfez’den görüntüsü gibi çok ilginç konuların masaya yatırıldığı son derece öğretici bir uluslararası toplantının ardından, İstanbul’da ‘konferanslar zinciri’nde buldum kendimi. Bir tür ‘Ortadoğu tartışmaları süreci’ de diyebilirim.

İlki, dördüncüsü yapılan Chatham House İstanbul Yuvarlak Masa toplantılarıydı. Chatham House, bir diğer adı Uluslararası İlişkiler Kraliyet Enstitüsü olan Britanya’nın doğumu 1920 yılına giden düşünce kuruluşu.

İstanbul’daki Chatham House toplantısı ‘Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Stratejik Yeniden Oluşum’, ‘İran ve Körfez Arap Güvenliği’ ve ‘Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Yönetişim ve Reform’ olarak üç konu başlığı altında, uluslararası politikada bilinen ya da geleceği olan isimler ile konu uzmanlarıyla iki gün boyunca canlı ve elbette son derece düzeyli tartışmalara sahne oldu.
Türkiye’deki iktidar da temsil edilmiş olduğu için, toplantı kulislerinde bir gün sonra Tayyip Erdoğan tarafından açıklanacak ‘reform paketi’ konusunda belirli ölçüde bilgi sahibi olmuştuk.

Chatham House’dan gayri, özellikle Türkiye ve Ortadoğu üzerinde yoğunlaşan bir dizi uluslararası toplantı daha yapıldı İstanbul’da. Bunlardan biri, ‘Avrupa Parlamentosu Avrupa Birleşik Sol/Kuzey Avrupa Yeşil Sol Grubu (GUE/NGL)’ toplantısıydı. Söz konusu grup, Avrupa Parlamentosu’nda sosyal demokratlar ve sosyalistler ile İskandinavya’dakilerin dışında kalan Yeşiller’den sonra soldaki üçüncü grup. Eski komünist partilerin devamı olan sol partiler belkemiğini oluşturuyor. Türkiye’de muadilleri BDP olarak gözüküyor.
‘GUE/NGL’nin İstanbul toplantısında, ‘Türk-Kürt Barış Süreci Perspektifi’ başlıklı panelin konuşmacılarından biriydim. BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile yan yanaydık. Bizim panelde, benim açımdan en ilginç bölümlerden biri, Avrupalı solcuların, Gezi eylemleri sırasında ‘BDP’nin sesinin pek çıkmadığına’ ilişkin eleştirel değerlendirmeleriydi. Gültan Kışanak, belirgin bir ‘özeleştiri üslubu’yla bu konudaki müdahaleleri cevapladı ve bu konudaki eleştirileri büyük ölçüde kabul etmiş olduğu izlenimini verdi.

‘Gezi ruhu’ ile ‘Kürt siyasi hareketi’nin ‘demokratikleşme zemini’ üzerinde ‘izdivacı’ önemli. Başlı başına önemli olmasından gayri şundan da ötürü:

Türkiye’de ‘demokratikleşme’nin en büyük ve güçlü ‘taşıyıcı gücü’nün, ‘Gezi ile buluşması’nın önüne geçilmeye çalışılıyor. İktidar yandaşları, temelsiz biçimde Gezi’yi ‘Kemalizm’le karakterize ederek, yani çarpıtarak, ‘Kürt siyasi hareketi’yle Türkiye’nin yeni demokratik soluğu arasında bağlantı kurulmasını caydırmaya çalışıyorlar. Bu hesap, belli ki, tutmayacak. İmralı ve Kandil’den yapılan bu konudaki açıklamaların yanı sıra İstanbul’daki toplantıda yanı başımda oturan Gültan Kışanak’tan açıkça duyduklarımdan, bu hükme varıyorum.
‘Avrupa Solu ve Kuzey Yeşilleri’nin Topkapı surlarının dibindeki bir oteldeki toplantısı sürerken, şehrin bir başka köşesinde yine bir otel salonunda TESEV, ‘Değişen Bir Ortadoğu: Türkiye ve İsrail Perspektifleri’ adlı bir toplantıda Türk ve İsrailli uzmanları bir araya getirmişti.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin geçmişi, bugünü ve geleceği, genel anlamıyla Ortadoğu’nun durumu, ABD’nin pozisyonu, ABD-İran ilişkilerine dair perspektifler dışında ve her iki ülkenin iç dinamikleri ve dış politika yaklaşımları dışında ele alınamayacağı için, çok canlı tartışmalar, TESEV toplantısında da gerçekleşti.

