Kuzey İrlanda'dan Güney Afrika'ya (4)

Yaşamın kuralları olduğu gibi, vahşi yaşamın da kuralları var. Kimi yönler ortak, kimi yönler farklı. İnsanlar ile vahşi hayvanlar, elbette, var.

RETORİA- Karanın en büyük hayvanı birkaç metre ötemizde dikiliverince, cipin şoförü ve rehberimiz Paul motoru durdurdu. Hayranlık ve tedirginlikle karşımızdaki devi izliyoruz. Paul, “Şu anda karar vermek için düşünüyor; sağına dönüp su içmeye mi gitsin, bize mi saldırsın? Önündeki iki seçenekten birine karar verecek” diyor.

- Nereden biliyorsun, o iki seçenek üzerinde düşündüğünü?

Paul, “Sol tarafında su içeceği bir yer var. Karşısına da biz çıkmış durumdayız. Filler, ön ayaklarından birini kaldırıp sallamaya başladığında bir karar verecekler ve o kararı vermeden önce düşünüyorlar demektir. Bakın ön ayağını sallıyor bu da” diyor. Dev, 6 tonluk o koca gövdesiyle sağına dönüp, su içmeye gitmeyi seçiyor. Kararını vermiş durumda.

10 kişi alan, üstü ve yanları açık cipin en önündeyim. Peki ya, sağa dönmek yerine üzerimize gelmeyi seçseydi? Kaçacak durum da yok. Filler saatte 40 kilometre sürat yapabiliyorlar; bizim cip yavaşlayıp durduktan sonra o sürate çıkamaz. File yakalanacağımız, kaçamayacağımız besbelli. Kararı farklı olsa, ne yapardık?

Paul, ne yapacağını ve yapacağı şeyden sonuç alacağını bilen insanların rahatlığı içinde: “Öyle bir durumda, birinci kural, kaçmamaktır; bulunduğu pozisyonu muhafaza etmektir. Fil üzerimize gelse, kapının üzerine vurmaya başlayacak ve avazım çıktığı kadar bağıracaktım. Bu tavır file bir direnme olduğunu, saldırısına karşı konulacağını gösterir ve bu caydırıcı olabilir. Kaçarsanız bitersiniz. Onun sizden daha güçlü olduğunu, onun karşısında yenileceğinizi teyit etmiş olursunuz zira…”

Benzeri bir uyarıyı, bir aslan ailesinin burnunun dibine kadar sokulduğumuzda da yapıyor. “Ayağa kalkmayın” diyor, “aslanı sinirlendirmeyelim; tiz sesler de ceylan sesi frekansını ona hatırlatır, aniden saldırmasına yol açabilir. Aksi halde aslan insana saldırmaz” diye de ekliyor.

Savanda vahşi hayvanlar, insanları ciplerin içinde görmeye alışkın oldukları için iri metal taşıma aracıyla insanı aynı şey, entegre yapılar olarak algılıyorlarmış. Ama kaçan bir insan ya da yerde yani ‘dört ayak üzerinde’ bir insan görürlerse saldırırlarmış.

Paul, bilge bir edayla “Zira kaçan her şey, onun için kovalanması gereken bir şeydir; bir gıda maddesidir” diyor, çalılıklar, yüksek otlar ve kısa-orta boylu ağaçlar arasında cipi sürerken.

Güney Afrika’yla ilgili ‘Güney Afrika’da yapılması mutlaka gerekli 10 şey’ başlığı altında ne okursanız okuyun, ‘Yabani hayatı görmek’ birinci sırada yer alıyor. Başta Kenya, siyah Afrika’nın birçok yerinde geçerli olan bu ‘kural’, Güney Afrika’da da haliyle, geçerli.

DPI’ın (Demokratik Gelişim Enstitüsü) ‘karşılaştırmalı çatışma çözümleri’ çalışması için Güney Afrika’da bulunan ve aralarında Ak Parti, CHP ve BDP’den 8 milletvekilinin de bulunduğu Türkiye grubu, hafta sonunu ülkenin Kuzeybatı eyaletinde ve Botswana sınırındaki Madikwa adlı safari alanında geçirdi.

Alana girerken kapıda, o alanda ‘Big Five’ yani ‘Beş Büyükler’in bulunduğu belirtiliyor. ‘Beş Büyükler’den kasıt, fil, aslan, leopar, buffalo ve gergedan. Herhangi bir safari bölgesinin kalitesi ve düzeyi, bu ‘Beş Büyükler’in bulunup bulunmamasıyla ilgili. Madikwa, kuzeyden güneye 35, doğudan batıya 20 kilometrelik bir alan. Bu alanda 10 kişilik ciplerle vahşi hayvan ve vahşi yaşam görme işine kalkıştığınızda, ne göreceğinizi, neyle karşılaşacağınızı ama mutlaka daha önce görmediğiniz şeyleri göreceğinizi, daha önce yaşamadıklarınızı yaşayacağınız garantisiyle yola koyuluyorsunuz.

