Karayılan, Neçirvan ve 'barış süreci' (2)

Sınır dışına çekilme, Irak Kürdistan Yönetimi'nin işbirliği ve gelecek PKK'lıların topraklarına yerleşmesine onay vermesi olmadan olmaz.

Çok merak ediyorum, geçen hafta boyunca Murat Karayılan ile yatıp kalkan ana akım medya, Dicle Haber Ajansı’na dün yaptığı açıklamalara yer verecek mi?

“Süreç”le ilgili hemen her gün iki ayrı gazetede yazan ve son zamanlarda sık sık televizyon ekranlarında da görülen Ak Parti Milletvekili Yalçın Akdoğan, Karayılan’ın Türk medya mensuplarıyla yaptığı söyleşideki sözleri üzerine, “normalleşme sürecinin silahsızlanmayla mümkün olacağını” söylemiş ve “Karayılan süreci yanlış anlamış” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Bu, pek isabetli bir değerlendirme sayılmaz. Zira, Murat Karayılan, “süreci yanlış anladıysa, süreç yok” demektir. “Süreç”in bizzat kendisi, Murat Karayılan’ı ve örgütünü, “olmazsa olmaz taraf” haline getirmiştir. Öyle olmasaydı, 100’den fazla ve aralarında devletin yarı-resmi haber ajansının bulunduğu Türk medya ordusu Kandil’e Murat Karayılan’ı dinlemeye akın eder miydi?

“Süreç”in vardığı noktayı, Milliyet’te dün, köken olarak bir televizyon gazetecisi olan Mirgün Cabas “Arkamda gördüğünüz Kandil Dağı…” başlıklı yazısında mükemmel biçimde tasvir etmişti:

“Televizyon haber klişelerinin incisi, sahadan anonsların birincisi, ‘Arkamda gördüğünüz…’ diye başlar… Hafta içinde bu klişeyi TV canlı yayınında ‘Arkamda gördüğünüz Kandil Dağı’ diye duyunca ‘Tamam’ dedim, ‘Artık buradan öteye yol yoktur herhalde. Bunu da duyduk ya…’ Tankla topla değil ama canlı yayın araçlarıyla eşiğine gelinmiş bir Kandil Dağı ‘Geri dönülemez bir noktaya geldik’ diye Dışişleri Bakanı’nı başka bir açıdan doğruluyor. Çünkü bu kadar önünü açtığın, meşrulaştırdığın, normalleştirdiğin bir şeyi bir daha kolay kolay şeytanlaştıramazsın…”

Murat Karayılan, işte tam da bu nedenle, artık “barış süreci”nin “meşru” ve “işlevsel” bir tarafıdır. PKK’nin silahlı unsurlarının Türkiye’den çekilmesi konusunda, Türk medyası, geçen hafta gelinen noktadan sonra, Ak Parti yöneticilerinin ne diyeceğine mi bakacaktır, Murat Karayılan’a mı?

Tabii ki, ikincisine. Çünkü, “sınır dışına çekilme”yi işlevsel kılacak olan odur.

Eğer, Murat Karayılan ve örgüt, by-pass edilerek Abdullah Öcalan üzerinden pürüzlerin giderilmesi düşünülüyorsa –ki, Öcalan bugüne dek örgütü üzerindeki tartışılmaz otoritesini kanıtlamıştır- bu “mekanizma” giderek, Karayılan’ın dediği türde, İmralı ile Kandil arasında doğrudan temasın kurulmasına gider. Ki, Karayılan, kendisi dışındaki yöneticilerden oluşan bir “PKK heyeti”nin İmralı’ya gidip, Öcalan’la görüşmesinin gerekli olduğunu bildirmiştir.

PKK (ve tabii ki Karayılan), “sınır dışına çekilme” ve sonrası bakımından, ister istemez, “barış süreci”nin doğrudan tarafı konumuna gelmiştir.
Bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi, Karayılan, Irak Kürt liderlerinin “en güvendiği” ve “en konuşulabilir” gördüğü PKK yetkilisidir.’ (Mezopotamya Ekspresi, s.531-2)

Irak Kürt liderlerinin bu hükmünü benimle paylaşmış olan Celal Talabani, şu anda içinde bulunduğumuz “Süreç” için, geçen yıl harekete geçmişti. Yaprak kımıldamayan en umutsuz ve kanlı dönemde, sorunun çözümü için Talabani’nin Kandil üzerinden devreye girmek istemesinden, yani “arabuluculuk” niyetlerinden Başbakan Tayyip Erdoğan haberdar edilmişti. Hatta, MİT Müsteşarı 2012 yaz aylarında –şimdi de orada- tedavi için bulunduğu Berlin’e Celal Talabani ile bu konuyu görüşmek için gitmişti.

