Kendini 'gazetecisizleştirmek'...

İtalo Calvino'nun kendini "gazetecisizleştirmek"ten neyi kastettiğini çok iyi anlamanın ötesinde çok iyi hissediyorum. Özellikle, Türkiye'de "gazetecilik" denilen alanın büyük ölçüde öldüğü, öldürüldüğü ya da can çekiştiği şu son birkaç yıldır...

Yıl sonuna yaklaşıldığında arkada bırakılmakta olan bir yılın hesabı çeşitli biçimlerde tutulur genellikle. Aynı durum bireyler için de söz konusudur.
Bu yapılırken, kendiliğinden bir amaç da güdülür. Yeni yıl ile birlikte “yenilenme” ihtiyacı da, geçmiş yılın tutulan hesabıyla birlikte gelir.

Bir yıldan daha geriye gittim. 2013 yılında Gezi patlak verdiği günden beri yazdıklarıma baktım. Zira, Gezi, -birçok insan için olduğu gibi, benim için de- iktidar ile köprülerin atıldığı- bir “kırılma noktası”na işaret ediyordu.

Tayyip Erdoğan’ın Gezi’ye ilişkin takındığı tavrı “kaçınılmaz” görenlerden, bu konuya “determinist” bir yaklaşımla bakanlardan değilim. Farklı davranabilirdi. Gezi’ye farklı davranılsa ve farklı yaklaşılsa, sonrası ve bugün –ve dolayısıyla Türkiye’nin yarını- çok daha farklı olabilirdi.

Erdoğan’ın farklı –yani olması gerektiği gibi, yani doğru davranabilmesinin mümkün olduğu kanısını koruduğum için, yani “Erdoğan yanlışları”na “determinist” bir gözlükle bakmadığım için; Erdoğan tarafından “aldatılmış” olmak veya “aldanmış” olmak gibi “size gibi yetmez ama evetçiler” gibisinden, Tayyip Erdoğan’ın “günahlarından sorumlu tutulduğum” suçlamalardan da etkilenmedim.

Kuşkusuz hatadan “münezzeh” değiliz. Hele, yıllardır haftada ortalama dört yazı yazan birisinin her yazısının, her yazısındaki her satırın, her sözcüğün doğru olması mümkün olamaz.

Ancak, “hatalarımız” ya da kimilerinin üzerimize yıkmak ve yüklemek istediği “günahlarımız”, Tayyip Erdoğan’ı reformcu yolda yürüdüğü ya da yürüdüğü görüntüsünü verdiği sırada, Avrupa Birliği hedefini zorladığı sırada “askeri vesayet rejimi”ne karşı koyduğu ve ortadan kaldırmaya niyet etmiş gözüktüğü sırada desteklemiş olmamızdan kaynaklanmıyor.

Demokrasiden yana olmayı,demokrasiden yana çıkmayı, ülkenin geleceği için özgürlükleri savunmayı, özgürlüklerin güvence altına alınması için mücadele etmiş olmayı “günahlar”dan saymıyorum.

Tayyip Erdoğan ile benim ve benim gibilerin yollarının ayrıldığı yer, desteklenmesine dair sebepleri bizzat kendisinin ortadan kaldırdığı yerdir. Bu yer, Gezi idi. An, 2013 yılının ikinci yarısı.

Elbette ki, Erdoğan, Gezi’de takınmış olduğu tavra bir günde gelmedi. Gezi’de takındığı ve o günden bugüne tahkim etmiş olduğu tavrının ipuçlarını çok uzun bir süreden beri veriyordu.

Ne var ki, bu ipuçlarına bakarak, doğru yönde gitmekten onu teşvik etmekten ve yanlış yöne gitmemesi için uyarmaktan kendimizi alıkoyamaz ve ona karşı hasmane bir tutum takınamazdık. Öylesi doğru olmazdı.

“Demokrasi ve özgürlükler” zemini üzerindeki “sanal kontratımız”ı bozan, Gezi ile birlikte Erdoğan oldu. O nedenle, Gezi, “kırılma noktası”dır.

O nedenle, 31 Aralık 2014’e kadar olan “yıllık muhasebe”yi, 1 Haziran 2013-31 Aralık 2014 arasında yapmaya çalıştım. Ve, gördüm ki, Tayyip Erdoğan hakkında, onun üzerinden AKP iktidarının karakteri ve geleceği hakkında, Türkiye’nin nereden nereye gitmekte olduğu ve niçin böyle olduğu hakkında yazılmamış pek bir şey bırakmamışım.

Aynı şeyler yazmaya devam etmek, kendini sıkıcı bir biçimde tekrarlamaktan başka bir görüntü vermeyecek, ne kendimin ve ne de başkasının düşünce ufuklarının açılmasına pek bir faydası olmayacak sonucuna vardım.

2014’ten geriye bir buçuk yıllık “muhasebe”, kendiliğinden 2015 için “yenilenme” ihtiyacını da getirip dayatıyordu.

