Kobani'ye bakmak, Obama'dan duymak

Kobani'de gelinmiş olan aşama, (IŞİD'e karşı mücadele açısından) Suriye'de, şimdilik, gelinmiş olan en ileri noktadır. Amerikan bombardımanının yardımıyla, YPG, IŞİD'e karşı taarruza geçmek ve kaybedilen yerleri almak üzeredir.

SURUÇ- Gecenin karanlığını yırtan uçak sesleri duyulunca, soluk ışıkların altında öbek öbek toplanmış Suruç’luları bir sevinç dalgası yaladı; içlerinden biri “Biji Obama” (Yaşasın Obama) diye haykırdı. Bir diğeri “Her Biji Obama” (Bravo Obama) diye bağırdı. Urfa’dan birlikte geldiğimiz dostlardan biri, “Birazdan bombardıman başlar” dedi, “Hep böyle oluyor. Önce bir süre uçuyorlar. Herhalde tespit yapıyorlar. Sonra belli yerleri vuruyorlar.”

Kobani’ye kuş uçuşu birkaç yüz metre uzaklıktayız. Cumartesi gecesi. Suruç’u geçtikten sonra, dümdüz ovadan geçip, alçak yükseltiler üzerinde kurulu Kobane’ye varmak için bir 10 kilometre daha yol katetmek gerek. Mürşitpınar sınır kapısına birkaç kilometre kala, yol kesik.

Arkadaşlar, “Ardenek’e gideriz” diyorlar, Mürşitpınar’ın bir-iki kilometre doğusundaki köy. Iphone’daki harita uygulamasına göz atıyorum. “Küçükkendirci” yazıyor. Harita Türkçesi ile Suruç Kürtçesi arasında yerleşim merkezlerini tanımlama arasında fark var besbelli. Oraya giriş de kesilmiş. Az öteye geçiyoruz. Mehser’e. Haritada Çaykara yazıyor. Mehser’de Türkiye’nin dört bir yanından gelen –çoğunlukla Kürt- insanlar geniş Suruç ovasının soluk ışıklarına eşlik edercesine ateşler yakmışlar. Alevler yüzlerinde yansırken, “Kobani gecesi”ni birkaç yüz metre uzaklıktan izlemeye çalışıyorlar.



Karanlığın içinden biri gelip, sarılıyor; “Hoşgeldin. Sesinden tanıdım...” Bir başkası, “Yarım saat önce gelecektiniz. Çok şiddetliydi çarpışmalar” diyerek, o gün olan-biteni anlatıyor.

Kobani’deki savaşın nasıl bir seyir izlediğini, askeri dengenin son günlerde belirgin biçimde IŞİD aleyhine nasıl değiştiğini anlatıyorlar. “Kobani Kantonu”nun sivil yöneticisi Enver Müslim, bir hafta önce Erbil’de bana, “Şehrin yüzde 30’u IŞİD’de, yüzde 70’i bizim elimizde. Şehrin yavaş yavaş IŞİD’den temizlenmesi başlıyor” demişti. Bir sorum üzerine, “1000 kadar sivilin halâ Kobani’de bulunduğu, şehirden ayrılmadığı” cevabını da vermişti.

Enver Müslim, IŞİD Kobani’de temizlendikten sonra, kırsal alanda tutunamayıp gerileyeceğini anlatmıştı. Kobani’nin dibinde “ahali”yle uzayan sohbetimizde, Enver Müslim’le Erbil’deki diyalogumuzu aktarıyorum. Onun söylediklerini onaylıyorlar. YPG’nin, bir gün öncesinden itibaren, Kobani’nin doğu yönünde, Rakka ile Kobani arasındaki karayolunu denetlemeye başladığını söylüyorlar. Bu, IŞİD’in takviye getirmesini güçleştiriyor.

Suruç’a doğru yola çıkmak üzere arabaya oturduğumuz anda, şiddetli bir infilâk sesi. Altımızdaki toprak hafiften titriyor sanki.
“Başladı işte” diyor arkadaşlarım belirgin bir sevinçle ve günlerdir hemen her gün Suruç ovasından “Kobani Savaşı”nı izlemiş olmaktan kaynaklanan “bilgi”nin özgüveniyle. “Uçmaya başladılarsa, mutlaka vuracaklar demektir.”

Suruç’un simgesi nar. Şehrin ortasında kocaman bir nar heykeli var. Nar heykelinin çevresindeki Suruç meydanı insan kaynıyor. Genç dostum, son birkaç yıl Halep’te ve İstanbul’da yaşadıktan sonra Urfa’ya yerleşmiş olan Pirkan, “Bunlar Kobani’liler” diyor, “Gece sokağa çıkma adeti Suriye’de yaygındır. Kobani’de de öyleydi.”

Pirkan’ın annesi Kobani’li, babası Suruç’lu. Kobani’deki tüm akrabaları şimdi Suruç ve Urfa’ya gelmişler.

Kobani’nin çevresindeki köylerle birlikte boşaltılması, gerek bir katliamın önüne geçmek, gerekse IŞİD ile daracık sokaklarla örülü şehrin içinde, “şehir savaşı” vermeyi uygun gören YPG ve YPJ’nin “savunma stratejisi” gereğiymiş. Öyle anlatılıyor.

