Kuzey İrlanda'dan Güney Afrika'ya (6)

Roelf Meyer, Mandela'nın 27 yıl sonra 'serbest bırakılması'nı sürecin 'geri dönülmez noktaya erişmesi' olarak niteliyor.

JOHANNESBURG – Johannesburg kadar kendisini ilk kez görenleri şaşırtan bir şehir olabilir mi, bilmiyorum. Tartışmasız dünyanın en güzel şehirleri arasında, alçak tepelerle süslü bir platoda kurulmuş ve yeşiller içine gömülmüş bir şehir. Afrika’nın şehirleri arasında Kahire’den sonra en büyüğü. Dünyanın ise nehir, göl ya da deniz kıyısı olmadan en büyük şehri. Bir metropolisin yemyeşil, şehircilik bakımından çok iyi ve aynı zamanda çok canlı olabileceğinin yaşayan kanıtı.
Johannesburg’un göbeğinde, ANC’nin genel merkezinin 10. katında toplantı odasındayız. Bu odada her pazartesi, sabah 10’da Güney Afrika’nın iktidar örgütünün ‘Top 6’sı’ toplanırmış. Masanın başında değil ama ortasında ‘Chairperson’ unvanını taşıyan karizmatik bir siyah kadın, Baleka Mpete (d. 1949) oturuyor. Ardında uzun yıllar sürgünde geçen mücadele yılları. Solunda Genel Sekreter Yardımcısı bir başka kadın ve Hintli Güney Afrikalı Jessie Duarte. Otoriter tavrıyla tanınan Duarte, Nelson Mandela’nın özel danışmanı olarak çalışmış, ayrıca ANC’nin eski sözcüsü. Baleka Mpete’nin hemen sağında ise bir başka siyah kadın yetkili daha, onun yanında biri ANC’nin dış ilişkiler sorumlusu iki siyah erkek.
‘Top 6’, ANC’nin en etkili ve en yüksek organı, cumhurbaşkanı aynı zamanda ANC Başkanı. Dolayısıyla söz konusu ‘6’ şu kişiler: Jacob Zuma, ANC ‘Deputy President’ unvanlı Cyril Ramaphosa (çözüm müzakerelerinde Roelf Meyer’in karşısında yer almış olan muadili, ANC Başmüzakerecisi idi), Chairperson Baleka Mpete, Genel Sekreter, Genel Sekreter Yardımcısı yani Jessie Duarte ve Genel Sayman.
‘Bu Top 6’nın ikisi salonda, karşılarında da TBMM üyelerinin dizildiği DPI heyeti. Mpete, yanındaki herkesi başına bir ‘yoldaş’ sıfatı ekleyerek tanıttığı için “Hepiniz yoldaş olduğunuza göre, 6 kişi gelişigüzel karşılıklı dizilerek mi oturur her pazartesi sabahı saat 10’da” diye soracak oluyorum; “Hayır” diyor yüz ifadesindeki ciddiyeti koruyarak, benim oturduğum sandalyeyi işaret ediyor: “President orada oturur.” Bütün salon gülüyor. Mpete de kahkahalara katılıyor.
Mpete’nin adı, 2004-2008 arasında parlamento başkanlığı yaptıktan sonra, Mandela’nın halefi Thabo Mbeki’nin istifası üzerine Güney Afrika’nın ilk kadın cumhurbaşkanı olacak diye geçmişti. Öyle olmadı, Kgalema Motlanthe’nin yardımcısı olarak ilk kadın cumhurbaşkan yardımcısı oldu. Ardından ANC’nin üç numaralı koltuğunda oturuyor.
ANC hakkında kendisi ve yanında oturanlar, sorularımızı cevaplandırarak, iktidar örgütü hakkında bilgi veriyorlar. İktidar partisi demiyorum; zira Jessie Duarte, “ANC bir siyasi parti değildir, bir kurtuluş hareketidir” diye uyarıda bulunmuştu. Toplantının ortalarında içeriye Roelf Meyer (d. 1947) giriyor. Bir gece önce, bizimle ANC Genel Merkezi’nde son kez birlikte olmak için Pretoria’dan Johannesburg’a geleceğini Ahmet İnsel ve bana söylemişti.
Roelf Meyer’e ANC yetkilileri özel bir saygı gösteriyorlar. Hiçbir beyaza nasip olmayan ve belki de hiç olmayacak bir saygı. Ona masada yer açıyorlar. Siyah ANC yetkililerinden biri yerini ona terk ediyor.
Roelf Meyer’in Güney Afrika çözüm müzakereleri hakkında Pretoria’daki ayrıntılı anlatımı ile ANC Genel Merkezi’ne gelmeden önce Güney Afrika Kalkınma Bankası yetkilisi Moe Shaik’in yine Johannesburg’da bize ‘müzakere ilkeleri’ konusundaki açıklamalarını birlikte değerlendirmekte yarar var. Birbirlerini tamamlıyorlar.
Moe Shaik (d. 1954) son derece ilginç bir kişilik. Mücadele yıllarında ANC istihbarat örgütünün operasyonlarından sorumluymuş. Açık açık Doğu Almanya’nın kötü ünlü istihbarat örgütü Stasi tarafından eğitildiğini söylüyor. Malay-Hint kırması bir Müslüman. Güney Afrika’nın kurtuluş mücadelesinde iki azınlığın, Müslümanlar ve Yahudilerin nüfus oranlarıyla ters orantılı bir rol oynadıklarını, o nedenle ANC’nin üst yönetiminde çok sayıda Müslümana rastlandığını belirtiyor.
