Kobani ve "koalisyon"...

Kobani ve genel anlamında Rojava, Türkiye'deki seçimler üzerinde bu kadar etkili olmuşken, Tel Abyad'ın İD'den alınması ve önceki gün Kobani'de İD'in Kürtlere karşı giriştiği katliamın, Türkiye'nin siyaset gündeminde yansımaması ve yakın geleceği etkilememesi düşünülemez.

Kobani’de önceki gün yaşanan bir katliam. Çoğu çocuk, 150 dolayında insan hayatını kaybetti. Bir o kadarı yaralandı. Katliamın faili kendisine “İslam Devleti” adını takmış olan, bizlerin daha önceki isminin başharfleriyle “IŞİD” ya da eski adının Arapça başharfleriyle “DAİŞ” diye telaffuz etmeye devam ettiğimiz, Selefi-İslamcı güç.

O kendisine “Devlet” diyor. Neredeyse tam bir yıl önce, 29 Haziran’da, “Hilafet”i bir başka deyimle “Devlet”i ilân etti. Ve, IŞİD adının “I” ve “Ş” harflerini sildi. “İD”i kullanıyor.

“Örgüt” demek ya da “terörist örgüt” olarak söz etmek, IŞİD’i ya da İD’i anlatmıyor. Çünkü, bir “örgüt” olmanın çok ötesine geçmiş durumda ve çok ciddi bir olgu.

Zira, nereden baksanız, Irak ve Suriye’de bugün kontrolü altında bulundurduğu topraklar, İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık (ya da Büyük Britanya) topraklarından daha geniş. Kontrolü altına aldığı topraklarda 6 milyon dolayında bir nüfusu yönetiyor durumda. Bu alanda 16 yaşının üzerindeki gençleri ise askere alıyor. Böylesine “örgüt” denemez. Öyle nitelemekle yetinirsek, IŞİD ya da İD olgusunu tam olarak kavrayamayız.

IŞİD, Irak’ta Musul’u ele geçirdiği ve “İD” adını benimsediği 2014 Haziran’ından bugüne, giderek genişledi. Irak topraklarının dörtte birini oluşturan en büyük vilayetin, El-Anbar’ın büyük bölümünü ve merkezi Ramadi’yi ele geçirdi. Bağdat havaalanının yarım saat-45 dakika ötesindeki Felluce, 2014’in ilk ayından beri elindeydi.

Suriye’de bir vilayet merkezinin, Rakka’nın yanısıra, ülkenin en büyük tarih hazinesi olan Palmyra’yı da sınırları içine aldı. Bir yandan bir başka önemli vilayet merkezi olan Deir ez-Zor’a yükleniyor, diğer yandan ülkenin en büyük şehri Halep yakınlarında ve onu yakın gelecekte ele geçirmeyi tasarlıyor.

Son bir yıl içinde IŞİD’in ya da “İD”in daha önce ele geçirmiş olup da yitirdiği tek yer Irak’ta Tıkrit (Saddam’ın doğum yeri, 1 Nisan’da geri alındı) ve 16 Haziran’da Türkiye sınırının üzerinde, Akçakale’nin karşısındaki Tel Abyad oldu.

Tel Abyad’ın düşmesi, ID’in bugüne dek en önemli kaybı sayılıyor. Türkiye üzerinden kendisine ulaşan en can alıcı “lojistik destek hattı”nın kesilmesini ifade ediyor.

“Türkiye-İD lojistik bağlantısı”na belkemiğini YPG’nin oluşturduğu silahlı güçlerin vurduğu darbe, Rojava’daki üç Kürt kantonunun ikisinin coğrafi olarak birleşmesine, Kobani’den Irak Kürdistanı’na kadar “tek hat” oluşmasına imkan verdi.

İD ile Kürtler arasındaki sınırın ya da “askeri temas hattı”nın uzunluğu (Irak ve KBY arasındaki de hesaplanarak) yaklaşık 900 kilometre uzunluğa ulaşıyor.

Son bir yıl içindeki gelişmeler, Kürtler ile İD’i bölgede birbirinin en amansız karşıtı haline getirdi. Kürtleri, ABD’nin başını çektiği “Koalisyon”un “sahada”ki en değerli ortağı olarak ortaya çıkarttı.

Irak’ta KBY’nin resmi silahlı gücü Peşmerge öne çıkarken, Suriye’deki Kürtlerin ağırlıklı silahlı gücü YPG. Suriye’de İD ile YPG (siyasi plânda PYD) arasındaki karşıtlık, Türkiye Kürtlerini Irak’takine oranla çok daha yoğun ve büyük ölçülerde işin içine çekti.

Hürriyet’e yansıyan ve Today’s Zaman’ın da yayımladığı bir “istihbarat raporu”nun içerdiği bilgilere göre, son bir yıl içinde Türkiye’den 4500 TC vatandaşı YPG saflarına İD’e karşı savaşmak üzere gönüllü olarak katıldı. PKK’nın da 4000 kadar savaşçısını İD’e karşı savaşmaları için YPG’ye gönderdiği bilgisi de var.