İtalo Calvino tam bu sırada ”imdadıma” yetişti. Beni fevkalâde biçimde sezen ve dillendirmemiş olduğum halde “ihtiyacımın” farkında olan en yakınımdan yılın son günü bana bir mesaj geldi. Söz konusu mesaj, İtalo Calvino’nun kendisine dair yapmış olduğu “muhasebe” ve kendisi için aldığı karar ile ilgiliydi.

İtalo Calvino, Türkiye’de de “Ağaca Tüneyen Baron”, “Bir Kış Gecesi Eğer bir Yolcu”, ama hepsinin başında gelen “Görünmez Şehirler” adlı kitaplarıyla tanınan, 1923-1985 yılları arasında yaşamış olan ve adı sürekli Nobel için geçmiş olan ünlü İtalyan yazar. Komünist ideolojik kökenden geliyor. Yazım alanında ”neo-realist” ve “postmodern” akıma mensup sayılıyor. Gazeteci olarak yazı hayatına başlamıştı. Asıl ününü, makale yazarı, kısa öykü yazarı ve romance olarak yaptı.

Kendisini “boşa gitmiş kaygıları”ndan sıyırmak için “gazetecisizleştirmek” kararı almış ve buna dair duygularını –mealen- şu şekilde ifade etmiş:

“Bu yazdığımın, hayatımda “boşa gitmiş kaygılar”ın sona ermesinin işareti olarak algılanmasını istiyorum: Özel bireysel kaygılar kadar hiçbir şeyden pişmanlık duymadım. Bir bakıma anakronik nitelikte olanları kastediyorum, genel kaygıları değil. Genel kaygılar, dönemimize ait, örneğin kira ödeme sorunu gibi sizin de sorununuz olabilecek olanlara indirgenebilecek cinsten olanlardır. Bunlar o kadar geniş ve o kadar “benim”dirler ki, tüm ‘kaygılanabilme hali’mi doldurmaya ve hayattan alacağım keyfin üstüne çıkmaya yetecek kadardırlar. Bu nedenle, bundan sonra tüm dikkatimi bu tür kaygılar üzerinde toplamak istiyorum – ama aynı zamanda bu sorundaki tuzakların da farkındayım. İşte tam bu nedenle, bir süredir ve şimdi ilk ihtiyacım, kendimi ‘gazetecisizleştirmek’ , hayatımın son bir kaç yılını boyunduruğu altına almış olan şeylerden kendimi kurtarmaktır. Üzerinde yorum yazmak için kitapları bir çırpıda okumak, üzerinde fikir geliştirmek için gerekli zamandan önce bir şey hakkında yorum yapmak gibisinden şeyler. Kendim için, en sonunda bir şeyin üzerine eğilebilmemi sağlayacak, yeni tür bir günlük program yapmak istiyorum; (tarihi imkânlar nisbetinde) eksiksiz yapılabilecek bir şey, namussuzca ve gayrısamimi olmayan (günümüz gazetecisinin, aşağı yukarı, hep davrandığının tersine) bir şey. Bu amaçla yani gerçeklik ve dünya ile temaslarımı korumak amacıyla, kendim için bazı planlar yapıyorum… Ama, elbette, gereksiz faaliyetlerde kaybolmamaya dikkat ediyorum. Ve, aynı zamanda kendi bireysel çalışmamı bir ‘gazeteci’ olarak değil, sistemli okumalar, notlar, yorumlar, tutulmuş defterlerle, bugüne dek hiç yapmadığım şeyleri yaparak bir ‘düşünce adamı’ olarak inşa etmek istiyorum. Ve, aynı zamanda, sonuçta, bir roman yazmak istiyorum.”
(İtalo Calvino’nun “scholar” sözcüğünü “düşünce adamı” diye çevirdim.)

İtalo Calvino’nun sözünü ettiği bazı şeyleri yaptım, bazılarını yapmadım. “Artık yapılmaması gerektiğini” söylediklerinin de bazılarını yaptım, bazılarını yapmadım. Onun gibi romancı olmadığım için, önümdeki dönemde roman yazmayı tasarlamıyorum.

Ama, kendini “gazetecisizleştirmek”ten neyi kastettiğini çok iyi anlamanın ötesinde çok iyi hissediyorum. Özellikle, Türkiye’de “gazetecilik” denilen alanın büyük ölçüde öldüğü, öldürüldüğü ya da can çekiştiği şu son birkaç yıldır…

2015 için kendime kurduğum plan, mümkün olduğu ölçüde kendimi “gazetecisizleştirmek” ve sonuçta 2014’in ikinci yarısında kafamda tasarladığım kitap yazımını 2015’te gerçekleştirmek.

Siyasi İslam’ın tarihsel tecrübesini Türkiye bağlamı üzerinden çalışmak, tekrar niteliği taşıyacak günlük yazılardan daha değerli olabilir.

Daha da kalıcı…