Kobani’nin nüfusu ne kadardı diye soruyorum; Suruç’unkinden üçte bir oranında daha fazla. 200 bine yakın” diyorlar. Suruç girişindeki tabelada, “Suruç - Nüfus 101 000” yazıyor.

Ertesi sabah (Pazar) gündüz vakti, Kobani’yi daha da yakın bir noktadan, gündüz gözüyle seyrediyorum. Bu kez tam cepheden karşısındayım. Alçak bir tepeciğin üzerindeki metrûk yapının çevresindeki jandarma birliğinin askerleriyle birlikte. Bir yandan, plastik bardaklarda ikram ettikleri çayı yudumluyor, bir yandan da birliğe komuta eden başçavuşun gözünden Kobani savaşını dinliyorum. “Sabaha karşı 4’te çok şiddetli bir bombardıman oldu. Uçaklar olmasa Kobani çoktan düşmüştü” diye anlatıyor başçavuş.

Şehrin doğu yönündeki stratejik Miştanur Tepesi’nden birkaç gündür çekilmişler ama diyecek oluyorum; “Tepenin dibindeki binada halâ IŞİD bayrağı var” diyor, dürbünü elime tutuşturarak. Gerçekten de öyleydi. O arada, Pirkan, ev ev, mahalle mahalle, çocukluğunu ve yakın zamana kadar her yıl yaz aylarını geçirdiği Kobani’yi anlatıyor, ben dürbün ile birkaç yüz metre karşımdaki şehri tararken.

Bir kurşun ıslığı kulağımızı yalıyor. Başçavuş, “Binanın arkasına geçin. Dürbünle baktığınız gördüler. Bu snayper ateşi” diyor. Suruç’tan ayrıldıktan sonra, sağ hizamızdaki tepedeki basın mensuplarına IŞİD’in ateş açtığını ajans haberlerinde okudum.

Başçavuş, “Amerika olmazsa, Kobani düşmüştü. Uçaklar bombardımanı durdursun yine düşer” diyor gayet kendinden emin biçimde ve soruyor: “Geldiğimiz durumdan Amerika memun. PYD memnun. PKK memnun. Peki bu işten kim yararlanıyor? Ne dersiniz?”

Türkiye’nin içlerinden buraya taşınmış, görevi PKK ile savaşmak olan bir takım komutanı. “Derin işler bunlar. Girersek çıkamayız” diyorum. Gülüyor.

O gün gazeteler Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Suriye’ye ilişkin olarak “ABD’nin tutumunda radikal değişiklikler olduğuna dair kuvvetli işaretler var” dediğini yazıyorlardı, Obama ile G-20 Zirvesi’nde görüştükten sonra. Davutoğlu’na göre, “ABD, Suriye konusunda Türkiye’nin haklı olduğunu görmeye başlamış, Türkiye’nin pozisyonuna yaklaşıyordu.”

Başbakan’ın bu sözlerine okuduğum anda inanmamıştım. Zira, ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel ile Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in tam aksi yönde açıklamalarını okuyalı ancak 24 saat geçmişti.

Hagel, “Suriye’deki stratejimiz zamana, sabıra ve kararlılığa ihtiyaç gösteriyor. Suriye’deki amaçlarımıza bir anda ulaşamayız. Amerika’nın tutumu aynı kalmaktadır: Esad, yönetme meşruiyetini kaybetmiştir. Ama Suriye ihtilafının kesin bir askeri çözümü yoktur. Stratejimiz; Esad rejimini tecrit etme ve yaptırım uygulama çabalarımızın yanısıra, ılımlı muhalefeti kendi alanlarını koruyacak ve kontrol altına alacak ölçüde güçlendirmek; bundan sonra taarruza geçerek IŞİD’in eline geçen bölgeleri geri alabilmeleri ve nihai olarak imkânları ve güçleri gelişince, Suriye’de siyasi bir çözümün şartlarını oluşturmaktır.”

Gayet açık ve Davutoğlu’nun dedikleriyle hiçbir noktası uyuşmuyor.

Bu açıklama, Davutoğlu’nun sözlerinden iki gün önce yapılmıştı. Tam bir gün sonra, Obama basın toplantısında, “Suriye’de siyasi geçiş dönemi için Esad’ı devirme yollarını tartışıyor musunuz?” sorusuna kısa ve tek kelimelik bir cevap verdi.

“Hayır!”
Bu, Davutoğlu’na yönelik kocaman ve çabuk bir yalanlamadır. Bizler için ise, Başbakan’ın herhangi bir açıklamasına itibar etmemek ve inanmamak için yeterli bir kanıttır.

Ankara için olmasa da, ABD ve “Koalisyon” için “birinci” ve “öncelikli” hedef IŞİD.

Peki, Hagel’ın sıralamasını akılda tutarsak, Suriye’de hangi aşamada bulunuyoruz?

Kobani’de gelinmiş olan aşama, (IŞİD’e karşı mücadele açısından) Suriye’de, şimdilik, gelinmiş olan en ileri noktadır. Amerikan bombardımanının yardımıyla, YPG, IŞİD’e karşı taarruza geçmek ve kaybedilen yerleri almak üzeredir.

Washington’un bölgede Kürtlerle yeni “ittifak” ve “işbirliği” ilişkileri geliştirmeye başlaması da, Kobani’de çıplak gözle izlediğimiz manzaranın sonucu.

Yani, söylenen “yalan” ile duyduğunuz ve gördüğünüz “gerçek” birbirlerinden çok farklı...