IŞİD'e karşı ABD ile işbirliği, HDP ve PYD ile mücadeleyi de kapsıyor mu?

"Terör örgütü" olarak nitelenen PKK'ya karşı "mücadele", IŞİD'e karşı "ABD ile işbirliği"nden yararlanarak, HDP ve PYD'ye kadar yaygınlaştırılır mı? Bir "Kürt karşıtlığı"na yayılır mı? İktidar zihniyetinin akla getirdiği sorular...

Türkiye, bir yıldan daha önce yapması gerekeni yeni yaptı. IŞİD’e karşı “koalisyon”un “aktif ortağı” haline dönüştü. Bunu pek de gönüllü bir şekilde yapmadığı, gelişmelerin ve “ABD’nin baskısı” üzerine “mecbur” kalarak yaptığı, Başbakan’ın kendisini bir türlü alamadığı, boş “böbürlenmeler” ve gerçeği yansıtmayan beyanlarla doldurduğu dünkü basın toplantısından anlaşılıyordu.

Yine de, New York Times’ın adını açıklamadığı bir Amerikan üst düzey yetkilisi, IŞİD’e karşı Türkiye ile ABD arasında gelinen noktayı “game changer” yani tüm “oyunu değiştirecek” önemde olarak nitelemiş. Buradaki “game changer” nitelemesi, IŞİD’e karşı yürütülen mücadelenin niteliği ve alacağı yön kastedilerek söyleniyor. Ve, bu niteleme yapıldığı sırada, TSK ile IŞİD arasında Kilis dolaylarında bir astsubayın şehit düşmesine yol açan müsademe ve ardından dün sabaha karşı F-16’ların IŞİD hedeflerine karşı bombardımanı gerçekleşmemişti.

Başta Türkiye’nin “Suriye politikası”, birçok alanda yepyeni bir “sayfa”nın açılmış olduğu kuşkusuz. Bu gelişme, “Suruç Katliamı”nın sonucu değil. Öncesi var. Hatta, “Suruç Katliamı” bir yönüyle, IŞİD’e ilişkin olarak “değişmeye mecbur bırakılan” Türk politikasına karşılık olarak, IŞİD’in birkaç ve farklı adrese birden gönderilen tepkisiydi.

Bu konudaki gelişmeleri arka arkaya sıralamak, neyin nasıl ve niçin gerçekleşmiş olduğuna dair ipuçları verebilir: 

1.    Obama yönetiminin yetkilileri, Türk yetkilileriyle “IŞİD’e karşı daha etkili bir işbirliği” ve bu çerçevede İncirlik’in hava harekâtı için Amerikan savaş uçaklarının kullanımına açılmasını uzun süredir görüşme halindeydiler. Son olarak ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile telefonda görüştü.

2.    O görüşme sonrasında, Obama’nın “IŞİD’e karşı Uluslararası Koalisyon Temsilcisi” General (em.) John Allen Türkiye’ye geldi. Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile yaptığı görüşmelerde İncirlik’in kullanımı ve IŞİD’e karşı işbirliği konusunda çok önemli anlaşmaya –nihayet- varıldı. Tarih:18 Temmuz.

Bu anlaşmadan hemen önce, Türkiye’nin içinde IŞİD’e karşı önlemler alınmaya başlanmış, IŞİD’le ilişkili ya da IŞİD’e katılmak üzere sınırı alışıldığı şekilde geçmek isteyen çok sayıda kişi tutuklanmış ve sınırdışı edilmişti.

3.    IŞİD’in bu gelişmelere tepkisi, “Suruç Katliamı” oldu. Tarih: 20 Temmuz. “Suruç Katliamı” ile IŞİD bir taşla birkaç kuşu birden vurmayı tasarladı. Financial Times’ın önceki günkü sayısında David Gardner, bunu gayet isabetle şöyle anlatıyordu:

“Bu (Suruç Katliamı) Türkiye’de IŞİD üyelerine karşı son günlerde girişilen tutuklamalara karşı verilen bir cevaptır. Suriye Kürtlerinin –Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD)- IŞİD’i sınır kasabalarından temizleyerek ve Türkiye’nin içine uzanan cihadî ikmal hatlarını keserek elde ettiği son dönemdeki başarılara bir misillemedir. Geçen ay yapılan seçimlerde çoğunluğu kaybetmiş olmakla birlikte hâlâ neo-İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) elinde bulunan hükümet ile; elde ettikleri seçim başarısıyla AKP’nin ardarda dördüncü kez seçim kazanmasını engellemiş olan Türkiye Kürtlerini karşı karşıya getirmiştir.”

4.    “Suruç Katliamı”ndan iki gün sonra, 22 Temmuz’da Obama ile Tayyip Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesi, Beyaz Saray çevrelerince “game changer-oyun değiştirici” nitelikte olarak görülen ve değerlendirilen anlaşmanın “onay belgesi” oldu.

5.    Bir gün sonra, 23 Temmuz’da IŞİD her zaman elini kolunu sallaya sallaya geçtiği sınırda durdurulmaya kalkınca, çatışma çıktı; bir astsubay şehit oldu, iki asker yaralandı. TSK, IŞİD’e daha önce görülmeyen türden bir karşılık verdi.

