'İki Yahudi' ve 'anti-Semitizm' algısı

İngilizcede 'Precious Loneliness' diye bir dış politika kavramı yok. Bu da bizim iktidarın İngilizceye katkısı sayılmalı.

Önemli adamlar her gün konuşmazlar. Devlet ve hükümet başkanları, krallar, dışişleri bakanları her gün konuşurlarsa sıradanlaşırlar. Söz ayağa düşer. Bir süre sonra ciddiye alınmaz olursunuz, ağırlığınız azalır. Kendinizle birlikte yönettiğiniz, temsil ettiğiniz ülkeyi de aşağı çekmeye başlarsınız.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın hali böyle oldu. Özellikle Gezi’den bu yana günde birden fazla kez konuşuyor.
Dış politika konularında da bu şekilde konuşur olunca ‘sorun’ oldu. İç politikada önüne geleni tepeden aşağı sıvamaya alışkın üslubu, bu üslubu kaldırmayacak bir alan olan dış politikaya da taşınca durum ciddileşti.

Son olarak, Mısır’daki askeri darbenin arkasında İsrail’in bulunduğunu öne sürdü. Elinde ‘belge’ olduğunu söyledi. ‘Belge’ 2011 yılında Paris’te yapılmış bir panelin video kaydı. Panelde Fransız Yahudi filozof Bernard-Henri Levy (BHL), Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarına karşı konuşuyor. Panelde, İsrail’in bugünkü Dışişleri Bakanı Tzipi Livni de yer alıyor. Tayyip Erdoğan’ın “Mısır darbesinin ardında İsrail var” dayanağı bu kadar (Bernard-Henri Levy’nin Bosna’daki savaş sırasında Müslümanların en ateşli dostu olduğunu da bu arada hatırlatalım).
Başbakan Erdoğan’ın Mısır’daki darbe ve katliamı İsrail ile açıklayan sözleri yaygın ve birbirinden çok farklı tepkiye zemin teşkil etti.
Washington ‘kınadı’ -ki şunun şurasında 16 Mayıs’ta ABD başkentinde nasıl hüsnükabul gördüğü ballandırıla ballandırıla anlatılmıştı. O Washington’dan bu Washington’a geçiş hayra alamet sayılmaz. İsrail ise sözlerini ‘cevap vermeye değer bulmayarak’, Tayyip Erdoğan’ı bir tür ‘istiskal’ etti. Mısır, öfkeli bir dille, Tayyip Erdoğan’ın iddiasını reddetti.

Financial Times gazetesinin en etkili kalemi olan Gideon Rachman’ın Tayyip Erdoğan hakkında 20 Ağustos tarihli tweet’i ile Bloomberg.com’un yorumcusu Jerry Goldberg’in dünkü yazısı ‘hakaret’ boyutlarında görülebilir.
Gideon Rachman’ın tweet’i şöyle: “I’m beginning to think Erdogan may actually be quite stupid, what with BHL planning the coup in Egypt; interest rate lobby etc etc.”

Böyle bir tweet’in Türkiye’de büyük öfkeye neden olması anlaşılabilir.
Nitekim, bir öfkeli Türk, Gideon Rachman’a “You are stupid, your are dog, you are donkey” şeklinde bir tweet göndermiş. Şöyle çevrilebilir: “Gideon Rachman, aptal sensin, sen köpeksin, sen eşeksin.”
Gideon Rachman, buna ve bir başka Türk’ün yazdığı şu tweet’e, kendi Twitter hesabında yer vermiş: “Well, actually your mouth is dirtier than a rubber toilet seat and you can’t argue with a sick mind and I’m sorry for FT hvng u.” Bozuk İngilizce, şöyle çevrilmeye uygun:
“Gideon Rachman, aslında senin ağzın bir lastik tuvalet klozetinden daha pis ve sen hasta kafanla tartışamazsın ve FT’de senin gibi biri olduğu için üzgünüm.”

Gideon Rachman’ın yanı sıra Jeffrey Goldberg’in dünkü Bloomberg.com’da ‘Turkey’s Erdogan: A Smart Man With Jews on the Brain’ (Türkiye’nin Erdoğan’ı: Beyninde Yahudiler ile Zeki bir Adam) başlığı altında yazdıkları da eşit derecede ağır.
Jeffrey Goldberg, Obama’nın girişimi üzerine İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Tayyip Erdoğan’dan ‘özür dilediğini’ hatırlattıktan sonra, “Bu özrün, Türk-İsrail ilişkilerinde yeni ve daha sakin bir dönemi başlatması beklenmişti. Ama Erdoğan’ın beyninde Yahudiler var ve beyninize Yahudileri bir kez yerleştirirseniz, onları oradan çıkarmak zordur” diye yazıyor; Müslüman Kardeşler’in arkasında Bernard-Henri Levy’nin (BHL) bulunduğunu ima eden son açıklamasına geçiyor ve Tayyip Erdoğan’a ilişkin olarak ‘anti-Semitizm’ imasında bulunuyor.
Goldberg, “ABD’de biri televizyona çıksa ve Mısır’daki karışıklığın ardında Yahudi devletinin bulunduğunu bu kadarlık tek bir ‘belge’ye dayasa, o kişiyi sanırım El-Cezire de dahil olmak üzere, yorum yapması için televizyona bir daha zor çıkarırlar. Ama sözünü ettiğimiz kişi, ABD’nin önemli bir askeri müttefikinin ve 70 milyondan fazla nüfusa sahip bir ülkenin lideri” diye devam ettiği yazısında, “Erdoğan bunu ilk kez yapmıyor” diye hatırlatmada bulunuyor. Gezi’yi ‘faiz lobisi’ne bağladığının, Beşir Atalay’ın ‘Yahudi diyasporası’ndan söz ettiğinin altını çiziyor. Ve, yazısını şu alaycı notla noktalıyor:

