'Kuzeybatı'daki 'Yakındoğu'...

Suriye nere, Seattle nere... Ama Seattle'da Suriye'ye ilişkin entelektüel ve insani duyarlılık var. Seattle'da Yahudi balıkçı Harry de var, Filistinli 'akademik efsane' Ferhat Ziadeh de.
'Kuzeybatı'daki 'Yakındoğu'...

SEATTLE - Prof. Reşat Kasaba ile ‘eski Seattle’ diyebileceğim, ilk geldiğimde çok hoşuma gittiğini hatırladığım Pike Park Market’ta dolaşıyorum. Bizdeki halin Seattle muadili denebilir. Okyanusa bir dil gibi uzanan deniz kıyısına Puget Sound deniliyor ve Pike Park Market, Puget Sound’un başladığı yerde. 1907’den beri var.

Balıkçılarıyla ünlü. Biri “Bu sabah Alaska’dan geldi” diyerek tezgâhların üzerinde diğer ve bildiğimiz somonlarla kıyaslanmayacak büyüklükteki Alaska somonları pazarlamaya çalışıyor. Diğer somonların pound’u (900 gram dolayında bir ağırlık ölçüsü) 10-13 dolar arasında değişirken Alaska somonu 22 dolar.

Kalın bıyıklı balıkçı pek tanıdık bir tip gibi. Sanki öve öve bitiremediği tazeliğinden dem vurduğu Alaska somonunu satmak için ‘derya kuzusu bunlar’ diye Türkçe bağırmasını bekler bir psikolojiye kapılıyorum. Reşat, ben ve balıkçı hararetli bir somon sohbetine dalıyoruz.

Balıkçı, nereli olduğumuzu soruyor. Reşat Kasaba, 25 yıldır Seattle’da yaşadığını söylüyor. Ben de İstanbul’da yaşadığımı. “Babam Çanakkaleliydi” diyor heyecanla. 1920’lerde gelmiş Seattle’a Çanakkale’den kalkıp. ‘Biz’den bir şeyler vardı balıkçıda besbelli. Boşuna takılıp kalmadık ona.

“Yahudi misiniz?” diye soruyorum. “Evet” cevabını veriyor. “Çanakkale ve Gelibolu’da bir zamanlar bayağı bir Yahudi cemaati bulunduğunu biliyorum” diyorum. Başını sallayarak onaylıyor. “Babam 1906’da Çanakkale’de doğmuş” diye ekliyor. ‘Hemşerimiz’ Harry ile ‘hatıra fotoğrafı’ çektirmek istiyoruz. Bir Alaska somonunu alıp ‘dörtlü’ poz verdiriyor.


ÇANAKKALE NERE, SEATTLE NERE?

En önemli akademik çalışmaları, Osmanlı son dönemi göçmenleri, güçler ve kimlikler üzerine olan Prof. Reşat Kasaba’yla Seattle kozmopolizmi sohbetine dalıyoruz. O vesileyle, University of Washington’un Boeing’den sonra Seattle’ın istihdam açısından en büyük kurumu olduğunu öğreniyorum. 60 bin öğrencisi varmış üniversitenin dile kolay. Öğrencilerin yarısından çoğu ise ya Uzakdoğulu imiş (Çin, Kore başta olmak üzere) ya da Uzakdoğu kökenli Amerikan vatandaşları.

Peki, dünyanın en iyi ‘Yakındoğu çalışmaları’ bölümlerinden birinin Seattle’da, University of Washington’da bulunmasını neyle açıklamalı? ‘Yakındoğu çalışmaları’ dendiğinde içine ‘Osmanlıca ve Türkçe’ de giriyor. Yakındoğu ile ilgili zaten ‘Dil ve Uygarlık Bölümü’ var üniversitenin.

Reşat, “Seni dün akşam Ferhat Ziadeh ile tanıştırdım ya; her şey onunla başladı” diye anlatmaya girişiyor.

Ferhat Ziadeh ve karısı Suad Ziadeh’in beni dinlemek için, Seattle’ın dışı sayılabilecek, arabayla en az yarım saat diye anlatılan bir uzaklıktan kalkıp gelmeleri hayatımın ‘en onur verici’ anılarından biri olarak zihnime kazınmıştı bile.

Çünkü Ferhat Ziadeh, tam anlamıyla bir ‘yaşayan efsane’. 1917 Ramallah doğumlu. Yani 96 yaşında bir Filistinli (tabii aynı zamanda ABD vatandaşı da). Karısı Suad, 90’larında değilse de 80’lerinde. O da Ramallah’lı bir Filistinli. Türkiye’nin yanı sıra, konu olarak, ‘Ortadoğu’da değişim’i de içeren konuşmamdan sonra yanıma gelip benimle tanışmaları, Suad Hanım’ın boynuma sarılıp “Filistin halkı çok ıstırap çekiyor” diye ağlamasını hiçbir zaman unutamam.