6.    Ve, dün, 24 Temmuz sabaha karşı Türk savaş uçakları, IŞİD hedeflerini bombaladı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, öğleden sonra yaptığı açıklamada, “Bu operasyon başlangıçtı. Çok farklı bir mücadelenin içine girmiş bulunuyoruz” gibi sözler sarfetti.

Bundan önceki yazılarımızda, IŞİD’in Türkiye’deki “Uyuyan Hücreleri”ne dikkat çekmiştik. Gerçekten de, yeni, uzun süreli, bir “süreç”i ifade edecek bir “IŞİD’le mücadele” dönemi Türkiye’nin önünde. Zor ve zorlu bir dönem olacak.

Washington ile yapılan anlaşmanın içeriği, dünkü Hürriyet’te yayımlandı. En can alıcı bölümü şu şekilde yansıtılmıştı:

“Türkiye-Suriye sınırının Mare-Carablus arasındaki 90 km’lik alan uçuşa yasak güvenli bölge ilân edilecek. Halihazırda ÖSO ve kısmen IŞİD’in bulunduğu bölgede yasaklı alanın derinliği 40-50 km olarak düşünülüyor. Özellikle Türkiye’ye yeni bir göç dalgasını tetikleme kapasitesine sahip bu bölgenin tamamen IŞİD, El Nusra gibi radikal dinci örgütlerin eline geçmesine izin verilmeyecek.”

Erdoğan, “IŞİD’e karşı ABD ile yeni işbirliği”nin karşılığını, Türkiye ve Suriye Kürtlerine karşı “yeni politikası”na “Washington’dan açık çek” olarak tahsil etmek istediği izlenimini veriyor.

Yani, adı geçen alanın Kobani ve Afrin kantonlarının birleştirmesine de “izin verilmeyecek”. Ankara’nın, Washington’dan, en azından, “zımnen” böyle bir “taviz” koparmış olabileceği akla geliyor.

“Terör örgütü” olarak nitelenen PKK’ya karşı “mücadele”, IŞİD’e karşı “ABD ile işbirliği”nden yararlanarak, HDP ve PYD’ye kadar yaygınlaştırılır mı? Bir “Kürt karşıtlığı”na yayılır mı? İktidar zihniyetinin akla getirdiği sorular...

Bu arada, “Türkiye-ABD mutabakatı”nda önemli “muğlak” hususlar mevcut. Örneğin, NYT, Colorado’da Aspen Güvenlik Forumu’na katılan General Allen ile konuşmuş ve o “uçuşa yasak bölge”ye ilişkin soruya, “Hayır” cevabını vermiş kategorik olarak. “(Bu konu, Ankara’daki) görüşmelerimizde ele alınmadı.” 

NYT, Amerikan Dışişleri ve Pentagon yetkililerinin, 2003 yılında Irak tecrübesinden dilleri yanmış olduğu için, “18 Temmuz Paktı”nı çok önemli bir gelişme bulmakla birlikte, Türkiye’nin “Pakt”ı resmen ilân etmemiş olmasından ötürü, içeriği hakkında konuşmaktan kaçındıklarını belirtiyor.

Ne olursa olsun, Türkiye, geleceği bakımından çok önemli bir kavşağa gelip dayanmış durumda. Ne var ki, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ı dün dinledikten, edalarına ve seçtikleri kelimeleri gördükten sonra, daha da tedirgin olmamak mümkün değil.

Zira, IŞİD ile mücadelede, “ABD ile işbirliği”ni, Türkiye’de HDP’yi de içine alacak ve Suriye’de PYD’yi hedef yapacak şekilde değerlendirmek, tümüyle “kaos”a yol almak ve “iç politikada otoriterleşme”ye zemin hazırlamak demektir.

IŞİD sanıldığından çok daha karmaşık bir “olgu”. “The Islamic Phoenix: The Islamic State and Redrawing the Middle East” (İslamcı Zümrüdü Anka Kuşu: İslam Devleti ve Ortadoğu’nun (sınırların) Yeniden Çizilmesi) başlıklı kitabında uluslararası alanda tanınmış bir terörizm uzmanı olan Loretta Napoleoni’nin şu saptaması son derece yerindedir:

“Daha önceki başarısız cihadçı girişimlerin küllerinden doğan İslam Devleti (IŞİD),  vekâlet usûlü savaşın imkânlarını ve devlet taktiklerini tümüyle istismar ederek, Ortadoğu politikasına dair derin bir anlayışa sahip olduğunu ortaya koymuştur. (IŞİD) bir başka terörist şebeke değil, günümüz dünya düzensizliğinin yeni modernitesiyle uyum halinde zorlu bir düşmandır.”

Dolayısıyla, IŞİD’le mücadele çok uzun ve çok yönlü bir iştir.

AKP iktidarının, “terörist örgüt ile mücadele” başlığı altında Kürtlerle mücadeleyi, IŞİD’le mücadelenin içine sokması ve bunu Washington’a “ölümü gösterip sıtmaya razı edeceğini” düşünerek yapması, AKP’nin Türkiye’yi, yakın gelecekte çok tehlikeli bir parkurda yürütmeye niyet ettiğinin belirtisidir.

“Beştepe Sarayı” ve “Çankaya”dan ilân edilen bu yöndeki bir kararlılığın, başarılı ve “hayırlı” bir sonuca varma ihtimali ise çok düşüktür...