İktidarda "çatlaklar" ve seçimde "başarısızlık" korkusu...

Şu andaki seçim anketlerinin büyük çoğunluğu AKP'nin başarısızlık ihtimalinin güçlü olduğuna işaret ediyor. Tayyip Erdoğan'daki paniğin ve "AKP camiası"ndaki "çatlağın" kendini dışa vurmasının sebebi de bu zaten.

“İktidar camiası”ndaki “çatlaklar” artık saklanamaz halde. AKP ve çevresinde hatırı sayılır bir “gayrımemnunlar” kitlesi oluştuğu biliniyordu. Bunların belirtileri de zaman zaman farkediliyordu. Ortaya çıkışları için “seçim sonuçları” bekleniyordu.

Sanılandan biraz daha erken davrandılar. 7 Haziran seçim sonuçları görülmeden, kendilerini dışa vuracakları umulmuyordu. Zira, hepsi “Tayyip Erdoğan korkusu”ndan sinmiş vaziyetteydiler. Başlarını kaldırmaları, ancak, “Reis” karşısında başlarını kaldırmalarının kendilerince “meşrulaşacağı” bir durumda olabilirdi ki, bu da seçimlerin bir “AKP başarısızlığı” ile sonuçlanması olabilirdi.

Şimdilerde kimi köşe yazarları üzerinden kendisini dışarı vuran “çatlaklar”, seçim sonuçlarının muhtemel bir başarısızlığı ortaya çıkaracağına ilişkin hesaplarla ilgili. Bir tür, önceden “mevzi alma” ve yukarıda ifade ettiğimiz, Tayyip Erdoğan’a yönelik “meşru itiraz” hazırlığı olarak da görülebilir.

Tabii, bu “çatlaklar”ın belirmesi ve saklanamaz hale gelmesinde, “Yeni Türkiye”ye özgü “yeni dalkavukluk”un tezahürü de söz konusu. “İslamcı gelenek”ten gelenlerin bazıları, “yeni dalkavuklar”dan rahatsız olarak ama bunlara “Reis”in icazet vermesinden ötürü, kendilerini “aldatılmış” hissediyorlar. Kırgınlar. Ayrıca, “yeni dalkavuklar”ın “Reis”i kuşatmış” olmalarının bedeli olarak, AKP’nin seçim başarısızlığına uğrayacak olmasından endişe ediyorlar.

Türkiye’nin hiçbir döneminde, hiçbir siyasi lidere yapılmayan yıkama-yağlama, her türlü iz’an ve insaf sınırlarını geçerek ve artık “mizah sınırları” içine girecek şekilde “Reis”e yapılıyor.

“Yeni dalkavuklar”, öylesine kendilerinden geçmiş durumdalar ki, kimisi “vecd” içinde “salavat” getiriyor; kimisi Şems-Mevlâna ilişkisiyle kendisinin Erdoğan’a yönelik “duygu yoğunluğu”nu karşılaştırıyor, iki ruhsatlı tabancası çok kurşunu olduğunu açıklayan birisi iki tabancalarının tüm kurşunlarını “Reis” için boşaltıp, kendi canı alınmadan “iktidarın el değiştirmeyeceği”ni söyleyecek kadar zırvalıyor.

Bu kadar zengin “yeni mizah malzemesi”nin seçimlerde “iktidar erozyonu”na yol açacak olmasından korkanların bazıları, “içerden uyarılar” yapıyor, bazıları ise sözde akademik analizler görüntüsünde yarın-öbürgün “ben söylemiştim, yazmıştım” diyebilmenin, “batacak gemi”den “tahlisiye sandalı”na atlamanın hesabını yapıyor.

Böylelikle, bu iktidarın son iki yıl içinde sergilemiş olduğu akıl almaz “anti-demokratik davranışlar”a, “otoriter gidişat”a teslim olmanın hesabını kapatmayı tasarlıyorlar.

Tüm belirtiler, iktidarın –yani iktidar partisinin- 7 Haziran seçimlerinde “başarısızlığa” uğrayacağı ya da beklenen başarıyı ortaya koyamayacağı ihtimalinin hayli güçlendiği izlenimini veriyor.  

Gelinen nokta, “iktidardan düşme”nin “başlangıcı” olarak da görülebilir mi?

Dücane Cündioğlu, “İktidara yürüyüş yürek (samimiyet) ile olur... iktidarda kalış akıl (itidal) ile... İktidarda kalış akıl (itidal) ile... İktidardan düşüş küstahlık (kibir) ile...” diye yazmış. Onun ölçüleri üzerinden AKP iktidarının 7 Haziran seçimleri öncesinde bugünkü haline bakarsak, ilk ikisinin bulunmadığını, sonuncusunun ise yani “küstahlık (kibir)”ın mebzul miktarda bulunduğu hükmüne varabiliriz.

Herşeye rağmen, AKP’nin seçimlerden birinci parti olarak çıkması ihtimaline dair bir konsansüs mevcut. Bunun yanısıra, HDP’nin barajı geçmesi de yüzde 100 kesin değil. Şayet barajı bir-bir buçuk puan kadar geçebilecek durumda olduğu iktidar sahiplerinin kafasında kesinleşirse, bunun engellenmesi için çeşitli yollara başvurulmasından da kaygılanılıyor.

