Kak Mesûd, tu bi xêr têyî Amedê, lê...*

Mesut Barzani, kendisini, 'Kürtler aleyhine yazılmış bir senaryo'nun 'figüranı' konumuna asla düşürmez.

Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin, ‘dört parçadaki tüm Kürtler’ nezdinde ‘merkez’ olarak gördükleri Diyarbakır’a Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın konuğu olarak ve bir ‘şenlik havası’nda karşılanacak şekilde gelecek olması, Kürtlerin bir bölümünde ‘mutluluk’, bir bölümünde ‘kaygı’ vesilesi.

‘Mutluluk’ duyanların, bu duyguları farklı. Kimisi, PKK-BDP hattının karşıtı ya da bu hattın dışında kalmış olanlar, aralarında bazıları ise AK Parti seçmeni. Tüm dünyada, Kürdistan Bölge Yönetimi’nin statüsü ve ‘Barzani’ ismi nedeniyle, bir ‘ulusal Kürt lideri’ olarak tanınan Mesut Barzani’nin Diyarbakır’a törenli ve şenlikli bir şekilde ayak basacak olması, haliyle bu kesim Kürt ve Kürt kökenlileri çok mutlu ediyor.
‘Mutluluk’ duyanların bir bölümü ise dünkü yazımda nedenleriyle ayrıntısıyla işaret ettiğim gibi, Mesut Barzani’nin Diyarbakır’a bu gelişinin –ev sahiplerinin ve kendisinin saikleri ne olursa olsun- ifade ettiği ‘stratejik değer’in farkında olanlar. Bunun, ‘Türkiye-Kürdistan’ arasındaki ‘tarihi izdivaç’ta oynayacağı rol üzerinde düşünenler.

Böylelerinin arasında, önceki gün bu konuda yaptığı açıklamayla Leyla Zana’yı saymamız yanlış olmaz. Bu yönüyle, Mesut Barzani ziyareti, benim ‘Mezopotamya Ekspresi’ adlı kitabımın son bölümünde sloganlaştırmaya çalıştığım “Kürtler için iyi olan Türkiye için de iyidir” şeklindeki yaklaşıma denk düşüyor.

Bütün ömrünü Türkiye ile Kürtler arasında barış ve kardeşlik için harcamış benim gibi birisi açısından, Mesut Barzani’nin bu Diyarbakır ziyareti –üstelik dostum Şivan Perwer de 37 yıl ayrı kaldığı ülkesine bu vesileyle de olsa dönecek ise- çok sevinilecek bir gelişmedir.
Konunun bir yönü bu. Konunun bu yönü, Türkiye Kürtlerinin en güçlü temsilcisi ve aynı şekilde Suriye Kürtlerinin de en güçlü temsilcisinde, ziyaretle ilgili ‘kaygılar’ bulunduğu gerçeğini örtmüyor. Konunun ‘diğer’ yönü de böyle.

Bu kaygılar, çok büyük ölçüde, Mesut Barzani ziyaretinin Kürtlerarası ihtilafların –Irak KDP’si ile PKK ve PYD arasında- ön plana, ‘ulusal birlik iklimi’ne oranla daha fazla ortaya çıktığı bir döneme denk gelmesiyle ilgili.

Aslına bakılırsa, Ankara-Erbil ilişkilerinin ‘içeriği’, dönem farklı olsa bile, PKK nezdinde hep ‘özel dikkate’ yol açmıştır. Bakınız ta 2012 yılının mayıs ayı başında –‘Süreç’in başlamasından aylar önce- o sırada ‘KCK Yürütme Konseyi üyesi’ sıfatını taşıyan şimdiki ‘Eşbaşkan’ Cemil Bayık, Mesut Barzani’nin o dönemde gerçekleşen Türkiye ziyareti için neler demiş:

“Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Türkiye ile siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ilişkiler sürdürmesine biz bir şey diyemeyiz. Bu konuda görüşmeler yapabilirler. Geçmişte de yapıyorlardı. Zaten yoğun ekonomik ilişkileri var. Önemli olan görüşmelerin içeriği, amacı ve neye hizmet ettiğidir. Bu noktadan bakıldığında özellikle görüşmeye yaklaşım, görüşmenin içeriği, görüşme sonrası yapılan açıklamalar yalnız hareketimizi değil, tüm Kürt halkını ilgilendirmektedir.”

Tabii, bu sözleri izleyen ‘uyarı’ niteliğinde sözler de söylenmiş:

“... Bu görüşmenin olduğu süreçte en yakıcı gündem Suriye gündemiydi. Suriye’deki durumla Türkiye yakından ilgilenmektedir. KDP de, Mesut Barzani de yakından ilgilenmektedir... Herhalde Türkiye PYD’nin, önder Apo etkisinde olan Kürt toplumunun Suriye’de etkili olmasını engellemek için KDP’den yardım istemiştir... Öyle Türkiye’nin Kuzey Kürdistan’da olduğu gibi siyasi statü tanımayan, işte TRT 6 gibi bir TV ve dil kursları açarım, dil ve kültür konusunda biraz yumuşama yaparım, bu sorunu çözerim yaklaşımıyla Suriye’de Kürt halkının taleplerinin karşılanması ve çözülmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bu görüşmede Türkiye ile Barzani’nin ne kadar anlaştığı konusunda bir şey söyleyemeyiz. Çünkü Türkiye’nin mevcut politikalarına KDP’nin kendini yedeklemesi, buna onay vermesi kolay değildir... Böyle bir durum KDP’yi oradaki Kürtlerle karşı karşıya getirir. Biz Sayın Barzani’nin böyle bir yaklaşım içinde olacağını beklemiyoruz.”