Yine dünkü yazımızda Talabani’nin 1992-1993 yıllarından beri üstlenmiş olduğu rolü, şu dönemde ve bu “barış süreci”ne ilişkin olarak Irak Kürdistan Bölge Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin devralmış bulunduğunu dünkü yazımızda belirtmiştik.

Neçirvan Barzani, bizzat Kandil’e giderek, başta Murat Karayılan, PKK yetkilileriyle bu “Süreç”in başlaması için görüştü ve gözlemlerini Tayyip Erdoğan’a aktararak, -Hakan Fidan’ın yanı sıra- içinde bulunduğumuz “barış süreci”nin harekete geçmesinde yol aldı.

Ayrıca, PKK liderleri defalarca Erbil’e gelerek kendisiyle görüştüler. Neçirvan Barzani, Irak Kürt liderleri arasında “Türkiye ile stratejik ortaklık” ufkuna sahip olması ve bu ufkun hayata geçirilmesinin “mimarı” olarak tanınıyor. Aynı zamanda da, Irak Kürdistanı’nın “ekonomik mucizesi”nin de “mimarı” sayılıyor ve halk nezdinde de çok popüler.

Neçirvan Barzani’nin Türk devleti ile PKK arasında “barış” için kolları sıvaması, bütün bu bakımlardan hem doğal ve hem de etkili. Özellikle, Öcalan’dan Kandil’e gönderilen “dördüncü mektup”taki payı, bir süre sonra sanırız “tarih kayıtları”na girecektir.

Neçirvan Barzani ile Murat Karayılan, Türkiye’yi yakından ilgilendiren “Kürtler arası ilişkiler”in yeni bir veçhe kazanmasına da katkıda bulunacaklar. Karayılan’ın Dicle Haber Ajansı’na demecinin şu bölümünü izleyelim:

“Güçlerimiz Güney Kürdistan’a çekilecek, yanlız halkın arasına gitmeyecek. Güney Kürdistan’da medya savunma alanları var… Buralar gerillaların yeridir. Arkadaşlar orada varlar. Fakat sayı artacak. Biz umut ediyoruz ki, Kürdistan bölgesel hükümeti bunu olumlu karşılar ve destek verir. Bu konuda hiçbir kuşku ve kaygımız yoktur… Kürt sorunu Kuzey Kürdistan’da çözülürse, bu, bütün Kürdistan parçaları için yeni imkânlar getirir. Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü yalnızca kuzeyi alakadar etmez. Bütün Kürtler için yeni bir süreç başlatır… Ortadoğu’da yeni bir süreç başlatmak istiyoruz. Ortadoğu’da öldürmek ve silah yerine diyalog, siyaset ve barışı öne çıkarmak istiyoruz… Bu yeni bir süreçtir… Güney Kürdistan’daki siyasetçilerin bu sürece destek verdiklerini biliyoruz… Güçlerimiz Güney Kürdistan’da Medya Savunma Alanlarına çekilirse kimsenin bundan rahatsız olacağını zannetmiyorum… Güçlerimiz burada yerleşecek… Gerillayı zayıflatmayız. Bunu herkes iyi bilsin…”

Yani:

1.“Sınır dışına çekilme”, Irak Kürdistan Yönetimi’nin işbirliği ve gelecek PKK’lıların topraklarının bir bölümüne yerleşmesine onay vermesi olmadan olmaz.

2. Bu konuda, PKK ile Barzani yönetimi arasında mutabakat vardır.

3.Aynı şekilde, Türkiye, Barzani’nin bu konudaki katkısı ve rolünü kabul etmiştir.

Dolayısıyla, Türkiye’de bazıları, böylesine büyük bir tarihi gelişmeyi, “terör örgütünün elinden silahların alınması ve dağıtılması” gibi bir “güvenlik önlemi” sınırları içinde görür, “barış süreci”ni öyle takdim eder ve o şekilde yürütmeye çalışırlarsa, o aşamaya ulaşılamaz.

O aşama, Karayılan’ın Dicle Haber Ajansı’na dün verdiği demeçte “Bu çerçevede gerillanın silahsızlanması gündeme girer. Süreç böyle ilerleyecek. Kürt sorunu bu üç aşama ile çözülecek” dediği “üçüncü aşama”dır.

Türkiye’nin Kürtlerle birlikte “güçlenmesi” ve “büyümesi” aşamasıdır.