Birkaç gün önce Chatham House toplantısında gördüğüm bazı yüzler ile TESEV toplantısında bir gün önce yer alan bazı İsrailliler ile Stratim’in İstanbul Forumu’nda bir kez daha bir araya geldim. ‘Almanya’nın bir numaralı Suriye uzmanı’ olarak kabul edilen birine, birkaç gün önce yine İstanbul’da olduğunu hatırlatarak “Gidip gelmeyi bırak, burada oturma izni al, bir muhtarlığa kaydol” diye takıldım.
Söz konusu toplantılara katılanlar, Ortadoğu kadar Türkiye ile de ilgili, birçoğu kendi ülkelerinde etkili kişiler. Stratim toplantısının açış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün konuşma içeriğiyle çok ilgilendiler. Kulislerde, Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan karşılaştırması –haliyle- yapıldı.

Gül’ün, gerek New York’ta gerekse TBMM açılışında ve en son İstanbul Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmaların içeriği ve üslubu, kaçınılmaz olarak, ‘dış dünyada’ Türkiye’nin yakın geleceğine ilişkin merakı tetiklemiş vaziyette. Bir sürü ve cevabını şu anda bilmediğimiz soruya muhatap olduk.

İstanbul Forumu’nun iki gün süren son derece başarılı toplantılarında ‘Kürt Faktörü’ başlıklı panelde Kürdistan Bölge Yönetimi Sözcüsü Sefin Dizayi, Moskova’daki Şark Çalışmaları Enstitüsü Başkanı Vitaly Naumkin ve ABD’den Henri Barkey ile birlikte konuşmacıydım. Bana sorarsanız, en çarpıcı iki panel, Abdullah Gül’ün konuşmasının hemen sonrasına denk gelen ilk iki paneldi.

İlki ‘Ortadoğu’da Geçiş ve Kriz: Mısır ve Bölgesel Etkileri’ başlığını taşıyordu. Eski Dışişleri Bakanı (ve Kahire Büyükelçisi) Yaşar Yakış ile Mısırlı diplomat ve akademisyen Muhammed el-Fayyumi’yi, Paris’in en önemli araştırma kuruluşlarından birinden gelen uzman Camille Grand’ı ve bence dünyadaki bir numaralı Mısır askeriyesi uzmanı olan Yezid Sayegh’i bir araya getirmişti. Mısır’a ve son gelişmelere ve geleceğine nasıl bakılmasını öğreten, çok bilgi ve düşünce içeren mükemmel bir toplantıydı.

O kadar ki, ‘uluslararası güvenlik’ konusunda önemli bir isim olan ve toplantının moderatörlüğünü yapan Halifax Security Forum’un başkanı Peter Van Praagh, bana, “O kadar çok şey öğrendim ve kendimi o kadar bilgisiz hissettim ki, konuşmaları dinlemekten oturumda moderatörlük yapmam gerektiğini unuttum” dedi.

Aynı başlık altında yani ‘Ortadoğu’da Geçiş ve Kriz: Suriye ve Levant’ ise Washington’da ‘Obama’nın düşünce kuruluşu’ olarak bilinen ‘Center for American Progress’ten Türkiye ve bölge uzmanı olarak parlayan Michael Werz, Tahran Üniversitesi’nden Muhammed Merendi, Almanya’nın ünlü Ortadoğu uzmanı Völker Perthes ve Paris’teki yine ünlü CERI’den Lübnan kökenli Joseph Lahout, Suriye’deki gelişmeleri ve dünya politikasını ABD, İran, Avrupa ve ‘Levant’ın içinden dört farklı bakış açısıyla ‘otopsi masası’na yatırdılar.
Bütün bu toplantıların sonunda, Türkiye’nin nerede durduğu ve nasıl göründüğü sorulacak olursa, bunu, ‘Türkiye ve Ortadoğu: Buradan Nereye?’ başlıklı panelin konuşmacılarından Bülent Keneş’in sunumu sırasında sık tekrarladığı ve neredeyse tüm İstanbul toplantılarında üzerinde oluşmuş bulunduğunu gözlemlediğimiz ‘uluslararası konsansüs’ü de yansıtan şu vurguyla özetlemek mümkün: ‘Hatalı varsayımlar.’
Türkiye’nin Ortadoğu politikası, Başbakan, aksi yönde, ne kadar gürlerse gürlesin, şu sırada ‘hatalı varsayımların toplamı’ gibi gözüküyor ‘siyaset bilanço kâğıdı’nın üzerinde.

İliştirildikleri yayın organlarında işi gücü bize sataşmak ve hakaret etmek haline gelen iktidarın ‘yanaşmaları’ o işle uğraşırken, biz de önümüzdeki dönemde bol bol Türkiye ve Ortadoğu konuşacağız.
‘Hatalı varsayımlar’dan kurtulmak mümkün olabilir.