Oslo'dan bugüne 'perde arkası' (1)

Karayılan'ın, bazı meslektaşlarımızla yaptığı sohbet sayesinde 'Oslo Süreci'nin arka planına ya da 'perde arkası'na ilişkin ilginç ve önemli bilgiler ortaya çıktı.
Oslo'dan bugüne 'perde arkası' (1)

Barış süreçlerinin sayısız iyi yanlarından biri, uzun yıllar gizli kalmış gerçeklerin ortaya çıkmasıdır. Böylece ‘tarih bilgisi’ oluşur ve ‘tarih’ dediğimiz alan, anlam ve değer kazanır.
Türk medyasının ‘Kandil seferi’ne katılan meslektaşlarımızdan bir bölümü, Murat Karayılan’ın basın toplantısından sonra, kendisiyle bir araya gelip sohbet yapmışlar. Bu sohbet sayesinde ilginç bilgiler ortaya çıkmış. Bir önceki sürecin yani ‘Oslo Süreci’nin arka planına ya da ‘perde arkası’na ilişkin ilginç ve önemli bilgiler.
Karayılan’ın ağzından alıntılayalım:
“Devletle görüşme konusunda bir strateji geliştiriyoruz. Önderliğimizle sorunların tartışılıp çözülmesi daha doğrudur. O da sıkı bir politika yürütmeseydi işler bu noktaya gelmezdi. Bu şimdiki bir sorun da değil. Bize gelip aracı olan –ki ismini vermeyeceğim çünkü ısrarla isim verilmesini istemediler- ama uluslararası bir kurum. BM çerçevesinde. 2005’te bunlarla bir görüşmemiz oldu. 2006’dan itibaren de düzenli hale geldi görüşmeler. Şartları şuydu: Gizli olacak, basına kapalı olacak, bilinirliği yönetimle sınırlı olacak. Bana sordular, yöneticileriniz kaç kişi. 11 kişi dedim. Yani bu görüşmeleri sadece o 11 kişi bilecek. Başbakan ile de görüşmüşler, temsilcisinin MİT Müsteşarı olduğunu söylemiş. Emre Taner o dönem MİT’in başında. Başlangıçta bunlar arada mekik dokuyordu.
2008’den itibaren de karşılıklı görüşmeler başladı. Bizim bir heyetimizi götürdüler. Özel uçak kaldırdılar. Oslo’da görüşmeler oldu. Ben heyetin içinde yoktum. Prensip olarak şehirlere inmiyorum. Ne olur ne olmaz. Diyeceğim, o zamandan beri İmralı işin içinde olmazsa görüşmelerin sürmeyeceğini söyledik. Bu durumda görüşmeleri paralel yaptık. Karşı heyette MİT vardı, asker yoktu. Hakan Fidan geldiğinde MİT müsteşarı değildi. Başbakan’ın müsteşarıydı. Hatta Oslo olmadan bir görüşme de başka yerde oldu, onu söylemeyeyim.
Oslo’daki görüşmeleri kim sızdırdıysa diğer başka yerde yapılan görüşmeyle birlikte montajlamış. Farklı görüşmeleri bir araya getirmişler, daha çok da Hakan’ı (Hakan Fidan) zor durumda bırakacak bölümler...”
Adına daha sonra ‘Oslo’ sıfatı takılan ‘süreç’in varlığını 2007 yılından itibaren biliyordum. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, New York’ta BM Genel Kurulu münasebetiyle bulunduğu sırada bana anlatmıştı. Hatta, 2006 yılında, MİT Müsteşarı Emre Taner ile Kandil arasında temaslar olduğundan da bu temasları ayarlamış olan Talabani kanadı sayesinde haberdardım.
2010 yılında, TESEV Raporu’nun (Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakabilir?) hazırlıkları sırasında, bu konuda daha ayrıntılı bilgilere ulaştım. Karayılan’la uzun sohbetimiz sırasında, o konuda birçok bilgiye zaten sahiptim.
O görüşmeler sürecine ‘Oslo Süreci’ adının verilmesi, Oslo’da yapılan görüşme zabıtlarının internet ortamına sızdırılması üzerine oldu. Amaç besbelliydi ve çok yönlüydü: Tayyip Erdoğan’ı 2011 seçimleri arifesinde siyaseten vurmak ve PKK ile görüşmelerin sonunda gelebilecek bir çözümün önünü kesmek.
Sızdırmanın ardındaki hesap tuttu mu?
Hayır. Toplumda, kamuoyunda PKK ile görüşülmüş olduğu için kıyamet kopmadı. Türk kamuoyu, “Eğer bunlar kan dökülmesini önleyecekse, barış getirecekse, bu sorun çözülecekse varsın görüşülsün” diye ifade edilebilecek bir tavır gösterdi.
‘Oslo zabıtları’nın internet ortamına sızdırılması Tayyip Erdoğan’ı vuramadı. Tersine, seçimlerde yüzde 50 oy oranıyla 2011 Haziran ayında büyük bir seçim zaferi kazandı Başbakan Erdoğan.
