Moskova'da eğilme, bükülme ve geri dönüş...

Suriye, Putin için ne derecede bir "siyasi yükseliş" vesilesine dönüşmüşse, Tayyip Erdoğan için tam tersi yönde ve ters anlamda bir "geri dönüş"e işaret ediyor

MOSKOVA- Eylül ayında görülmemiş ölçüde sıcak ve güneşli Moskova. Parlak güneşin altında şehrin tüm ihtişamı daha da belirginleşiyor sanki...

Sovyetler Birliği döneminde bile üzerinde hiç çıkartmadığı o “Slav mistisizmi”nden eser yok. Moskova, her köşesine  tarih sinmiş olmasına rağmen geçmişte yaşamaktan ziyade geleceğe bakan canlı bir şehir görüntüsünde. Büyüsünü ise hiç terketmemiş…

Kendi kişisel tarihimdeki çok özel yerinden ötürü ben yine “tarihi Moskova”da yaşamaktan kendimi alıkoyamıyorum. Gösterişli Tverskaya Caddesi’nde yürüyorum. Mayakovski’nin heykeli ve adını taşıyan meydan… Biraz Puşkin heykeli ve Puşkin Meydanı…

Ve, Gogol Bulvarı… Gogol heykelini arkamda bırakıyorum. Solumda ünlü Arbat Sokağı’nın bir ucu. Sağa, Kremlin yönüne sapıyorum. Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay’ın tarihi ve görkemli binaları…

Znamenka Caddesi’nden geçen turistlere, “Bu binalardan Mareşal Tukaçevski, Mareşal Jukov gibi askerler geçti. İkinci Dünya Savaşı’nın kaderini belirleyen en önemli kararlar burada alındı” diye açıklama yapılır. Az ötede, Kremlin’in kuleleri…

Puşkin’den Mayakovski’ye, Dostoyevski’den Gogol’e, Tolstoy’dan Gorki’ye büyük şairler, romancılar, edebiyat insanları, Çaykovski’den Rahmaninov’a büyük müzikçiler, Kutuzovski’den, Tukaçevski’ye Jukov’a büyük komutanlar yetiştirmiş bir ülke, her dönem önemsenmeyi hak eder diye düşünüyorum.

Rusya’nın dünya siyasetinde tekrardan ayağa kalkması, Suriye zemini üzerinde attığı son siyasi-askeri adımlarla söz konusu oldu. Bu nedenle, Rusya, Vladimir Putin’in yarın BM Genel Kurulu’nda yapacağı konuşmayı, “BM’nin tarihi konuşmaları”ndan biri olarak şimdiden kayda geçirmişe benziyor.

Önceki gece Rus televizyonunu izliyorum; BM Kürsüsü’nde Fidel Castro, 1960’da Nikita Kruşçev, 1974’te Yasir Arafat, 1987’de Ronald Reagan görüntülerini ekrana getiriyor; yarın Putin’in yapacağı konuşmanın “tarihi” olacağına kamuoyunu hazırlıyor.

Bir buçuk yıl kadar önce Ukrayna’ya silahlı müdahalesi nedeniyle uluslararası siyasette zor duruma düşmüş bir ülke ve lideri açısından adeta inanılmaz bir “geri dönüş” söz konusu.

Suriye, Putin ve Rusyası için ne derecede bir “siyasi yükseliş” vesilesine dönüşmüş ise, Tayyip Erdoğan ve Türkiyesi için tam tersi yönde ve ters anlamda bir “geri dönüş”e işaret ediyor.

Tayyip Erdoğan diplomasisi, “bozgun”u andıran “geri dönüşü”nü, bu bayram arifesinde Moskova’da yaşadı.

Erdoğan’ın Suriye konusunda Putin’den bir şey elde edemeden Türkiye’ye döndüğünü yazmıştım. Meğerse, daha da geriye savrulmuş; Suriye’de “Esed’li bir geçiş dönemi”ni kabul edeceğini açıklayacak kadar, Moskova’da Putin’e “bileğini büktürmüş”.

Bayram namazı çıkışı cami kapısında, bozuk Türkçeli bir ifadeyle ağzından dökülen şu sözlerinin başka bir anlamı da yok, “tefsiri” de olamaz:

“'Esed'siz bu sürecin olması veya geçiş sürecinde belki Esed ile gidilme gibi bir şey olabilir ama asıl olması gereken muhalefetin, bir defa Esed'le zaten bir Suriye geleceğini kimse görmüyor. 300-350 bin vatandaşın ölümüne neden olan bir kişiyi, bir diktatörü kabul etmeleri mümkün değil.”

Bu sözlerin son bölümü, ilk bölümündeki “geri basış”ı marke etmeye yönelik gargara niteliğinde. Can alıcı ve “yeni” olan ilk bölümü.  Her ne kadar, bir gün sonra “Suriye politikamızda bir değişiklik yok” diyerek “tevil” yoluna sapsa da “geçiş sürecinde belki Esed ile gidilme gibi bir şey olabilir” sözleri kayda geçirildi.

“Gelecek bayram namazını Şam’da Emevi Camii’nde kılmak”tan söz eden, gözü kapanmış yandaşlarının gözündeki “dünya lideri”, bu bayram namazını Emirgan’da kıldıktan sonra “Geçiş sürecinde belki Esed ile gidilme gibi bir şey olabilir” diyor.