Cemil Bayık, bir dizi değerlendirme ve uyarıda daha bulunmuş. Aradan geçen bir buçuk yıl içinde köprülerin altından hayli su aktı. PKK-BDP hattında, Tayyip Erdoğan-Mesut Barzani arasında her ‘en üst düzey ilişki’ noktasındaki ‘kaygıları’ ve ‘uyarıları’ da, duruma göre, arttı. Hatta BDP’liler, PKK’lılardan daha ‘sert’ sözcüklerle kaygı ifade ediyor ve uyarıda bulunuyor. İşte, ertelenen ‘Kürt Ulusal Kongresi’nin Hazırlık Komitesi üyesi’ ve BDP Milletvekili Mülkiye Birtane’nin Mesut Barzani’nin Tayyip Erdoğan ile Diyarbakır buluşması üzerine sözleri:
“Umuyoruz ki çözüm sürecine katkısı olur fakat Kürtlerin taleplerinin de çok doğru okunması gerekiyor. Erdoğan’ın artık geçmiş yıllardaki gibi kandırmakla, oyalamakla bu işin yürümeyeceğini bilmesi gerekiyor. Sayın Barzani’nin de bu yönüyle siyasi taleplerimizi okuması, ona göre kendi rolünü oynaması gerektiğini düşünüyorum.

Yoksa Kürtler nezdinde, gerçekten Kürtlere bu kadar zulüm yapılırken, Kürtlerin mücadelesi bu kadar yok sayılırken, Sayın Barzani’nin gelip de Erdoğan’ın siyasi oyunlarına alet olması doğru karşılanacak bir durum değildir.”

Görüşlerine örgütün resmi sitesi sayılan ANF’de sık sık yer verilen Cahit Mervan, ‘Erdoğan’ın Barzani ziyaretindeki açmazı’ başlıklı yazısında, nispeten, daha dikkatli bir dille sesleniyor Mesut Barzani’ye:

“... Bildiğimiz kadarıyla Barzani ‘aklını peynir ekmekle yemiş’ bir lider değil. DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün dikkat çektiği gibi, Kürdistan kamuoyunun hassasiyetlerini göz önüne almadan bazı açıklama ve davranışların siyasi intihar olabileceğini bilir. Barzani Amed’e (Diyarbakır) bir Kürt lider olarak gelip, Bakur ve Rojava devriminin dalgakıranı olarak çıkmanın da vebalinin büyük olduğunu görür.   

Bu nedenle Barzani’nin Amed gezisinden AKP’den çok Kürdistan kamuoyunun beklentisi var artık. Bu konuda yerli yersiz kuşkular oluştu. Bu kuşkuların oluşmasında Erdoğan’ın, AKP medyasının payı olduğu kadar, Federal Kürdistan yönetiminin de payı var. Bu nedenle hem Kürdistan kamuoyunun beklentileri hem de Kürtlerin kalbine bir hançer gibi saplanmak istenen ‘böl-yönet’ bıçağını çekip almak için Barzani’nin Amed’de vereceği mesajlar önemli.”

Ne gibi? Ne bekleniyor Mesut Barzani’den?

Cahit Mervan, bunun cevabını şöyle veriyor:

“Beklenen, Barzani’nin Kürdistani bir lider gibi davranarak AKP’nin seçim otobüsünün üstüne çıkmamasıdır. Dahası, Barzani ancak Amed’de açıktan Öcalan’ın başlattığı ve ısrarla devam ettirmek istediği demokratik çözüm sürecine ve Rojava devrimine destek vererek, Kuzey’de Kürt ulusunun gasp edilmiş haklarının koşulsuz iadesini isteyerek, Türk Başbakanı’ndan 14 yıldır esir tuttukları PKK lideri Abdullah Öcalan’ın derhal serbest bırakılmasını talep ederek bu kuşkuları dağıtabilir.”

Mesut Barzani, bu tür beklentileri karşılayacak mı? Karşılar mı? Ya da hangi tür beklentileri karşılayacak? (Tayyip Erdoğan’ın ve PKK-BDP hattı dışındaki Kürtlerin de ondan beklentileri olduğunu düşünürsek..)

Bütün bu soruların cevabını 24 saat sonra alabileceğiz.

Ama bu vesileyle şu hususları şimdiden ilave edeyim:

1. Sonuçları ne olacak olursa olsun, Diyarbakır buluşması, Tayyip Erdoğan’ın ‘siyasi manevra yeteneği’ni ortaya koyuyor ve hiçbir şey olmasa bile –ki, olabilir- büyük bir siyaset ve ‘PR başarısı’dır.

2. Mesut Barzani, deneyimli, ciddi ve önemli bir uluslararası siyasi şahsiyettir. Kendisini, ‘Kürtler aleyhine yazılmış bir senaryo’nun ‘figüranı’ konumuna asla düşürmez.

3. Türkiye’deki ve tüm bölgeyi etkileme kapasitesine sahip ‘Barış Süreci’nin kaderi, ‘doğrudan Kürt muhatapları’nın ‘ortak’ haline getirilmesine bağlıdır. Bu da İmralı, Kandil ve BDP’nin ‘tatmin edilmesi’yle doğrudan doğruya bağlantılıdır. Bu ‘bağlantı’ya artık Rojava da eklenmiştir.

* (Mesud Ağabey, Diyarbakır’a hoş geliyorsun, ama...)