İktidarın IŞİD'i görmediğini Obama da görüyor...

Obama'nın, "İncirlik Anlaşması" elde edildikten sonraki sözleri üzerinde önemle durmak gerekiyor. Türkiye'nin "PKK saldırıları karşısında meşru savunma hakkı"nı "IŞİD'le mücadele" konusundaki açıklamasının asıl vurgusu için "rüşvet-i kelâm" amacıyla kullanarak, Ankara-Washington arasındaki anlaşmanın IŞİD'le ilgili olduğunu ve ona odaklanmak gerektiğini hatırlatarak, PKK'ya yönelik "bombardıman kampanyası"nın, IŞİD'le mücadeleyi "saptırdığı" imasıyla eleştirisini devam ettiriyor.

Amerikan iç ve dış politikasında uzman bir arkadaşım –görmeyeli ve görüşmeyeli uzunca bir zaman oldu- biraraya gelişimizin daha ilk beş dakikası içinde yöneltti soruyu:

 

“Amerikalıların Türkiye’ye karşı izlediği politikaya ne diyorsun? Bana öyle geliyor ki, Tayyip Erdoğan’a kendini asması için ipi uzatıyorlar?”

 

Havuz medyasında beslenen “tetikçi taifesi” akıl ve ahlâktan nasibini almamış olduğu için, bunu da çarpıtıp bir saldırı vesilesi haline getirebilirler diye baştan söyleyeyim: “Kendini asması için ip uzatmak” bir deyimdir.   “Yanlış yolda olduğundan ve hata yapacağından emin olduğu birini destekliyor görüntüsü vererek, altından halıyı çekmek” politikasını anlatır.


Sorduğu sorunun cevabını benden beklemeden yorumunu da sundu:

“İran ile varılan anlaşmadan sonra, Washington’un bütün Ortadoğu’yu İran nüfuzuna terketmesi düşünülemezdi. Obama, İran’ı güçlendirenin bizzat 2003 Irak işgaliyle ABD olduğunu biliyor, söylüyor, bu görüşü savunuyor ve bu nedenle İran’ı güçlendirme politikası izleyecek değil. İran’ı dengeleyecek bir ‘bölge gücü’ ihtiyacı var ve bunun Türkiye olmasını hep tasarladı. İran ile nükleer anlaşmadan sonra, Türkiye’nin ABD ile ilişkileri yoluna koyması için mükemmel bir fırsat çıktı. Ama, bunun için başta İsrail ile ilişkileri tamir etmeye, Mısır’la normalleşmeye yönelecek adımlar atması bekleniyordu. IŞİD’e karşı koalisyona katıldığını gösteren ve İncirlik’i kullanıma açan uzlaşmadan sonra tam tersi yöne savruldu. Olan-biteni PKK ile savaşa ve giderek Kürtlerle çatışmaya çevirerek, önüne serilen imkânları yine çarçur etmiş oldu.”

 

Üzerinde durulmaya değer bu yorumun isabeti söz konusuysa, Obama, Erdoğan’a “kendini asacak ipi” de sunmuş demektir.

 

O “ip”, ikili bir işlev görebilirdi. Ankara ile Washington’u birbirine bağlayabilirdi ya da Ankara, o “ipi” kendi boynuna dolayabilirdi. Anlaşılan o ki, ikincisi oldu.

 

Nereden anlaşılıyor?

 

Huffington Post’un Obama’nın Türkiye’ye ilişkin olarak söylediği sözlerden. Beyaz Saray’da Obama ile İran ile anlaşma ve Ortadoğu politikası konularında konuşan on gazeteciden biri olan Ryan Grim tarafından önceki gün Huffington Post’ta “Obama’dan Türklere: IŞİD’e Karşı Savaşı Kürtleri Bombalamak için Kullanmayın” başlıklı haberinin tümüne yakın bölümünü aktaralım:

 

“Başkan Obama, Beyaz Saray’ın, Türk hükümetini Suriye’de İslam Devleti’ne karşı savaşın, Kürt savaşçılara saldırı şeklinde devam etmeyerek, ‘dikkatli biçimde yürütülmesi’ gerektiği konusunda uyardığını söyledi.

 

Kürtler, İslam Devleti militan grubuna karşı önemli ve sürekli zafer kazandıklarını söyleyebilen etkili müttefikleri oldular. Ama katı bir milliyetçi olan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hem Türkiye ve hem de Suriye’deki Kürtleri devletin düşmanları olarak görüyor.

 

Daha da önemlisi, Erdoğan, son parlamento seçimlerinde 80 milletvekili kazanan bir Kürt-Türk ittifakı olan HDP’nin karşısında siyasi yenilgiye uğradı. Kürtlere karşı savaşa girmek, Erdoğan için muhalefet koalisyonunu parçalamanın bir yolu olabilir.

 

The Huffington Post Obama’ya, Erdoğan’ın, İslam Devleti’ne karşı yürütülen kampanyadan yararlanarak, Suriye’de müttefik savaşçıları olan ayrılıkçı Kürt hareketi PKK’yı hedef almasından kaygı duyup duymadığını sordu.