“Yurt dışı oylarının sayımı” başta olmak üzere bir dizi “seçim hilesi”ne hatta “zorbalığa” başvurulabileceğini, iktidarın bunu yapabilecek tıynette olduğunu düşünen çok insan var.

Peki, bütün bunlar söz konusu iken, “başarısızlık ölçüsü” nedir? Nasıl bir sonuç, daha şimdiden “iktidar camiası”nda “çatlaklar”a yol açacak şekilde seçimlerde “başarısızlık” ihtimalini güçlendirmiştir, başta Tayyip Erdoğan, iktidar sahiplerini telaşa sevketmiştir?

HDP’nin “askeri darbe anayasası”nın mirası olan anti-demokratik yüzde 10 barajını aşması ve bunun sonucunda AKP’nin tek başına hükümet kuracak sandalye gücüne erişememesi, iktidar açısından en kesin ve tartışılmaz bir “başarısızlık ölçüsü” olacaktır.

Burada “iktidar”ın tanımını da doğru yapmak gerekecek?

Türkiye’de “iktidar”dan kasıt, Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Başarının da, başarısızlığın da sorumlusu ben olurum. Liderlik budur” sözlerinin gerçekliği de yok, geçerliliği de yok. 2009’a kadar AKP’de üyelik kaydı bile bulunmayan, Abdullah Gül’ün “danışman” olarak atadığı ve Tayyip Erdoğan’ın “miras” aldığı bir akademisyenin “siyasi lider” olabilmesi için, Tayyip Erdoğan gölgesinde seçim kampanyası yapmadan “rüştünü ispat etmesi” gerekiyordu.

Böyle bir şansı olmadı, bundan sonra olamayacak da. AKP başarırsa, Tayyip Erdoğan başarıyı kendine yazacak; başaramazsa, Tayyip Erdoğan faturayı Davutoğlu’nun önüne koyacak.

Bir süre önce, AKP’nin kurucularından birine, “Hangi başarısızlık sonucu ortaya çıkarsa çıksın, bunu Tayyip Bey ödemez; partinin mevcut şeklî yönetimine ödetir” demiştim. Muhatabımın “Eğer seçimde başarısızlık olursa, bunun tek sebebi Tayyip Bey ‘dir” demesi üzerine ise, “O ‘Sultan’ formatından bir cumhurbaşkanı. Tarihte hangi sultan, ‘Ben hatta yaptım’ diyerek kellesini uzatmıştır? Sultan hata yaparsa, faturayı onun atadığı sadrazam öder” karşılığını vermiştim.

Tayyip Erdoğan, AKP Genel Başkanı ve Başbakan sıfatıyla girdiği son genel seçimde, 2011’de yüzde 50 oy aldı. Kendi nitelemesiyle “17-25 Aralık darbesi”nin travması sürerken, aynı sıfatlarla girdiği 30 Mart yerel seçimlerinde AKP oyları yüzde 45 dolayında idi. Ve, söz konusu sıfatlarla girdiği son seçimi, yani Ağustos 2014’deki cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 52 oy ile ilk turda kazandı.

AKP’nin bu rakamların altında alacağı her sonuç, Tayyip Erdoğan’a “Ben size partiyi böyle mi bıraktım?” diyeceği bir durumu ifade eder.

Hatta, “anayasayı çiğneyerek, cumhurbaşkanı olarak sizden yana ağırlık koyarak seçim kampanyasına girdim, partiyi o hale getirmişsiniz ki, eski oranları elde edemedik” de der.

Şu andaki seçim anketlerinin büyük çoğunluğu AKP’nin başarısızlık ihtimalinin güçlü olduğuna işaret ediyor. Tayyip Erdoğan’daki paniğin ve “AKP camiası”ndaki “çatlağın” kendini dışa vurmasının sebebi de bu zaten.

Zira, Tayyip Erdoğan, “başarısızlık faturası”nı, partinin kendisinden sonraki yönetimi ve hükümete de çıkaracak olsa, tüm toplumun ve uluslararası camianın, yüzde 40’ların azıcık üzerinde veya altında bir sonucu, hele hele AKP’nin tek başına iktidar olamayacak bir sandalye elde etmesini, onun başarısızlığı olarak okuyacak ve değerlendirecektir.

Hatta hatta, AKP “bıçak sırtı” bir çoğunlukla tek başına hükümet olsa bile, bu, “derde deva olmaz.” Yani, bu, Erdoğan’ın “Tek Adam-Tek Parti” yönetimine geçişine imkân verecek bir “güçler dengesi”ni yansıtmaz.

Dahası, “bıçak sırtı” çoğunluk üzerinden bir AKP hükümeti, 2015-2019 Türkiye’sini yönetemez. Gücü yetmez. Zorbalık ve anti-demokratik yasalar da bir yere kadar.

Kısacası, AKP’nin seçimlerde “başarısızlık” ihtimalinin her geçen gün arttığı bir Türkiye’ye doğru yol alıyoruz.

Tayyip Erdoğan’ın ve onun üzerinden AKP’nin seçimde arzuladığını elde edememesi, yani “başarısızlık”, demokrasi açısından iyi bir şeydir.

Türkiye’nin geleceği için en iyisidir. Türkiye’nin hayrınadır.