Peşmerge Kobani'de, Ankara "ofsayt"ta...

Türkiye'deki AKP iktidarı, Kobani üzerinden "çözüm süreci"ni süratle ve başarıyla hedefine götürebilecek bir imkân elde etmişti. Bunu kaçırmış olması bir yana, dileyelim ki, onların öngörüsüzlüğü Türkiye ağır bir "tarihi maliyet" ödemek mecburiyetinde kalmasın.
Peşmerge Kobani'de, Ankara "ofsayt"ta...

Peşmerge’nin Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye geçmesi, ilk bakışta göründüğünden çok daha önemli bir olay. Tarihi bir gelişme.

Peşmerge kim? Irak Kürtlerinin yani Irak Kürdistanı’nın artık “düzenli ordu” haline dönüşmüş silahlı kuvvetleri.

Kobani neresi?

Suriye Kürdistanı’nın yani “Rojava”nın, IŞİD’e karşı bir ayı aşkın bir süredir, ABD’ye politika değiştirtecek bir direnme ile karşı koydukları, Türkiye sınırı üzerindeki Kürt şehri.

Kim direniyor Kobani’de? Kim savunuyor Kobani’yi?

YPG. Halk Savunma Birlikleri’nin Kürtçe başharfleri. YPG, Kobani Kantonu’nun –ki, yönetiminde PKK’nın “ikiz kardeşi” PYD ağırlığının bulunduğu bir sır değil- silahlı kuvvetleri.

Dolayısıyla, YPG de, PKK’nın silahlı gücü HPG’nin “ikiz kardeşi.” Zaten, YPG saflarında çok sayıda Türkiyeli Kürt de yer alıyor.

Bunu bilebilmek ve Kobani’nin nasıl bir “ortak Kürt destanı” haline, “ulus inşa süreci”nin “en önemli harcı”na dönüştüğü öylesine kolay ki. Günlerdir hemen her gün, Suruç’ta, Hakkari’de, Diyarbakır’da, ta Kars’ın ilçelerinde “Kobani direnişi”nde hayatlarını kaybetmiş olan YPG’lilerin, bir anlamda “Kürt şehitleri”nin cenazeleri kaldırılıyor.

Cenazeler, Mürşitpınar sınır kapısından Türkiye’ye sokularak, memleketlerine gönderiliyorlar. Son bir ay içinde, Türkiye ve Suriye Kürtleri –zaten öyleydiler- etle tırnak gibi Kobani üzerinden birbirlerine kenetlendiler. Bunu, Kobani’den gelip, Türkiye’nin çeşitli köşelerinde defnedilen “Kürt şehit cenazeleri” kadar gözler önüne daha etkili biçimde seren hiçbir görüntü olamazdı.

Peşmerge’nin Türkiye toprakları üzerinden geçip, Kobani’ye gitmesini “tarihi” kılan tam da böyle bir “arka plan” üzerine yerleşmesi.

Peşmerge’nin Kobani’ye ulaşmasının, “askeri denge”yi değiştirmek bakımından olağanüstü bir önem taşıdığı pek kuşkulu. Gelen peşmerge sayısı topu topu 150 kişi. Kobani’nin kaderi, bugüne kadar 150 savaşçının eksik olmasından ötürü birinci derecede etkilenmiyordu herhalde.

Gelen 150 peşmergenin tanksavarlar ve çeşitli kalibrelerdeki toplar ile gelmelerinin, IŞİD’e karşı çok ihtiyaç duyulan kimi silahlara kavuşulmasını mümkün kılacağı ve “Kobani direnişi”ni rahatlatacağı doğru olmakla birlikte, tekrar edelim; “Peşmerge Kobani’de” başlığını “tarihi” kılan işin bu yönü, yani “askeri yönü” değil.

Simgesel yönü! “Kürt ulusal birliği”ni öne çıkartan yönü.

Peşmerge, IŞİD karşısında pek parlak bir askeri performans ortaya koymadı. Şengal’de, Mahmur’da birçok yerde, IŞİD’e karşı en etkili karşı koyuş, Amerikan hava desteği altında savaşan HPG’li unsurlardan kaynaklandı. Mesut Barzani, Şengal Dağı’nı terkeden peşmerge komutanları hakkında soruşturma açtırırken, HPG’lileri –Kobani’deki YPG’liler diye de okuyabilirsiniz- bizzat gidip tebrik etmişti.

Bu bakımdan, PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in Kobani için defalarca, “savaşçıya değil, etkili ağır silahlara ihtiyaç var” ısrarı doğruydu.

Tabii, Türkiye’deki iktidarın uzun süre IŞİD’in eline düşmesini bekleyerek seyrettiği Kobani’deki savaşın seyrini etkileyebilecek şekilde, peşmergenin Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye geçişini izin vermesinin arkasında bir “Ankara hesabı” yatıyor olabilir. Yani, Kobani’deki YPG’nin, bir başka deyimle AKP iktidarının gözünde “Türkiye’nin düşmanı” olan PKK ile PYD’nin etkisinin; “Ankara’nın bölgedeki tek müttefiki” olarak kaldığına dair bir fotoğraf veren Erbil ile dengelenmesi hesabı güdülüyor olabilir.

