Katar'da Halid Meşal, Kandil, İmralı vs.

Katar'daki 'Maşrık'ta Kürt Meselesi' toplantısı 'İmralı Süreci'nin değerini bir kez daha ve kuvvetle anlamak için vesile oldu...
Katar'da Halid Meşal, Kandil, İmralı vs.

Eski Suriye Ulusal Konseyi Başkanı Abdülbasit Seyda, eski AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt ve Hamas lideri Halid Meşal.

Arap Baharı’, Suriye’ye de sirayet edip, orada da kanlı da olsa ‘çiçek açınca’ ve Suriye’de bir tür ‘mezhebi iç savaş’ görüntülerinin ortaya çıkmasıyla; Ortadoğu dengelerinin nasıl altüst olduğunun çarpıcı bir göstergesi var: ‘İran-Suriye ekseni’nde sayılan, Hamas’ın Şam’ı terk etmiş olması. Müslüman Kardeşler’in –kısacası İhvan- Filistinli kolu sayılan Hamas’ın lideri Halid Meşal’in karargâhı Şam’daydı.

Sonuçta, Şam’daki rejim Suriye’deki isyanın başını çeken ve belkemiğini oluşturan Sünni halk kitlelerine ve Sünni dindar unsurlara karşı acımasız bir şiddet uygulayınca, ‘Sünni’ Halid Meşal ve Şam’da yerleşik kadrolarının Suriye’de kalmalarının ‘moral zemini’ de aşındı. Halid Meşal, Şam’ı terk etti. Uzun bir aranın ardından, kısa süre önce girdiği Gazze’de de güvenlik gerekçelerinden ötürü pek yaşamıyor. Şam’ın yerini Doha-Katar almış vaziyette. El Cezire televizyonunda nasıl Müslüman Kardeşler ağırlığı hissediliyorsa, Halid Meşal’in şahsında da Hamas’a mali-lojistik destek sağlamak anlamında Katar, Suriye’nin yerini almış denebilir.

El Cezire’nin düşünce kuruluşu tarafından Katar’da düzenlenmiş olan ‘Maşrık’ta Kürt Meselesi’ başlıklı iki günlük toplantının kapanış oturumu başlamıştı ki, Hamas lideri Halid Meşal içeri girdi, 50 dolayındaki katılımcının oturduğu üç yanlı masanın, kürsüyü tam karşıdan gören tarafına oturdu. Bir süre sonra söz istedi.

Bir Filistin liderinin, üstelik Hamas’ın bir numaralı isminin Kürt meselesine ilişkin ne diyeceği haliyle merak uyandırdı. Halid Meşal, Kürtlere ‘sıcak’ mesajlar göndermeye özen gösteren tüm Araplar gibi, sözlerine ‘Selahaddin Eyyübi’ ile başladı. Kürtlerin her zaman zor günlerinde Filistin halkının yanında yer aldığına gönderme yapmak için, Kudüs’ü Haçlılardan kurtarmış olan ‘büyük Kürt şahsiyeti’nden, Selahaddin Eyyübi’den söz etti.

Kürtleri övdü, övdü ama bir nokta geldi ki, Arapların ezici çoğunluğunun duyguları, onun sözcüklerinde de yansıdı; Kürtleri ‘başkalarının zayıflıkları ve yaşadıkları zorluklardan yararlanmamaları’ konusunda uyardı.

Kürtlerin –hangi sınırlar içinde yaşıyor olurlarsa olsunlar- Ortadoğu’da İsrail’in gizli ya da potansiyel müttefiki olduğu, kendilerine ilişkin Arap algısında kuvvetle yer etmiştir.

Bu Arap algısı çok da temelsiz değildir. 1960’lı yılların ilk yarısında Bağdat’a karşı ayaklanmış olan Molla Mustafa Barzani ile İsrail’in ilişki kurduğu ve kimi İsraillilerin, İran üzerinden geçerek Kürdistan’da bulunduğu bir sır olmaktan çıkmıştır.

Aynı şekilde, Irak Kürtlerinin uzun yıllar İran Şahı tarafından desteklenmiş olması da Arap bilinçaltlarına Kürt kavramı namına olumsuz biçimde kazınmıştır. Halid Meşal’in ‘uyarı’sı bu bakımdan, Kürtlere ilişkin yerleşik Arap algısının yansımasından başka bir şey değildi.

Ne var ki, Halid Meşal’in ‘uyarısı’ cevapsız da kalmadı. Erbil Selahaddin Üniversitesi’nden bir Kürt akademisyen, aynı ‘taktik dil’ ile Halid Meşal’i ve Filistin halkını övdü ama sözü çevirerek ‘Kürt halkının zora düştüğü durumlarda Arapların kendilerine yarar sağlamaması gerektiği’ne getirdi; ‘Arapların 22 devleti var iken, Kürtlere niçin bir devleti fazla gördüğünü’nü Halid Meşal’e sorarak, sitem etti.