Ayrılırken arkalarından bakakaldım. Çoktandır evlerinden pek dışarı çıkmazlar ve üniversiteye, Seattle’a pek gelmezlermiş. Ferhat Ziadeh çok yaşlandığı için direksiyonuna Suad Hanım oturdu ve gecenin bir saati evlerine dönmek için arabasının kontağını çalıştırdı.

Dünyaya Osmanlı vatandaşı olarak gelmiş olan Ferhat Ziadeh’in hayatı romandan da öteye. 1937 yılında Beyrut Amerikan Üniversitesi’ni bitirmiş. Daha sonra İngiliz Manda Yönetimi’nde sulh hâkimi olarak çalışmış. İsrail’in kuruluşundan ardından, Amerika’ya gelmiş. Princeton’da Arap Dili ve İslami Çalışmalar alanında profesörlük ve ardından Universtiy of Washington’da Arap dili üzerine 30 yıllık bir emek; üniversitenin Yakındoğu çalışmalarına evrilmiş; içine Osmanlı dönemi ve Türkiye’yi alarak.

Hukukçu olmak üzere yola çıktığı hayatı, büyük bir dil ve edebiyat uzmanına dönüşerek sürmüş bu günlere kadar.

Ferhat Ziadeh’e Amerikan ve uluslararası akademik dünyada ‘Hocaların Hocası’ muamelesi yapılıyor.

Seattle’ın, Çanakkaleli 1906 doğumlu bir Osmanlı Yahudisinin oğlu Pikes Park Market’te balıkçı Harry ile 1917 yılında bir Osmanlı vatandaşı olarak dünyaya gelmiş olan akademik dünyanın dev anıtı Ferhat Ziadeh’i kendinde buluşturması bir şeyler anlatıyor olmalı.

Seattle’da tanıdığım iki özel insanın adını da anmalıyım; University of Washington’un saygın öğretim üyeleri arasında sayılan iki Yahudi kökenli Amerikalı Joel Migdal ile Daniel Chirot. Reşat Kasaba’nın “Seattle’da onlar gibi dostlar bulmam ufkumu açtı ve daha iyi bir araştırmacı ve hoca olmamı sağladı” cümlesiyle andığı iki isim.

Kürsüde konuştuğum sırada, gözlerim sık sık onlara takılıyordu. Ferhat Ziadeh’in az ötesinde oturuyorlardı ve bilginin insanı bilgiyle aynı oranda mütevazı yapıyor olmasının sessiz örnekleri olarak dikkatimi çeliyorlardı.

Ve, üniversitedeki konferanstan bir gün sonra, World Affairs Council adlı ünlü düşünce kuruluşu ile Mercy Corps adlı göçmenlere insani yardım kuruluşunun ortaklaşa düzenlediği ‘Suriye ve göçmenlerin durumu’ konulu panelde konuşma yapmak için şehir merkezindeki Town Hall’da masada yerimi aldığımda, sağımda muhtaç halka insani yardım taşıyarak defalarca Suriye’ye girip çıkmış olan Cassandra Nelson ile ‘bir Antakyalı olarak’ Osmanlı tarihçiliğinin yanı sıra Suriye’ye dönük özel ilgisini açıklayan Prof. Reşat Kasaba oturuyordu.

Salonda, her biri o toplantıya katılmak için para ödemiş yaklaşık 300 kişi vardı. Bir akşamı, eve gitmek ya da herhangi başka bir amaçla kullanmak yerine, Seattle’da Suriye dinlemek, Suriye sormak, Suriye tartışmak, Suriye’ye ve Suriye halkına nasıl destek olunabilir, onu araştırmak ve soruşturmak için geçiren 300 civarında kişi.

Suriye konusunda mangalda kül bırakılmayan benim ülkemde böyle bir manzaraya tanık olunabilir miydi acaba düşüncesi zihnimden geçti.

İzleyicilerin sordukları sorularla her gelişmeyi çok ayrıntılı biçimde izledikleri anlaşılıyordu. Her ülkenin, en başta ABD’nin ve bu arada Türkiye’nin de Suriye politikası, gelen sorularla irdeleniyordu.

Bağırma, çağırma, atışma, kinayeli laf sokuşturma yok. Ciddiyet var. Terbiye var. Suriye için bir şeyler yapma isteği var. Suriye nere, Seattle nere... Ama Seattle’da Suriye’ye ilişkin entelektüel ve insani duyarlılık var.

Seattle’da Yahudi balıkçı Harry de var, Filistinli ‘akademik efsane’ Ferhat Ziadeh de.

ABD’nin Kanada sınırının yanı başındaki, kuzeybatı ucu, Pasifik kıyısındaki Seattle hoş bir yer. Çok hoş. Çünkü orada tek tip insan yok.

Olmasına çalışan da yok...