 

Obama, ‘Bölgeye yönelik en büyük tehdidi  IŞİD’in oluşturduğuna ve ona odaklanmak gerektiğine dair güçlü kanaatlerimizi Türklere söyledik. PKK, Türk hedeflerine karşı saldırıya giriştiği durumlarda, Türklerin kendilerini korumaya çalışmaları bizim gözümüzde meşrudur’ dedi. ‘Ama üzerinde dikkatle çalıştığımız anlaşmanın yönü şudur: Sınırı Suriye’ye giren yabancı savaşçılara nasıl kapatacağız? Yapacağımız herşey buna dayanacaktır.’

 

Obama, Beyaz Saray’da İran nükleer anlaşması ve Ortadoğu politikasını daha geniş biçimde tartışmak üzere ve yayımlanmak kaydıyla 10 kişilik bir gazeteci grubuna konuştu.

 

Suriye’de PKK ile ilişkili olan ve YPG olarak bilinen grup, Suriye’nin Kobani kasabasına İslam Devleti’nin giriştiği amansız saldırıya karşı sıkı biçimde karşı koyduğu vakit küresel ölçekte dikkat çekmişti. Türk tankları ve birlikleri, gözlemciler kasabanının kısa süre içinde düşeceğini tahmin ederken, İslam Devleti savaşçılarının şehri kuşatmasını haftalar boyunca izlediler. Önemli saldırılardan biri Türkiye sınırından geldi ve buradan Erdoğan’ın Kürtlerin bozguna uğramasını görmekten memnun olacağı izlenimi oluştu.

 

Bu algı, barış müzakerelerini ciddi olarak yıprattı. Türkiye en sonunda bir avuç Iralı Kürt savaşçıya, Kobani direnişlerini güçlendirmek için geçişine izin verdi.YPG dayandıkça, ABD, hava saldırılarıyla yardıma başladı. Zaman içinde, YPG, İslam Devleti’ni Kobani’den ve çevresindeki alandan sürdü. Bu sadece bir taktik gerileme değil—aynı zamanda propaganda yenilgisiydi. Özellikle birçok kadın Kürt savaşçıyı cephede en ön safta gösteren fotoğraflar ve videolar ile, İslam Devleti’nin yenilmezliği ve korku salan özelliği eridi.

 

Türkiye, geçen hafta İslam Devleti’ne vurmaya başladığında, bunu, aynı zamanda,  kuzey Irak kadar uzak bir yerdeki Kürt cephaneliklerini ve mevzilerini bombardıman için bir fırsat olarak kullandı.

 

PKK, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terör listesinde olmakla birlikte, uzantısı YPG değil…”

 

Tabii, bu haberde Obama’nın ağzından aktarılan sözcükleri, 7 Haziran seçimlerinden 48 saat sonra Obama’nın Türkiye’ye (Tayyip Erdoğan’a yönelik) ilişkin açıklamasıyla birlikte düşünmek ve ele almak gerekiyor.

 

Obama, G-7 toplantısından sonra açıklamalar yaparken, birdenbire sözü Türkiye’ye getirmiş ve çoktandır adını anmadığı Türkiye’nin “IŞİD’e karşı sınırı korumak konusunda tüm kapasitesini ortaya koymadığı”ndan söz ederek, alenen eleştiri yöneltmişti.

 

Bu eleştiriyi yöneltmesinde, 7 Haziran sonuçlarının Amerikan Başkanı’na cesaret vermiş olduğu besbelliydi.

 

Aradan yaklaşık iki ay geçtikten ve “İncirlik Anlaşması” elde edildikten sonraki sözleri üzerinde önemle durmak gerekiyor. Türkiye’nin “PKK saldırıları karşısında meşru savunma hakkı”“IŞİD’le mücadele” konusundaki açıklamasının asıl vurgusu için “rüşvet-i kelâm” amacıyla kullanarak, Ankara-Washington arasındaki anlaşmanın IŞİD’le ilgili olduğunu ve ona odaklanmak gerektiğini hatırlatarak, PKK’ya yönelik “bombardıman kampanyası”nın, IŞİD’le mücadeleyi “saptırdığı” imasıyla eleştirisini devam ettiriyor.

 

Başından beri söylediğimiz ve yazdığımız herşey doğrulanıyor.

 

İktidar çevresinin tetikçileri, bizlere lâf yetiştireceğine, hakaret edeceğine derdini Obama’ya anlatsın. İkna edebilecek tutarlılıkları varsa. Daha doğrusu gerçekten IŞİD ile savaşmaya niyetleri varsa. IŞİD’i gerçekten bölgede (ve Türkiye için) “bir numaralı tehdit” olarak görüyorlarsa…


AKP iktidarının, IŞİD’i böyle gördüğü hâlâ çok şüpheli.

Zaten Obama, Erdoğan’ın (ve AKP’nin) böyle görmediğini görüyor...