İktidar, şizofreni, demokratikleşme...

İktidar çevreleri, Gezi ve onu izleyen her gelişmeyi doğru olmayan, sakat bir bakış açısı üzerinden okumaya devam ediyorlar.

Bayram günlerindeydi. Son günlerin gözde konularının başında gelen ‘AK Parti-Cemaat çatışması’ konusunu ele alan bir yazıda (Aslı Aydıntaşbaş-Milliyet, ‘Cemaat-AK Parti kavgası mı?) şu çarpıcı bölüm dikkatimi çekti:

“... AK Parti çevreleri, uzunca bir süredir tutuklu gazeteciler.. şike ve KCK operasyonları gibi toplumun farklı kesimlerini rahatsız eden sert polisiye uygulamalarla ilgili sesini hafif alçaltarak, ‘Valla biz değil onlar yapıyor...’ demekteydi. Hatta bu sayede bir ara liberal çevrelerin zımni desteğini bile kazandı.”

Bu doğru. Aynen böyle oldu. Benim asıl dikkatimi çeken bölüm ise bu satırların hemen altındaki şu bölüm oldu:
“Ancak Gezi olaylarıyla iktidar, gerektiğinde cadı avına başvurabileceğini, asıl derdinin demokratik alanı genişletmek değil iktidarının devamını sağlamak olduğunu net bir biçimde ortaya koydu. İki yıl önce otoriterleşme kaygısı bir endişe idiyse, bugün Türkiye için sahici bir risk. Tuhaf bir ruh haliyle, içerde ve dışarda herkesi düşman belleyip makineli tüfekle yaylım ateşine tutanlar, muktedirin diliyle konuşunca, kendisi dışında herkesin gözünde sevimsizleşti. Twitter, internet ve yargı üzerinden amansızca yürütülen sindirme, itibarsızlaştırma kampanyaları ise artık aklıselim sahibi (ya da varlığını AK Parti’ye borçlu olmayan) insanların AK Parti üzerinden bir ‘demokratikleşme teorisi’ üretmesini neredeyse imkânsız hale getirdi.”

Sözü edilen ‘Twitter ve internet üzerinden amansızca yürütülen sindirme ve itibarsızlaştırma kampanyaları’nın başlıca hedeflerinden biri haline getirildiğim için bu satırların isabetinin farkındayım. Aynı zamanda ‘varlığını AK Parti’ye borçlu olmayan’ insanlardan biri olduğum için de ‘AK Parti üzerinden bir ‘demokratikleşme teorisi’ üretmenin imkânsız hale gelmiş olduğunu’ –tam da yukarıdaki nedenlerden ötürü- düşünenlerden biriyim.

Aslına bakılırsa, Gezi, bir yanıyla iktidar çevrelerine sinmiş olan genel ‘akıl tutulması’ halinin ortaya çıkmasına vesile olurken bir yandan da aynı iktidar çevrelerinin nasıl ‘vehimlerle dolu’ bir ‘iktidar kaygısı’ içine düştüklerini ve her gelişmeyi Tayyip Erdoğan’a yönelik bir ‘iktidar tehdidi’ algısıyla karşıladıklarını da ortaya çıkardı. Bu algılamanın, özellikle Tayyip Erdoğan’da fazlasıyla olduğu seziliyor.
İktidar çevreleri, Gezi ve onu izleyen her gelişmeyi doğru olmayan, sakat bir bakış açısı üzerinden okumaya devam ediyorlar. İktidar organlarından Star gazetesinin ‘Açık Görüş’ adlı ekinde yayımlanan ‘Başbakan’a karakter suikastı’ başlıklı bir yazıda bu bakış açısının tüm verilerini bulabilmek mümkün.

İktidar odağında da bir ‘kampanya’ algısı var. Buna göre, “Gezi olayları ile birlikte ivme kazandırılarak sürdürülen medya kampanyası, ülke içinde ve dışında farklı frekanslarda devam ettiriliyor. Genel anlamda AK Parti’yi, özelde ise Başbakan Erdoğan’ı hedefe koyan bu kampanyanın temel amacı, Başbakan Erdoğan’ın ‘diktatör’ olduğu algısını oluşturmak, kamuoyunu buna inandırmak, toplumsal psikolojiyi biçimlendirmek ve Başbakan Erdoğan üzerinden hükümete ‘anti-demokrat’ yaftası yapıştırmaktır. Otoriterlik suçlamaları arasında her gün, Başbakan Erdoğan’ı hedef alan onlarca yazı yazılıyor... Aslında bu; siyasete girmeden, gazete köşeleri üzerinden, gönüllü hizmet sundukları merkezler adına siyasete ve hükümete nizam vermektir.”

