Mandela'nın Türkiye'ye tuttuğu ayna

Türkiye'nin yöneticileri, bu anlamlı uluslararası seferberliğe Beşir Atalay düzeyinde katılmayı kararlaştırdılar. Çok zayıf bir katılım bu. Yasak savma kabilinden.

LONDRA - Trafalgar Meydanı, İstanbul’da Taksim ne ise Birleşik Krallık başkentinde onun karşılığı olabilir. Önceki gün öğleden sonra her zamanki gibi kalabalık ve hareketliydi. Ama bu kez, hareketliliğin sebebi, Nelson Mandela’nın anısına saygı için gelen ahaliydi. Güney Afrika Büyükelçiliği orada. Gelen giden çiçek bırakıyor.

Irkçı rejim döneminde, apartheid rejimine karşı gösterilerin merkezi olan Güney Afrika Büyükelçiliği, yıllar sonra Güney Afrika ile dayanışmanın adresi haline dönüşmüş. Bu dönüşümü simgeleyen insanın, Birleşik Krallık’ın en merkezi noktalarından birinde çoktandır bir de heykeli var.

Trafalgar Meydanı’ndan yürüyüş mesafesindeki Parliament Square’de yani Parlamento Meydanı’ndaki Nelson Mandela heykelinin önü de çiçeklerle dolu. Gelen geçen Londralılar oraya çiçek bırakıyorlar.

Victoria Garı’nın girişinde bir platformun üzerine yığılmış, tabloid formatıyla bizim Radikal’e benzeyen London Evening Standard gazetelerinden birini alıyorum. 64 sayfalık gazete bedava. Bir Rus işadamı satın almış ve reklam geliri binlercesinin, bazı günler çift baskı yapacak kadar bedavaya alınıp okunmasını sağlayabiliyormuş.

London Evening Standard da Mandela haberleriyle dolu. Dört Britanya başbakanının Nelson Mandela’nın cenaze töreninde hazır bulunacak 91 devlet başkanına katılacağı başlığı dikkatimi çekiyor. Bunların 15’i dün Soweto’da stadyumdaki anmadaydılar.
Birleşik Krallık’ın (İngiltere diyelim) görevdeki başbakanı David Cameron’un yanı sıra üç eski başbakan, görev sıralarıyla, Sir John Major, Tony Blair ve Gordon Brown, Güney Afrika yolculuğundalar. Dile kolay, 91 devlet başkanı!

Görevdeki ve eski başbakanların yanı sıra Liberal Partili Başbakan Yardımcısı Nick Clegg ile İşçi Partisi lideri Ed Miliband de Güney Afrika yolunu tuttular. Yani, Britanya’nın tüm ‘siyaset sınıfı’ neredeyse tam kadro, Nelson Mandela için Londra’yı boşaltmış durumda.
Pazar günü yapılacak cenaze töreninde Birleşik Krallık’ın ‘Devlet Başkanı’ olan Kraliçe’yi, Mandela’nın toprağa verileceği, doğum yeri Qunu’da Prens Charles temsil edecek. Kraliçe Elizabeth, yeni yılda tarihi Westminster Abbey’de ‘Nelson Mandela’ya Şükran’ için yapılacak ulusal ayinde hazır bulunacakmış.

Bütün bunlar özellikle anlamlı zira Nelson Mandela, bu ülkenin güçlü başbakanı Margaret Thatcher tarafından ‘terörist’ olarak damgalanmıştı. Bununla birlikte, Londra’da ırkçılık karşıtı dayanışma gösterileri de hiç eksik olmamış. Tarihi Wembley Stadı, Nelson Mandela ile görkemli ‘dayanışma’ konserleri yaşamış.

Nitekim, ülkenin bir dönemdeki yöneticileri ile ülkenin kendisi hakkındaki doğru ayrımı yapabilen Mandela, mücadelesine büyük destek vermiş olan bu ülkeyi ve halkını hiç unutmamış. 1996’da Londra’ya ‘Güney Afrika Cumhurbaşkanı’ sıfatıyla geldiğinde Trafalgar Meydanı’nda halka hitap etmiş, kendisini bir ‘siyah İngiliz’ olarak hissettiğini söylemiş. Siyahların yoğun yaşadığı ve mücadelesine en büyük desteği vermiş olan Londra’nın güney semtlerinden Brixton’a gidip ‘teşekkür’ babında gezinmiş, halkın içine karışmış.
Nelson Mandela’ya ilgi ve saygı konusunda Amerika için de benzer bir durum söz konusu. ABD’de ülkenin ilk siyah başkanı Barack Obama, eşiyle birlikte, ‘ilham kaynağı’ saydığı, Güney Afrika’nın ilk ‘siyah başkanı’nın cenaze töreni için denizaşırı uçacak.
Obama’nın yanı sıra eski başkanlardan Bill Clinton, eşi Hillary Clinton ve ayrıca George Bush da cenaze törenine gidiyorlar. 29 Amerikalı Kongre üyesi de, kalabalık resmi Amerikan heyetini oluşturacak cenaze töreninde. Anma törenlerinden birinin yapılacağı Johannesburg’da, 2010 Dünya Kupası Finali’nin oynandığı 95 bin kişilik stadyumda yerler dolmuş vaziyette.