Bu, karşılıklı ama efendice bir üslupla yapılan polemik, Erbil’deki bir Kürt düşünce kuruluşunun isimsiz başkanının, Katar’da Hamas’ın anlı şanlı Halid Meşal’inin altında kalmaması da ‘Arap baharı’nın, benim kendi payıma her vesilede vurguladığım bir başka sonucuna işaret ediyor:

Kürtler, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra paramparça edildikten, inkâra, asimilasyon politikalarına, Irak’ta soykırım ölçülerinde katliamlara uğradıktan sonra, artık tarih sahnesine çıktılar ve onları yüz yıl önceki statükolarına geri çevirmek ve öyle tutmak pek mümkün olmayacaktır.

Arapların, Kürtlere ilişkin olanca ‘zihinsel bagajları’na rağmen, Doha’da öyle isimler öyle şeyler konuştular ki bir ‘yeni dönem’in başladığı tartışma götürmez haldeydi.

Örneğin, Suriye Müslüman Kardeşleri’nin büyük ismi, 1996-2010 arasındaki lideri Sadreddin Beyanuni, nihayetinde, “Coğrafi temelli federasyona karşı değiliz ama etnik temelli federasyon olursa, bu parçalanmaya gider” dedi.

İhvan, ‘Maşrık’taki Kürtler’le ilgili sorunların halisane ve salihane çözümü için ‘federasyon’ kavramını bile telaffuz eder hale geliyor yani. Etnik olmasın coğrafi olsun… Tanıdık bir bakış açısı ve dil.

Kürtlere hak-hukuk tanımayan Bağdat merkezli ve merkeziyetçi bir Irak’ın geleneksel savunucusu olmuş olan Türkiye, Irak’ta ‘federasyon’ ülkenin toprak bütünlüğünün en önemli emniyet supabı olarak kaçınılmaz bir çözüm olarak gözüktüğünde, “Irak’ta illa federasyon olacaksa, coğrafi temelli olabilir. Etnik temelli olmasın” savını ortaya atıyordu.

‘Maşrık’ta Kürt Meselesi’ başlıklı bugüne dek bir ilk niteliğindeki toplantının ilk günü Irak ve Suriye’deki ‘Kürt meselesi’, ikinci ve son gün ise Türkiye ve İran’da ‘Kürt meselesi’ çeşitli yönleriyle tartışıldı.

En ilginç oturum, bana kalırsa, katılımcılarından ötürü İran ile ilgili olanıydı. Dört konuşmacıdan biri Fars, ünlü İttilaat gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yapmış, Devrim Muhafızları’na bağlı olduğu iddia edilen bir düşünce kuruluşunun başındaki, yani ‘rejimin sözcüsü’, mükemmel Arapçası ile Muhammed Ali Mukhtedi idi.

Diğer üç konuşmacı, İran Kürtleriydi. Biri akademisyen, ta Yeni Zelanda’da bir üniversiteden gelmiş, bir diğeri İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin Yürütme Kurulu Üyesi ve dış ilişkiler temsilcisi. Üçüncüsü ise PJAK’ın dış ilişkiler temsilcisi. O, Kandil’den gelmişti ve dün Kandil’e döndü. Kandil’de ikamet eden bir PJAK’lının itibarlı bir uluslararası toplantıya gelip gitmesi, başlıbaşına dikkate değer.

İranlı Kürtlerin her biri birkaç dil biliyordu ama aralarından biri İran’ın ‘resmi dili’ olan Farsçayı hiç bilmediğini bildirdi. KDP’li olanı. Bunun nedenini de kendisini ‘İran ile ilgisi bulunmamakla’ suçlayan Mukhtedi’ye şöyle açıkladı: “İran’da, İran Kürdistanı’nda doğdum ama seçmediğim savaşınız yüzünden ülkemi terk etmek zorunda kaldım ve kendi topraklarımda anadilimi öğrenmeyi men etmiş olduğunuz için bana bu imkânı veren bir başka ülkede (İsveç’te) anadilimi öğrendim”.

Bu tür toplantıların oturumlarından daha da ilginç olan, toplantı dışı oluşan temaslardır. En büyük ilgi odağında biz, Türkiye’den katılanlar vardık. Çünkü, herkes, ‘İmralı Süreci’nin ne olduğunu anlamaya çalışıyor, sonuç verip vermeyeceğini sorguluyordu.

Bunun olumlu sonuç vermesine en istekli olanlar ise Suriye Ulusal Konseyi’nin yöneticileriydi. Hem Araplar ve hem SUK’un eski başkanı, kendisi de bir Kürt olan Abdülbasit Seyda ve hem de Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin yetkilileri…

Katar’daki ‘Maşrık’ta Kürt Meselesi’ toplantısı ‘İmralı Süreci’nin değerini bir kez daha ve kuvvetle anlamak için vesile oldu…