IŞİD için Irak'ta sonun başlangıcı mı?

Tıkrit, YPG'nin yürüttüğü Amerikan hava destekli direnme sonucunda IŞİD'in Suriye'nin kuzey ucundan püskürtülmesinden sonra, bu kez esas olarak Şiilere dayanan güçler, İran destekli bir askeri operasyon ile IŞİD'i Irak'ın orta yerinden söküp çıkardıkları önemli askeri-siyasi dönüm noktasını ifade ediyor.

SÜLEYMANİYE- Azmar Dağı yemyeşildi bu sefer. Kış aylarında karlı olur. Yaz aylarında ise üzerinde ot bitmeyen boz rengiyle tepeden, sanki doğu ötesindeki İran’a sırtını dönmüş şekilde, batı yönünde altında uzanan, “Kürtlerin geleneksel kültür başkenti” Süleymaniye’ye bakar.

Azmar dağının yemyeşil olması Nevruz’a yaklaşıldığı anlamına da gelir. Şunun şurasında on gün içinde “Kürt yeni yılı”na girilecek, tatil zamanı başlayacak.

Süleymaniye’de bir dönem “iki başlı Kürt yönetimi” varken burada başbakanlık, yıllarca Bağdat’ta Irak merkezi hükümetinde başbakan yardımcılığı ve son olarak yakın geçmişte Erbil’de Kürdistan Bölge Yönetimi başbakanlığı yapmış olan Dr. Barham Salih’in ev sahipliğinde “Süleymani Forum” toplandı.

Süleymaniye’nin Kürtçesi Süleymani. Bu yıl üçüncüsü düzenlenmiş olan “Süleymani Forum”da, önceki yıllarda olduğu gibi Bağdat’tan ve Erbil’den en üst düzeyde Şii, Sünni ve Kürt liderler ve yetkililer, ABD’den Türkiye’ye, Rusya’dan İtalya’ya uzanan geniş coğrafi alanda başta Irak, Ortadoğu’nun çeşitli köşelerinde görev yapmış olan ya da konularla birinci dereceden ilgilenmiş olan diplomatlar, akademisyenler, basın mensupları biraraya geldiler.

Geçen yıl yapılanına katılmıştım. “Süleymani Forum” kadar çarpıcı bir “Irak fotoğrafı” verebilecek, Ortadoğu’nun yakın geçmişi ve geleceği konusunda ipuçları sunacak nitelikte bir uluslararası toplantı, bölgede, hemen hemen yok.

Bu yılki “Süleymani Forum”un başlığı “Verimli Hilal’de Karışıklık” (Fertile Crescent in Turmoil: Challenges and Opportunities) idi. Geçen yılki forumda, IŞİD’in adı sık sık geçiyordu Geçen yılkinden farklı olarak, bu yıl yapılan “Süleymani Forumu”na IŞİD damgasını tümüyle vurdu.

Zaten hafta başında sabaha karşı Süleymaniye havaalanına ayak bastığımız anda, Forum’un konu başlığı olan “Verimli Hilal’da Karışıklık” kendisini ortaya koyuyordu. Irak’ın her yerinden Körfez yönüne, Dubai’ye ve Doha-Katar’a uçuşlar yasaklanmış ve Irak hava sahası Körfez’den gelip-giden uçaklara kapatılmış olduğu için, Forum’a katılacakların gecikmesine ve Süleymaniye’ye ulaşmasına yol açan gecikmeler ve karışıklıklar yaşanıyordu.

Bunun nedenini sorduğumuzda, Irak hava sahasının, Haziran 2014’ten bu yana IŞİD’in elinde bulunan Saddam’ın memleketi Tıkrit’I geri almak için, Irak ordusu ve İran Devrim Muhafızları’nın desteğindeki Huşud Şaabi adı verilen Şii milislerin başlattığı çok büyük askeri operasyonla ilgili olduğunu öğrendik.

ABD’nin başını çektiği “Koalisyon hava kuvvetleri”nin, Tıkrit operasyonuna destek vermesi için Irak hava sahası güney yönündeki uçuşlara –Avrupa yönü, dolayısıyla Türkiye’ye giden gelen uçuşlar açık kalmıştı- kapatılmıştı.

Tıkrit, yani “IŞİD’e karşı savaş alanı”, Süleymaniye’ye üç saat kadar uzaklıkta. Süleymaniye-Kerkük, bir saat, Kerkük’ten Tıkrit bir buçuk, bilemediniz iki saat. Süleymaniye, üç saat ötedeki savaşı hiç hissetmeden yaşıyor. Ama, savaşın gerekçesi olan IŞİD’e dair her türlü gelişmeye ilgiyi her saniye yaşıyor.

Tıkrit, esas olarak YPG’nin yürüttüğü Amerikan hava destekli direnme sonucunda IŞİD’in Suriye’nin kuzey ucunda, Kobani’den püskürtülmesinden sonra, bu kez esas olarak Şiilere dayanan güçler, İran destekli bir askeri operasyon ile IŞİD’i Irak’ın orta yerinden söküp çıkardıkları, önemli askeri-siyasi dönüm noktasını ifade ediyor.