Peşmerge Kobani’de beklendiği sırada bile, Türkiye’nin başbakanı Ahmet Davutoğlu, BBC’ye konuşuyor ve ağzından şu cümleler çıkabiliyordu:

“Eğer PYD Suriyeli Kürtler olarak değerlendiriliyorsa, PYD'nin geçen üç yılda rejimle işbirliği yaptığını ve rejimin Suriye halkına saldırmasına yardım ettiğini unutmamalıyız. Ayrıca PYD, son bir senedir IŞİD'le yan yana yaşıyor, Suriye içindeki diğer Kürt gruplara baskı uyguluyordu. Şimdi bu yardımı kimin almaya hazır olduğunu tanımlamamız gerekiyor. PYD, cepheye çok sayıda Peşmerge gelmesini istemiyor ve ÖSO'yla işbirliğine yanaşmıyor. Peki bizden ne bekliyorlar?

Sınırımızda görmek istemediğimiz üç grup var: Suriye rejimi, IŞİD ve PKK. Bunların tümü Türkiye'nin düşmanıdır. Türkiye için tehdit ve risk oluşturmaktadır.”

Davutoğlu böyle konuşurken, peşmergenin Kobani’ye geçişine izin vermek başka nasıl açıklanabilir?

Ya, peşmerge ile bir bakıma Erbil’deki “dost Kürtler” ile Kobani’deki “Türkiye’nin düşmanı Kürtler” dengelenmek istenmektedir; ve/veya Türkiye, “koridor” konusunda ABD baskısına boyun eğmiştir.

Hangisinin doğru olması farketmiyor. Peşmergenin Kobani’ye -150 kişilik “sembolik” bir güç olarak- ulaşmasının “tarihi” anlamı değişmiyor. Tarihte ilk kez, parçalanmış Kürtlerin silahlı güçlerinden biri, başka bir parçaya destek amaçlı olarak, Kürtlerin en büyük kesiminin yaşadığı topraklar üzerinden geçerek gidiyor.

(1988 yılında Saddam’dan kaçıp Türkiye’ye sığınan “Peşmerge imajı”, şimdi Türkiye’den “kurtarıcı” imajı ile geçip Kobani’ye giden “kahramanlar” olarak yer değiştirmiş durumda. Azımsanacak bir tarihi gelişme ve fark değil…)

Erbil’den gelip Dohuk ve Zaho üzerinden büyük tezahürat altında geçen sınırlı sayıdaki peşmerge gücünün, Türkiye’den Suruç’a kadar Türkiye Kürtlerinden saklanarak, karanlıkta geçirilmek istenmesi bile, gelişmenin “sembolik anlamı”nı karartamıyor.

Unutmayalım ki, 150 kişilik peşmerge gücünün Erbil’den yola çıkıp, Suruç üzerinden Kobani’ye ulaşması, bundan bir hafta kadar önce Dohuk’ta PYD ile Barzani arasında bir mutabakata varılmış olması ve “Dohuk Anlaşması” diye bir mutabakat zaptının imzalanması üzerine mümkün olabilmiştir. “Dohuk Anlaşması”, bir Kürtlerarası uzlaşma metni niteliğindedir.

Bütün bu gelişmelerin arkasında Avrupa (özellikle Almanya) tarafından Amerikan diplomasisini görmezsek, geleceğe ilişkin birçok gelişmeyi görebilme imkânını da kaybetmiş oluruz.

Burada da çok çarpıcı bir başka “sembolizm” söz konusu: Almanya, peşmergeye yani Irak Kürtlerine tank yardımı yapıyor; Amerikan hava kuvvetleri, Kobani’deki YPG güçlerine, Irak Kürtlerinden taşıdığı silahları havadan indirerek yardım ediyor.

Almanya’nın çok nüfuzlu ve ciddi dergisi Der Spiegel’in son sayısının kapağı tümüyle Kobani’ye ayrıldı. İçindeki ana yazı, “Der verlassane volk” yani “Terkedilmiş halk” başlığını taşıyor. “Terkedilmiş halk”a yani Kürtlere, Batı’nın sahip çıkmaya başladığının anlaşıldığı ve hatta “Batı’da, Türkiye’yi karşısına almak pahasına, PKK’nın terörist örgütler listesinden çıkarılmasının tartışılmakta olduğuna” değinilen ve her satırının dikkatle okunup değerlendirmesi gereken yazının şu satırlarını sunmakla yetinelim:

“Bir kaç yıl önce Batı’nın PKK ile birlikte hareket edeceğini düşünmek hayal bile edilemezdi. Çok haklı olarak, bu örgüt, terör örgütleri listesinin başında bulunuyordu. Çünkü, Türkiye’de 30 yıldır binlerce sivili öldürmüştü. Ama şimdi Batı’daki birçok insan için, bir zamanlar hakir gördükleri bu örgüt Ortadoğu’yu IŞİD’in elinden kurtaran kahraman haline geldi…Bölgede IŞİD’le savaşabilecek tek güç; disiplinli ve etkili olmalarına ilaveten Batı yanlısı ve seküler bir güç bu…”
Türkiye’deki AKP iktidarı, Kobani üzerinden “çözüm süreci”ni süratle ve başarıyla hedefine götürebilecek bir imkân elde etmişti.

Bunu kaçırmış olması bir yana, dileyelim ki, onların öngörüsüzlüğü ve “ideolojik saplantıları”ndan ötürü, Türkiye ağır bir “tarihi maliyet” ödemek mecburiyetinde kalmasın.

Peşmerge, Kobani’de; Ankara ise “tarihi” olarak ofsaytta…