İD ile savaşırken yaralanan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı 690. Türkiye’deki tedavileri sırasında PKK ile ilişkileri olduğu iddiasıyla bunların 100’ü tutuklanmış durumda.

Şimdiye kadar, İD’e karşı savaşırken hayatını kaybetmiş ve Türkiye’de defnedilmiş olan “YPG şehitleri”nin sayısı ise 173 olarak veriliyor.

Bütün bu “veriler”, Rojava’daki ve özellikle İD’in “ilk başarısızlığı” olarak kayda geçen ve “Kürtlerin Stalingrad’ı” olarak anılan Kobani’nin, “Türkiye’nin iç meselesi” haline kendiliğinden dönüştüğünü anlatıyor.

Zaten, Türkiye’de Ekim 2014’te kanlı olaylara yol açan ve giderek AKP’nin Kürt oylarının çok büyük bölümünü HDP’ye kaptırmasına yol açan, Tayyip Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin Kobani’deki gelişmeler sırasında takındığı ve “Kürt karşıtı” olarak algılanan tavır oldu.

Kobani ve genel anlamında Rojava, Türkiye’deki seçimler üzerinde bu kadar etkili olmuşken, Tel Abyad’ın İD’den alınması ve önceki gün Kobani’de İD’in Kürtlere karşı giriştiği katliamın, Türkiye’nin siyaset gündeminde yansımaması ve yakın geleceği etkilememesi düşünülemez.

2014 Ağustos’unda uluslararası “Koalisyon” kurup başı çekmesine ve İD’e yönelik Suriye’de hava saldırılarını başlatmasına varacak ölçüde ABD’nin politika değiştirmesine yol açan Kobani’de, İD’in dört buçuk aylık “başarısızlıkla sonuçlanan kuşatması”nda 1000 civarında adamını kaybetmiş.

Dört buçuk ay süren karadaki YPG direnişinin ve 700 dolayında ABD’nin başını çektiği hava akını sonucunda 1000 İD’linin (IŞİD’linin) yanına önceki günkü saldırıda çoğu çocuk 150 Kürt insanının öldürülmüş olduğu rakamı koyulduğunda, Türkiye’nin içinde yankılanmaması imkânsız çok “travmatik” bir olayla yüz yüze bulunduğumuz daha iyi anlaşılır. 

Olay, rakamların ortaya koyduğu gibi bir “katliam boyutu” taşıyor.

Kobani’nin konumu itibarıyla böylesine bir İD saldırısı söz konusu olduğunda, saldırganların Türkiye topraklarından girdiği iddiaları ortayı kaplıyor.

Türkiye’de iktidar sahiplerinin, “PYD’yi İŞİD ile eşitleyen” daha önceki çeşitli açıklamaları, Türkiye sınırlarının IŞİD için kevgir gibi bir “lojistik destek hattı” haline gelmiş olduğuna dair uluslararası medyadaki sayısız haber, Nusra vs. gibi örgütlere Türkiye’den gittiği “açık sır” haline gelmiş olan silahlar ile ilgili bilgiler, bu tür haberlere ikide bir yayın yasağı getirilmiş olması, bu konuyu soruşturan yargı mensuplarının hukuk dışına çıkılarak tutuklanmış bulunmaları...

Bütün bunlar, Türkiye’yi son “Kobani katliamı”na ilişkin olarak, ister istemez, zora sokuyor. Öte yandan, “Havuz medyası”nın “Kobani katliamı”nı veriş tarzı, kullandığı dil de AKP iktidarının üzerine bu konuda düşen “şaibe”nin yersiz olmayabileceği duygusunu uyandırıyor.

Kobani’ye saldıranların Türkiye’den değil Carablus üzerinden gitmiş oldukları iddiası, -inandırıcılığı pek güçlü olmasa da- iktidar çevresinin sarıldığı en değerli “cankurtaran simidi”.

Carablus, IŞİD’in elinde ve tam Karkamış’ın karşısı. Carablus ile Karkamış arasında “IŞİD geçişkenliği” var mı? Ona bakmak lâzım.

Uzun sözün kısası, Cumhurbaşkanı’ndan hükümete, AKP çevreleri, “iflâs etmiş” Suriye politikasını tepeden tırnağa değiştirmeyi kabul etmedikleri, IŞİD’e karşı söylem temelinde değil eylem temelinde açık ve net bir tavır almadıkları ve Suriye Kürtlerine –PYD ve YPG’ye yönelik olarak- aldıkları hasmane tutumdan vazgeçmedikleri sürece, Rojava, Türkiye siyasetini allak bullak etmeye devam edecektir.

“Koalisyon çalışmaları” da buna dahil olacaktır.