Gelgelelim, bir ay sonra, Temmuz 2011’de ‘Oslo görüşme masası’ devrildi. Kim devirdi, niye devirdi? Bu konuda, devlet ve hükümetin öne sürdüğü gerekçe ile PKK ve BDP çevresinin söyledikleri birbirinden çok farklı. Şu anda ise hiç meselemiz değil.
Ama bir gerçek var: ‘Oslo Süreci’nin kesilmesi ya da kesilse bile bu kadar uzun süre kesik kalması Allah’ın emri değildi. Aradan geçen süre içinde, çok sayıda insanımız pisipisine toprağın altına gittiler.
‘Oslo Süreci’nin tarihçesini, içeriğiyle birlikte bilmek ve öğrenmek, gecikmiş de olsa bugün içinde bulunduğumuz ‘Süreç’in değerini bilmeyi ve devamı için üzerinde titremeyi zorunlu kılar. İnsanlarımızın kanının bir kez daha pisipisine akmaması için.
Gelelim, birkaç ay öncesine... 2012 Aralık ayı başlarında Brüksel’de Zübeyir Aydar’a, “Artık Oslo süreci sona ermiş olduğuna ve zabıtlar ortaya döküldüğüne göre, şu soruma cevap verebilirsin herhalde” dedim ve “Tüm görüşmelerin Oslo’da olmadığını biliyorum. Kaç görüşme yapıldı?” diye sorumu sordum.
Zübeyir Aydar, “O zabıtlar yanlış hatırlamıyorsam, beşinci görüşmeye ait. Toplam 20’ye yakın görüşme oldu. 16, 17 filan...” karşılığını verdi ve “Neyse” dedi, “daha fazla konuşmayayım yine de”...
Yine de şu soruma da cevap verdi: “Peki, siz hep aynı ekip miydiniz; yani, Zübeyir Aydar, Adem Uzun, Sabri Ok ve Mustafa Karasu?”
Bu isimlerin ilk ikisi, Avrupa’dan, son ikisi Kandil’den gelip katılarak ‘PKK görüşmeciler heyeti’ni oluşturuyordu.
Aydar, anında cevapladı: “Arada bir, bir de kadın arkadaşımız katılıyordu. 5 kişi oluyorduk. Geri kalan 4, hep aynı kişilerdi...”
- O kadın arkadaşınız, Avrupa’dan mı yoksa Kandil’den mi gelip katılıyordu?
- Kandil’den!
Murat Karayılan’ın “Bizim bir heyetimizi götürdüler. Özel uçak kaldırdılar. Oslo’da görüşmeler oldu” dediği ‘öykü’de, Kandil’den gelip katılan Mustafa Karasu ve Sabri Ok’un yanı sıra bir de kadın PKK yetkilisi bulunuyormuş. Ta Avrupa’nın en ucuna, Oslo’ya gidebilmek için, en azından Kandil’den Erbil’e gelip uçağa binmeleri gerekiyor. Özel uçak, MİT’in sağladığı özel uçak. Karayılan, dobra dobra anlatmış işte.
Murat Karayılan, dobra bir insandır zaten. Kendisiyle görüşmüş bütün gazeteciler, bu yanını fark etmiş olmalılar. Ne diyorsa odur. Olan her şeyi söylemese de olmayanı söylemez. Sözüne güvenilir bir insandır.
Bütün bu anlatılanlardan, artık dışarıya yansıyanlardan anlamamız ve fark etmemiz gereken önemli bir ‘ayrıntı’ mevcut. Irak Kürdistan Yönetimi, boğazına kadar ‘Süreç’in içinde ve ‘Süreç’in aktif bir unsuru.
‘Oslo Süreci’ döneminde Kandil’den Oslo’ya kadar PKK yetkililerinin gitmesi ve geri dönmesi için Erbil güzergâhından geçilmesi nasıl zorunlu idiyse bu yeni ‘Süreç’te de İngilizce büyük harfleriyle KRG’nin belirleyici rolü oldu. Bir dönemler, Celal Talabani’nin rolü bu kez Neçirvan Barzani tarafından üstlenildi denilebilir. Bu konuda, yakında ortaya çıkarsa kimsenin şaşırmaması gereken bazı bilgilere sahibiz.
Neçirvan Barzani’nin ‘çözüm’ ve ‘barışa katkısı’, bir yönüyle Kürt dünyası içinde bugüne dek görülmemiş bir işbirliğinin parametrelerinin oluşmasıyla ilgili. Konunun üzerinde durulmayı hak eden asıl önemli yanı bu.
Murat Karayılan’ın tam bu noktada, bu günlerde ve dolayısıyla gelecekte, ‘çözüm yolunda’ çok önemli katkıları olacak. Çünkü Murat Karayılan, yukarıda sıraladığımız özellikleri nedeniyle Irak Kürt yöneticilerinin en güvendiği ve en sevdiği PKK yöneticisidir.
Yarın devam edeceğiz...