Nelson Mandela için bu uluslararası seferberlik, onun temsil ettiği her şeye ilişkin ‘küresel saygı’yı ifade ettiği gibi, (örneğin Keşmir’de dört günlük yas ilan edildi) ülkelerin zihniyetleri ve yönetim felsefeleri bakımından da ipucu veriyor kuşkusuz.
İster istemez, kendi ülkemi, Nelson Mandela’nın cenazesindeki ‘temsil düzeyi’ni aklımdan geçiriyorum. Her gün ‘insanlık’ nutuklarıyla mangalda kül bırakmayan, başarısızlıkla damgalanmış bir dış politikayı savunmak için bile ‘değerlere bağlılık’tan dem vuran Türkiye’nin yöneticileri, bu anlamlı uluslararası seferberliğe Beşir Atalay düzeyinde katılmayı kararlaştırdılar. Çok zayıf bir katılım bu. Yasak savma kabilinden.

Nelson Mandela’nın mücadelesine zamanında anlamlı bir destek ve dayanışma ortaya koymamış olan, son derece haklı ve saygıdeğer gerekçelerle 12 Eylül askeri darbe rejiminin kalıntılarının kendisine oportünist siyasi hesaplar güderek verdiği ‘Atatürk Ödülü’nü almayı, Kürtlere uygulanan haksızlıklar nedeniyle reddetmiş olan Nelson Mandela’nın kişiliğine ve anısına, Tayyip Erdoğan’ın ‘resmi Türkiye’sinin gösterdiği bu duyarsızlık elbette anlaşılabilir bir şey. Bir yanıyla da, Türkiye’nin mevcut yöneticilerinin uluslararası ortak ölçülerin dışına nasıl çıkmış olduklarının, Türkiye’yi nasıl içe dönerek, içe kapatarak ‘taşralılaştırmakta’ olduklarının da göstergesi.

Ama, bundan böyle, ayrımcılığa karşıtlığı vurgulamak amacıyla dile pelesenk edilmiş olan “Çünkü biz yaradılanı Yaradan’dan ötürü severiz” sözünün inandırıcılığı pek olmaz. Bu sözlerin yürekten değil polemik amaçlı söylendiğini gösteren bir ayna oldu galiba Nelson Mandela’nın ölümü.

Buckingham Sarayı’nın köşesi sayılabilecek yakınlıktaki Goring Hotel, ‘yılın en başarılı saat 5 çayı ödülü’ almış. Geleneksel Londra mekânlarından biri. ‘5 çayı’nda buluştuğum muhatabım, otelin önemini, ayrıca, Prens William’ın Kate Middleton ile düğününden önce, gelinin ailesinin o otelde kalmış olmasıyla izah ediyor. İngilizlerin herhangi bir mekâna tarihi anlam kazandırmak için, sanki kraliyet ailesiyle bir irtibat sağlama gayretleri var. Bu ülkenin en kıdemli diplomatlarından biriyle sohbet ediyorum. Dünyanın dört köşesinde ‘çatışma çözümü’ için koşturmaya devam ediyor.

Birçok kurulda, çeşitli eski devlet başkanları, başbakanlar ve dışişleri bakanlarıyla birlikte uluslararası sorunlar ve çözümleri üzerinde çalışıyor. Kendisi de engin uluslararası deneyim ve birikim sahibi. Mandela’dan konuşuyoruz.

‘Ölümsüz’ bir fani yani Nelson Mandela için, Mandela’nın devlet başkanlığını kendisinin beş yılla sınırlamış olmasının ‘erdemi’ni hatırlatıyor. İktidara ayrılmamak üzere yapışan insanların 10 yıl sonunda çok kötü bir hale geldiklerini, ‘despot’ eğilimler geliştirdiklerini çok yakınında çalıştığı Margaret Thatcher’dan örnekler vererek anlatıyor.

“Thatcher, son dönemlerde, Dışişleri Bakanı Sir Geoffrey Howe’u herkesin önünde azarlar, onu bile konuşturmazdı. ‘Kes sesini Geoffrey. Ne söyleyeceğini biliyorum. Beni dinle şimdi’ diye söze girerdi. Düşünebiliyor musunuz...”

Düşünebiliyorum tabii. Çünkü bu benim için tanıdık bir ruh hali ve davranış kalıbı. Zaten benim fazla bir ayrıntıya girmeme zaman bırakmadan, o, sözü Tayyip Erdoğan’a getiriyor ve “Pazar günkü Sunday Times’ı okudunuz mu? Orada Tayyip Erdoğan’a ilişkin ilginç bir yazı vardı. Bu arada, başkanları için toplam 8 yıllık iktidar süresi sınırı koyan Amerikan sisteminin isabetinden söz eden bir yazı. Galiba, Tayyip Erdoğan’ın bu duruma gelmesinde, iktidarda çok uzun kalmasının etkisi var. Ne dersiniz?”
Ne derdiniz?