“Ne Avrupa, ya da ne Ortadoğu’da dost kazanmakta pek başarılı olmasa bile, Erdoğan, çok zeki bir insan olarak biliniyor. Ama anti-Semitizm onu aptallaştırıyor. Walter Russell Mead’ın American Interest dergisinde yazdığı gibi, anti-Semitizm ile malul olanlar karmaşık toplumsal olaylarda neden-sonuç ilişkilerini kuramazlar. Eğer, Türkiye’de bir yatırımcı olsaydım, bunu aklımda tutardım. Görüyor musunuz şu anda ne yaptım? Bugünden bir yıl sonra, Erdoğan –eğer şanslıysam- o sırada Türkiye’nin başındaki belaya neyin yol açtığını, benim bu yazdıklarıma gönderme yaparak açıklar.”

Tayyip Erdoğan, İsrailli olmayan bu iki Yahudiye ‘hakaret davası’ açar mı, bilemeyiz. Türkiye’de açtığı davalara bakılırsa, bu ikisine haydi haydi açması gerekir. Ancak, açsa bile, o davaları kazanır mı; onu hiç bilemeyiz.

Bildiğimiz bir şey var: Türkiye’de ‘sıcak para girişi’nin ekonomi için hayati önemi. Ve, sıcak para trafiğinde rol sahibi kişiler ve kurumlar üzerinde özellikle FT’deki Gideon Rachman’ın çok saygın, Jerry Goldberg’in ise Bloomberg.com üzerinden çok etkili isimler oldukları.
Başbakan’ın iç politikada, önünü arkasını hesaplamadan onu bunu azarlama tavrı, dış politikaya da ‘transfer’ olunca, bunun ekonomiye olumsuz maliyet çıkarması gibi bir sonuç verme ihtimali hayli yüksek. Gideon Rachman’ın tweet’ini, Jerry Goldberg’in Bloomberg.com’daki makalesini bu gözle okumakta yarar var.
Tam da şu sırada, Foreign Policy dergisinde Piotr Zalewski’nin ‘Türkiye ‘Sıfır Sorun’dan Sıfır Dosta Nasıl Yol Aldı ve Etkisini Her Yerde Nasıl Kaybetti?’ başlıklı bir yazısı dikkat çekiyor. “Türkiye’nin Ortadoğu’da giriştiği dış politika mücadeleleri kaçınılmaz olabilir, ama başka yerlerdeki tecrit durumu, kendi hatalarından ötürü” hükmünü ifade ediyor. Söz konusu ‘hatalar’ın adresi Tayyip Erdoğan’a çıkıyor.
Dış dünyada benzer yazılar ve değerlendirmeler üst üste geliyor. Tabii, buradan, Türkiye’nin (ya da eşanlamlı olarak kullanıldığı haliyle Tayyip Erdoğan’ın) ‘uluslararası komplo’ ile karşı karşıya bulunduğu sonucunu çıkaranlar olacak.
Tayyip Erdoğan ve çevresindekiler, Gezi’yi de zaten böyle yorumlamamış mıydı?
Bu durumda, ‘Değerli Yalnızlık’tan daha anlamlı bir sığınak olabilir mi?
Şu sıralarda, cehalet ve ‘komplo teorileri’ne başvurmak, iktidarın her uzvuna sirayet etmiş durumda. Aksi halde, ‘Splendid Isolation’ (Muhteşem Tecrit) anlamındaki ünlü dış politika kavramını, ‘Precious Loneliness’ (Değerli Yalnızlık) şeklinde ortaya atarlar mıydı?
İngilizcede ‘Precious Loneliness’ diye bir dış politika kavramı yok. Bu da, bizim iktidarın İngilizceye katkısı sayılmalı. Gelgelelim, ‘Splendid Isolation’ kavramı da Türkiye’nin bugünkü durumuna hiç uymuyor.
‘Muhteşem Tecrit’, pazar günkü yazımızın konusu...