ANC’nin en güçlü müttefiki Güney Afrika Komünist Partisi’nin efsanevi lideri Joe Slovo’nun (1926-1995) da bir Yahudi yani beyaz olduğunu bu vesileyle hatırlıyoruz. Joe Slovo, Nelson Mandela’nın üniversiteden sınıf arkadaşıydı. Komünist Partisi’ndeki sıfatının yanı sıra ANC’nin de liderlerinden biri sayılıyor ve onun silahlı gücü olan ‘Ulusun Mızrağı’ adlı kuruluşun Mandela’nın hapiste olduğu dönemde başkomutanıydı.
Konumuza dönersek... Her ikisinin yani Başmüzakereci Roelf Meyer ile o dönemde onun karşı tarafında yer alan ANC istihbaratından Moe Shaik’in ‘müzakere süreci’yle ilgili anlattıklarında iki ana dönem var. Her iki dönem de alt bölümlerine ayrılıyor tabii ki.
İlk dönem ‘gizli müzakere’ dönemi. Moe Shaik’in rol aldığı dönem bu dönem. Apartheid rejimi ‘gizlice’ ANC liderleriyle ve bir de bir yandan hapisteki Nelson Mandela ile yine ‘gizlice’ görüşüyor. İşin ilginç tarafı, ANC Mandela ile, Mandela ise dışarıda, sürgündeki ANC liderleriyle görüşüldüğünü bilmiyor.
Daha ilginci, birbirlerinden habersiz olarak Mandela’nın ve ANC liderlerinin aynı ‘çizgide’ duruyor olmaları. Zaten bu sayede, rejim, giderek Mandela’nın serbest bırakılması ve ANC’nin yasağının kaldırılmasına yöneliyor.
Bu ilk ve ‘gizli dönem’e Güney Afrika ‘müzakere süreci’ tarihçesinde ‘talks about talks’ yani ‘konuşmalar hakkında konuşmalar’ deniyor. Tarafların birbirlerini, birbirleriyle ‘konuşmaya’ razı olup olmadıklarını ölçmek için ‘konuştukları’ dönem. Moe Shaik, ilk ‘gizli’ görüşmelerin tarafların ‘istihbarat’ kuruluşları tarafından ayarlandığını ve İsviçre’de yapıldığını söyledi. ANC adına Zuma, Mbeki ve bir kişi daha katılmış. Bunun tarihi 1987.
Roelf Meyer, 1987’de Nelson Mandela’nın hastaneye sevk edildiğini, istihbarat yetkilileri ANC liderleriyle dışarıda gizlice görüşürken Adalet Bakanı’nın da Mandela’yı hastanede ziyaret ederek onunla görüşme başlattığını söylemişti. ‘Gizli görüşmeler’in 4 yıla yakın bir süre devam ettiğini ve dışarıya tek kelimesinin sızmadığını da açıkladı.
Mandela ile görüşmelere başlandığı sırada, hükümetin onu serbest bırakmak gibi hiçbir düşüncesi yok. Dahası, ‘kapalı kapılar arkasında’ Mandela’yı ‘silahlı mücadeleye son verme çağrısı’nda bulunmaya zorluyor. Mandela’nın da ANC liderleri sürgünden dönene kadar, müzakere etmeyeceğini asla söylememiş.
Roelf Meyer’in bu anlattıkları Türkiye’deki ‘süreç’ ile bazı benzer yanları akıllara getiriyor olmalı. Unutmayalım; sözü edilen dönem, Güney Afrika sürecinin ‘talks about talks’ dönemi. Müzakere dönemi değil.
Roelf Meyer, Nelson Mandela’nın 11 Şubat 1990’da, 27 yıllık bir tutukluluk yaşamından sonra ‘serbest bırakılması’nı sürecin ‘geri dönülmez noktaya erişmesi’ olarak niteliyor. “Mandela hapishane dışına çıktıktan sonra artık hiçbir güç onu bir daha hapishaneye geri gönderemezdi” diyor. “Eğer Mandela serbest bırakılmasa ne olurdu?” sorusuna kestirmeden bir cevap veriyor: “Kanlı bir iç savaş çıkardı...”
Bununla birlikte, Mandela’nın 27 yıllık toplam tutukluluk serüveninin son 5 yılı, bir tür ‘ev hapsi’ ile geçmiş. Son 5 yılı Robben Adası’nda değil. Cape Town’da, oldukça rahat koşullarda. Hapishane içinde özel bir bölümde, dışarıdan görüşmek istediği insanlarla –ANC’nin legal kolu olarak çalışan kuruluşlar dahil- görüşüyor. Yani, bir anlamda Türkiye’nin 2013’ün ilk çeyreğindeki İmralı’sına benzer görüntüler söz konusu olmuş Güney Afrika’da 1987’den 1990’ın Mart’ına kadar.
Dünkü Pretoria mahreçli yazımızda, bugün Roelf Meyer üzerinden ‘Kuzey İrlanda’dan Güney Afrika’ya’ dizisine noktayı koyacağımı yazmıştım. Johannesburg’da Moe Shaik ve ANC Genel Merkezi hesapta yoktu. ‘Karşılaştırmalı Güney Afrika dersleri’ne bundan sonraki yazımızda nokta koyalım...