Kafa yapısı bu; ‘dışarıdaki merkezler’ ve bunlara ‘gönüllü hizmet sunan’ içerideki uzantıları söz konusu. Bunlar da genellikle ‘köşe yazarı’ ve ‘dışarıdaki merkezler’e –nedense- ‘gönüllü hizmet sunarak’ Başbakan’a ‘karakter suikastı’ yapıyorlar.
Bunun karşılığı ise ‘yedirtmeyiz’ olmak zorunda ve iktidar çevreleri, kendiliğinden –olan biteni- ‘iktidar mücadelesi’ optiğinden görme eğilimindeler.

Bu ‘yedirtmeyiz’in hedefinin AK Parti’nin geniş iktidar camiası içinde olduğu aşikâr. Yani, ‘yedirtmeyiz’ efelenmesi, ‘içe dönük’ bir mesaj.
Taraf gazetesi, dünkü manşet haberinde, Ankara’da kimi AK Parti yetkililerinin söylediklerine dayanarak ‘Gezi olaylarının arkasında ‘Cemaat’in olduğuna’ işaret edildiğini, hatta Gezi olaylarının Tayyip Erdoğan’ı zayıflatarak Abdullah Gül’ü güçlendirme amacına hizmet ettiğinin öne sürüldüğünü’ belirtiyordu.

İktidar organı Star’ın ‘Açık Görüş’ünde sözünü ettiğimiz yazının şu satırları okunduğunda bu ‘şizofren bakış açısı’nın anlaşılabilmesi daha da kolaylaşıyor:

“... Tabii üzerinde durulması gereken diğer bir konu ise kampanyanın ana hedefidir. İçeride ve dışarıda, bahsettiğimiz kampanyanın tarafı olan kesimlerin şu anki ana hedefleri, yerel seçimde hükümetin elini zayıflatmak ve ‘yenilmiş’ bir kadro olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerine girilmesini sağlamaktır. Şu an buna ilişkin denklemler kuruluyor, hesaplar yapılıyor ve Başbakan Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyasi merkezlerin oluşması için yoğun emek harcanıyor… Evet; Gezi olaylarıyla birlikte yerel yönetimler seçiminin salt bir belediye başkanı seçimi olmaktan çıktığını görmek lazım. Yerel yönetimler seçimi, derin bir ideolojik mücadelenin dışa vurulduğu seçime dönüştü...”
Böyle bir ‘şizofren bakış açısı’nın gideceği bir yer de yok. Her şeyi, her gelişmeyi, her eleştiriyi ‘iktidara yönelik tehdit’ olarak gördüğü ve demokrasiden anladığı yegâne şey ‘seçim sandığı’ olduğu için; bu iktidarın hasım bellediği herkese karşı elinde kullanacağı araçlar şunlar olacak (ve öyle de oluyor): Polis, yargı ve ayrıca elinde tuttuğu medya ve oraya yerleştirilen tetikçileri üzerinden amansız bir sindirme ve itibarsızlaştırma kampanyası.

Demokratlar, haliyle, ‘şizofren’ hale gelmiş hastalıklı bir ‘iktidar zihniyeti’nden ‘demokrasi teorisi’ üretemezler.
Ama asıl önemlisi, ister istemez, baskıcı bir yöne sapması kaçınılmaz gözüken böyle bir iktidar zihniyetinin de tatmin edici ve kapsamlı ‘demokratikleşme paketleri’ üretebilmesi pek muhtemel gözükmüyor.
Seçim takviminin işlemeye başladığı bir dönemde eksik ve zayıf ‘demokratikleşme paketleri’yle, iktidarın bir siyasi ‘kısırdöngü’ sarmalı içine girmesi ise muhtemel.

Yanılmayı çok isterim. İktidar beni ‘otoriterlik’ çizgisi ile değil, daha geniş ‘özgürlükler’ ve ‘demokratikleşme’ adımlarıyla yanıltırsa, -eskiden olduğu gibi- Başbakan’a destek vermek konusunda en ufak bir sıkıntı duymam.
Keşke öyle olabilse.
Keşke...