‘Belirsizlik’ ve onunla birlikte bir ‘yeni deneyim’ elde etmenin dayanılmaz cazibesi var, vahşi hayatla haşir neşir olmanın; kim olursanız olun.
‘Çatışma çözümü’yle uğraşanların, iki günlük hafta sonunu nasıl geçirmeleri gerektiğine dair ideal bir uğraş. Güney Afrika, bu imkânı sunabilen ideal bir ülke.

Botswana sınırına doğru yola çıkmadan önce, ‘ders çalışmak’ için ‘The Elephant Whisperer’ adlı, adı ‘Fil Fısıldayıcısı’ diye Türkçeye çevrilebilecek kitabı okumaya koyuldum. Fillerin dünyanın en zeki, en akıllı yaratıkları olduğunu biliyordum ama ‘siyasi sezgileri’nin gücüne dair hiçbir bilgim yoktu. Kitabı okuduğumda, dünyanın geçmiş çağlarından bu günlere kalmış, en büyük kara hayvanına karşı merakım ve sempatim daha da arttı.

‘The Elephant Whisperer’ kitabının yazarı, Güney Afrika’nın doğu kıyısında KwaliZulu Natal eyaletinde yaşayan ve 7 fillik bir sürüyü satın almış olan bir çiftlik sahibi. Filler, yaklaşık 1000 kilometre ötedeki, Güney Afrika’nın kuzeyindeki Mpumalanga’dan getirilecek tehlikeli ve sinirli yaratıklar. Kitabın yazarı onlara sahip çıkmazsa, öldürülecekler. Öldürülmelerini önlemek için, onlara sahip çıkan yazarın fillerle serüveni vahşi hayat âlemine dair çarpıcı bilgiler sunuyor. Örneğin, fillerin yön tayini yetenekleri ve yaşadıkları topraklara dair müthiş bağlılıkları. Yazarın filleri uzun süre, yerleştirildikleri çiftlik topraklarından elektrikli tellerle çevrili sınırlarını yıkarak, 1000 kilometre uzaklıktaki Mpumalanga’ya geri dönmeye çalışmışlar.

Kitapta şu satırları okuduğumda gözlerime inanamadım:

“… Sudan’da bir koruma projesine ilişkin bir toplantı amacıyla bulunduğumda, çok güvenilir bir kaynaktan, benim öyküme benzer inanılmaz bir öykü dinlemiştim. Kuzey ve Güney Sudan’daki iç savaş sırasında filler, dişleri ve etleri için kıyıma uğramışlar ve büyük sayılar halinde Kenya’ya göç etmişlerdi. Nihai ateşkesin imzalanmakta olduğu günlerde, filler, kabul edilmiş oldukları ikamet yerlerini terk ederek kitle halinde, yüzlerce kilometre öteye, evlerine, Sudan’a geri dönmüşlerdi. Evlerinin ne kadar uzakta olduğunu bilebilmeleri ve dönmeleri, bu şaşırtıcı yaratıkların inanılmaz yeteneklerine dair bir başka sağlam kanıttır.”

Yaşamın kuralları olduğu gibi, vahşi yaşamın da kuralları var. Kimi yönler ortak, kimi yönler farklı. İnsanlar ile vahşi hayvanlar, elbette, var.
Lawrence Anthony, kitabının bir yerinde safari ya da yabani yaşam alanında her gün tekrarlanan bir olguyu şöyle anlatıyor:

“Güneş batarken, güneş altında aydınlıkta yaşayan hayvanlar, en güvenli hissettikleri yerde uykuya çekildiler. Manzara boşalıverdi ama uzun süre için değil. Afrika yıldızlarının altında onların boşalttığı yeri gecenin yaratıkları doldurdular…”

‘Afrika yıldızları’ gerçeğine tanıklık edebilirim. Böyle bol ve elinizi uzatsanız avucunuzu dolduracağınız hissini veren, adeta yere düşeceklermiş gibi yakın ve bol yıldızı, ancak ‘Afrika karanlığı’nda görebilirsiniz herhalde.

Zulu dilinde, karanlığın şafak sökmeden önceki haline ‘uvivi’ denirmiş. Özel bir karanlık hali o.

Güney Afrika’nın Botswana’ya değdiği kuzeydoğu köşesinde ‘Afrika yıldızları’ altında, ‘uvivi’ öncesindeki bir karanlık gecede kamp ateşinin çevresinde ‘Türkçe, Kırmanci, Zazaca, Zulu ve Sitswana dili’nde şarkılar söylendi.

‘Çatışma çözümü’ne dair ‘Güney Afrika dersleri’nin ne olduğunu sorarsanız, sanırım, epey ipucu çıktı…