Hem ne vakit?

Suriye’de “geçiş süreci”nin Başşar Esad ile olmasında ısrar eden, bu pozisyonundan bugüne kadar hiç sapmamış olan Vladimir Putin ile Moskova’da yaptığı görüşmenin üzerinden 24 saat bile geçmeden!

Sözlerinin arasına bir de “Rusya'nın henüz Suriye'ye bakışında doğrusu bir netlik göremedim” cümlesini sıkıştırdı. Anlaşılan, Tayyip Erdoğan, Moskova’da konuşulanları anlamadı veya anlamak istemedi.

Tayyip Erdoğan’ın Başşar Esad’ın niyetini tam olarak anladığı da şüpheli. Kendisine kim söylemişse, kimden öğrenmişse, Başşar Esad’ın Suriye’nin yüzde 15’inde Lazkiye merkezli bir “Alevistan devleti” kurmak istediğini zannediyor. Bir de bunu Putin’e anlatmış.

Kendi sözleri:

“… Ben dün kendilerine de (Putin’e) ifade ettim, Esed burada bir butik Suriye kurmak istiyor. Butik Suriye, Şam'dan başlayıp Hama, Humus ve Lazkiye'yi kapsayan ki bu da Suriye'nin yüzde 15'ine tekabül eden bir bölgedir. Bu bölgede kendine ait, arkasında belli egemen güçlerin hakim olduğu, destek verdiği bir devlet kurabilmek, bu da tabii Akdeniz'e açılan bir yapı olması hasebiyle böyle bir yapıyı kurmak, derdi bu. Buna gerek ülkedeki güçler ne kadar müsaade edecekler?"

Putin, Erdoğan’dan bunları dinlediğinde bıyık altından gülmüş olmalı. Rusya’nın Lazkiye yığınağı, Türkiye ve desteğindeki güçlere, Suriye’nin Doğu Akdeniz kıyısına giden yolu kapatmak ve Şam’daki rejime destek vererek “siyasi çözüm”e taraf kılmak ve askeri harekatı IŞİD’e karşı tırmandırmak amacını taşıyordu.

Angela Merkel, “Esad, Batı’yla görüşmelerde taraf olmalıdır” dedi. Rus uçakları, Halep’in doğusunda IŞİD hedeflerine karşı harekete geçtikleri bildirildi.

Tayyip Erdoğan’ın “Suriye okuması” ve Esad’a ilişkin “tahlili”nin gerçeklerle bir ilgisi yok.

 Foreign Affairs’in son sayısında, Dmirty Adamsky imzalı yazı “Putin, Ortadoğu’da nasıl öne geçti?” sorusunu irdeliyor. Erdoğan’ın ve ilgili herkesin okumasında ve anlamasında yarar uzun yazı şöyle bağlanmış:

“Bugüne dek Moskova askeri gücünü esas olarak Avrupa’nın çevresi ve Atlantik’te projekte etti. Ama Ortadoğu ve Akdeniz hâlâ bir Rus oyun sahasına dönüşüyor. Soğuk Savaş’tan herhangi bir ders alınırsa, önce Rus diplomasisi ve deniz gücünün gittiği, kara ve hava savaş unsurlarının onları izlediği yer orasıdır (Ortadoğu ve Akdeniz)… Gelecek yıllarda, Ortadoğu’daki Rus etkin varlğı görülmemiş noktalara erişebilir. Suriye ve IŞİD’e karşı savaş Moskova’nın ilk çıkışı olacağa benziyor. Bu, sahaya danışman göndermenin ötesinde savaş alanı sorumlulukları üstlenebilecek ve hatta hava ve karada savaş misyonları yürütecek askeri personel yoluyla, askeri müdahaleye kadar varabilir…

Eğer Rusya’nın büyüyen askeri altyapısı, teçhizat ve personel yığınağı Suriye savaş alanlarında bileşik silahlı ve sefer gücüne dönüşürse, bu, sürpriz sayılmalıdır. Rusya’nın bölgesel yükselişinin mantıki devamıdır.”

Putin, Türkiye’nin önüne Kafkasya’da set çekmişti. Aynı şekilde, Tayyip Erdoğan’ın Suriye politikasının önüne de set çekti.

Napolyon ve Alman orduları, Moskova önünden bozgunla dönmüşlerdi. Moskova’da kendisinden “Putin’in kapısında kuyruğa giren üçüncü dünya liderlerinin üçüncüsü” diye söz edilen Tayyip Erdoğan da Suriye politikasında “geri basarak” Moskova’dan geri döndü.

Türkiye’nin “sıfır toplamlı” Suriye politikası “önce Esed gidecek” şartına dayalıydı. Erdoğan, bu politikada yıllarca “diklendi” ama bu politikayla Moskova’da “dik duramadı”… 

Dünkü The Moscow Times'tan bir karikatür... Putin ve Esad üstlerinde IŞİD'i temizleme giysileri, ellerinde dezenfekte edici silahlar, Batı'nın kapısını çalıyorlar. Putin'in Suriye'deki son askeri yığınağı ve değişen Suriye politika seçeneklerinin özeti...