IŞİD’in askeri olarak altedilebilirliğinin işaretleri, özellikle Amerikalılarda çarpıcı bir “özgüven”e yol açmış. Bunu “Süleymani Forumu”ndaki panellerden birine katılan ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Stuart Jones’un sözlerinde ve tonunda seziliyordu. Ondan daha da belirgin biçimde, uzun bir akşam yemeği söyleşisine katılan General David Petraeus’un konuşmasında aynı tema tekrarlandı.

General Petraues, 2003’te karargahını Musul’a kurmuş olan 101. Hava İndirme Komutanı olarak Irak Kürdistanı ile en yakın ilişki kurmuş olan Amerikan askeriydi. 2006-2007’de Irak’taki tüm birliklerin komutanı olmuştu, 2008-2010 arasında ise Afganistan’dan Körfez’e, Irak’ın da sorumluluk alanında bulunduğu Merkezi Komutanlık’ın başındaydı. Princeton’da uluslararası ilişkiler doktorası yapmış olan, “sivil kafalı asker” unvanıyla bilinen Petraeus, dört yıllık aradan sonra ilk kez Irak’a ayak bastığını belirtirken, “IŞİD’in askeri yenilgisinin kaçınılmazlığı”nı Tıkrit’teki gelişmelere bakarak da, özellikle vurgulamaya özen gösteriyordu.

Süleymaniye kulislerinde, IŞİD’in Irak’ta askeri yenilgi sürecinin başladığı bol bol tartışılıyor. Kasım 2014’te Erbil’de işittiğim IŞİD’e ilişkin spekülasyonlar ile Mart 2015’te Süleymaniye’de yüz yüze geldiği açıklamalar arasında muazzam bir fark var.

Ne var ki, bu gerçeklik, yani “IŞİD’in Irak’ta askeri yenilgisinin kaçınılmazlığı” ile iş bitmiyor. “Sorun” çözülmüş olmuyor. Tam tersine, Irak’ın ve bölgenin geleceğine ilişkin belirsizlikler ve soru işaretleri katlanarak, Tıkrit operasyonu ile birlikte artmış oluyor.

Tıkrit operasyonunu başarıya ulaştıracak yani IŞİD’i oradan söküp atacak olan güçler esas olan Şiiler ve operasyonda General Kasım Süleymani komutasındaki İran Kudüs Tugayları’nın katıldığı öne sürülüyor.

Tıkrit, Irak’ta Sünni bölgesinin kavşak noktası. Gelinen noktadan itibaren iki soru öne plana çıkıyor:

1.    Şii ağırlıklı, İran destekli güçler, Tıkrit ve çevresindeki Sünni Arap merkezlere karşı intikamcı bir saldırıya girişecekler mi? (IŞİD, o bölge yakınlarında Şii katliamı yapmış olmasıyla biliniyor.) Yani, IŞİD’in Tıkrit’te uğradığı askeri yenilginin, bölgesel bir “mezhep çatışması”nı azdırıp azdırmayacağı merak uyandırıyor.

Bu önemli bir soru çünkü görüntü ve bir takım basmakalıp açıklamalar bir yana, Irak’ta Şii-Sünni uzlaşmasının sağlanmış olduğuna dair ciddi bir emare halâ yok ve ülkenin birliğini sona erdirecek mezhep çatışması ihtimali halâ çok güçlü.

2.    Tıkrit, IŞİD’den kurtarıldıktan ve temizlendikten sonra, askeri harekâtın yönü güneye mi, yoksa kuzeye mi yönelecek?

Bu sorunun cevabı, içerdiği “jeopoliik anlam” bakımından önemli. Tıkrit’in kuzeyinde IŞİD’in Irak topraklarındaki iki kontrol alanından biri olan el-Anbar vilayeti bulunuyor. El-Anbar, Irak’ın en geniş topraklara sahip Sünni eyaleti. Oradaki IŞİD varlığı, “İslam Devleti”nin S. Arabistan ve Ürdün’ü uzanmasını ve söz konusu bu iki “Sünni ülkesi”ni tehdit etmesini ifade ediyor. Tıkrit’in ardından hedef el-Anbar değil, kuzey yönü yani Musul olursa, bu da bir yönüyle, “İran-Şii hattı”nın Suriye’nin Sünni bölümlerinin ve Irak Kürdistanı ile Rojava’nın ve de Türkiye’nin dibine ulaşmasını ifade ediyor.

Öyle bir dönemdeyiz ki, geçen yıl Süleymaniye’de IŞİD’i özel olarak konuşmamıştık. Bu yıl herşey IŞİD üzerinden konuşuldu. Hatta, IŞİD sonrası Ortadoğu konuşulmaya başlandı.

Türkiye, bütün bu tartışmaların neresinde, nasıl yer alıyor? “Denklem”in neresine oturuyor?

Bu konuyu yarın ele alalım. Bu yazıda bir Kürdistan yetkilisinin “Süleymani Forumu”nda verdiği şu cevap ile yetinelim:

"Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisine dair öncelikler dizisi var. Dünyanın ise IŞİD konusunda öncelikler dizisi var. Dünya IŞİD'e ilişkin bir yönde gidiyor. Tayyip Erdoğan başka yönde gidiyor."

Yarın şu “muzır” soruyu da tartışabiliriz: IŞİD bölgede biterse, AKP, Türkiye’de kalır mı?