Putin'le Erdoğan: "Çıkmaz Sokak"ta Yoldaşlık...

Putin, giderek "kendisi muhtac-ı himmet dede" durumuna sürüklenecek. Yani, Putin-Erdoğan yakınlığından, Türkiye için "stratejik yarar" çıkmaz. Çünkü, bunlardan en az birinin yolu "çıkmaz sokak"tan geçiyor...
Putin'le Erdoğan: "Çıkmaz Sokak"ta Yoldaşlık...

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tek günlük Ankara ziyareti önemliydi. Türkiye’nin “Tayyip Erdoğan rejimi”ndeki “dış politika sapmaları”nın alabileceği yönü işaret etmesi ve Batı dünyasıyla (ABD ve Avrupa Birliği) arasında başlayan “uzaklaşma”yı hızlandırıcı etkisi bakımından ise özellikle önemliydi.

Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl bu vakitler, St. Petersburg’da Putin’le ortak basın toplantısı sırasında kameraların önünde “Alın bizi şu Şanghay grubuna da, AB’den kurtarın” mealindeki sözleri ciddiye alınmalıydı.

Ukrayna sorunu sonrasında, şu dönemde, “Rusya ile yakınlaşma”, haydi haydi “AB ile uzaklaşma” demektir. Bu, “ortaklaşa olarak demokrasiden uzaklaşma” anlamına da gelir.

İki “otoriter lider tipi” arasında “tutan kimya”, Putin’in önceki gunkü gezisiyle birlikte Türkiye ile Rusya arasında “jeopolitik ve stratejik eksen kaymaları”na yol açacak önemdeki ilişkileri beraberinde getiriyor.

Putin ziyaretiyle gelinen nokta, Türkiye’de malûm nedenlerden ötürü “medyatik bir çarpıtma” ile adeta bir “dış politika başarısı” imiş gibi selamlanıyor; iki ülkenin Suriye ve diğer birçok siyasi konuda farklı düşüncelere sahip olmasının aralarında ekonomik bağları geliştirmeye engel olmadığına dikkat çekilerek “realpolitik feraseti” göstermeleri övülüyor.

Bu doğru değil. Suriye’de Esad rejimi konusundaki ayrılıktan başka, Erdoğan ile Putin arasında, uluslararası siyasi konularda çok da temel ayrılıklar yok. Benzeşen ve örtüşen yanları daha fazla.

Putin’in Türkiye’ye satılan Rus doğalgazında yüzde 6’lık fiyat indirim yapılması vaadi, ayrıca 3 milyar metreküplük artış sağlamaktan söz etmesi, sadece “dostlar alışverişte görsün” kabilinden “ekonomik rasyo” ile açıklanacak bir hal değil.

Bu, hem iki lider arasındaki “siyasi yakınlık” ile ilgili ama daha da öteye Putin’in Türkiye’ye ekonomik yaklaşımındaki “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” anlayışının sonucu.

Unutmamakta yarar olan hususlar var:

1. Türkiye, nükleer santrali Rusya’ya yaptıracak. Akkuyu nükleer enerji santrali için düğmeye basılıyor.

2. Türkiye, zaten doğalgazda Rusya’ya bağımlıydı, bu bağımlılık daha da pekişmiş oluyor.

İşin, Rusya açısından “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” faslı burada.

Bütün bunlar nasıl bir “konjonktürde” oluyor?

1. Rusya’nın Ukrayna’daki yayılmacı emelleri ve izlediği saldırgan tutumun sonucunda, Putin politikasına yönelik olarak uygulanan ABD+AB (Batı) yaptırımları sonucunda, Güney Akım projesinin suya düşmesi;

2. Düşen ve düşük kalacağı anlaşılan petrol fiyatlarının Rusya ekonomisini vurması üzerine.

Sovyetler Birliği döneminin en yakın müttefiki Bulgaristan Rusya ile, Güney Akım projesinde çatışıyor. Bulgaristan, AB üyesi olmasaydı, böyle bir çatışma söz konusu olabilir miydi?

Putin, açık açık, “AB ile işlerin yürümeyeceğini” Ankara’da söyledi. Rotayı bunun üzerine Türkiye’ye çevirmiş gibi görünüyor. Türkiye’nin şaşkın medya ortamı, bunu, “Rusya’nın AB’yi cezalandırması, Türkiye’yi ödüllendirmesi” gibi yorumlamayı seçiyor.

Ukrayna politikası nedeniyle cezalandırılanın Putin ve onun Rusya’sı olduğunu hiç dikkat nazarına almadan, Türkiye’nin ödüllendirildiğini zannederseniz, Türkiye’nin “otoriter Rusya’ya enerji alanında daha fazla bağımlılık” içine girdiğini ve bunun siyasi sonuçları da olabileceğini göremezsiniz.

Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 5,5 milyar dolar. İthalatı ise büyük ölçüde enerji olmak üzere 22 milyar dolar. İhracatta yıl içinde azalma var. Ukrayna gerginliği ve bunun yol açtığı AB ambargosu ve buna eklenen petrol fiyatlarındaki düşüş, Rusya’da rublenin dolar karşısında değer kaybetmesini beraberinde getirdi.

Türkiye’nin ihracatçıları mallarını Rusya’ya rubleyle satıyorlar. Sonradan dolara çevrilince, kayıp daha da fazla oluyor. Ayrıca, Rusya yüksek gümrük vergisi uyguluyor. Putin ziyareti bunlara dair net sonuçlar vermedi. Türkiye’nin Rusya’ya enerji bağımlılığını arttırdı.

Şu da var; Putin, Erdoğan’a Başşar’ın kellesini vaad etmeden, Rus doğalgazında 3 milyar metreküp artış ve yüzde 6’lık fiyat indirimi vaadiyle, Rusya’nın AB karşısındaki kaybını bir nebze giderecek şekilde, Türkiye’yi enerjide kendisine daha da fazla bağlayacak taahhüdlere girdi.

Erdoğan’ın “verimli geçti” dediği Putin ziyaretinin can alıcı noktası buralarda.

Rusya’nın Putin’le Ukrayna politikası nedeniyle zaten içine “çıkmaz”a sürükleniyordu. Buna, “Shale Oil Revolution” ya da “Şist Petrolü Devrimi” olarak nitelendiren, bir kaya türünden yeni teknolojiyle sağlanan ABD petrol üretiminin muazzam artışının sonuçları da ekleniyor.

ABD, yatay sondaj ve hidrolik parçalama (fracturing) teknolojisi uygulamasıyla petrol üretiminde S. Arabistan’a, doğalgazda Rusya’ya yetişmiş durumda. Ortadoğu petrolüne bağımlılığı sıfır. Yakında Avrupa’ya Rusya’nın yerini rahatlıkla alacak doğalgaz da sevkedebilir.

ABD’deki bu “Şist Kayası Petrol Devrimi”, petrol fiyatlarında birdenbire ulaşılan düşüşün en önemli nedenleri arasında. O kadar ki, Wall Street Journal’de dün bu konuda “Yeni Petrol Düzeni” başlıklı çok önemli bir makale yayımlandı.

Dünya, “Yeni Petrol Düzeni”ne geçiyor. Haziran ayında varil başına 116 dolar düzeyinde seyreden petrol fiyatları şu sıra 70 dolara kadar düştü. OPEC’in geçen perşembe günkü toplantısında ise, S. Arabistan üretim düzeyini düşürmeyi kabullenmediği için fiyatlar düşük kalmayı sürdürdü.

Bu da en başta Rusya’yı, Venezuela’yı, İran’ı, Cezayir’i, Irak’ı vuruyor. Bütçe dengesi sağlayabilmeleri için, bu ülkelerden örneğin, İran, petrolünü 135, Irak 124 dolardan satmak zorunda.

Hafta sonunda, Irak’ın yeni petrol bakanı, benim 40 yıllık çok özel ve yakın arkadaşım Adil Abdülmehdi ile beraberdim. Viyana’daki OPEC toplantısından Bağdat’a dönüyordu. Bir ara, kendisini Bağdat’ta eski dışişleri, yeni maliye bakanı Hoşyar Zebari ile çok önemli bir toplantının beklediğinden söz etti. “Niçin, çok önemli” diye sorduğumda, “Bütçenin neredeyse yarı yarıya kesilmesi gerekebilecek” cevabını verdi. Petrol fiyatlarındaki düşüşün, bazı ülkelere nasıl muazzam bir etki yapabileceğine basit bir örnek.

WSJ’nin yukarıda sözü edilen “Yeni Petrol Düzeni” başlıklı yazısının şu paragrafını, Putin’in Ankara ziyaretinin ardından özellikle bizlerin dikkate alması gerekli:

Düşük fiyatlar dünyanın en kötü diktatörleri, özellikle Vladimir Putin üzerindeki ekonomik baskıyı arttıracak. Rusya OPEC üyesi değil ama kartelin üretim seviyesini kontrol ederek fiyatları yüksek tutmasından yararlanmıştı. AB ve ABD yaptırımlarının zaten baskısı altındayken, Putin’in iç siyasi desteği satın alma şansı da petrol fiyatlarıyla birlikte düşecek.

Petrol fiyatları düşük kaldıkça, Putin, Ukrayna politikasından geri basmayıp, Batı yaptırımlarına muhatap oldukça, Rusya’nın ekonomik dayanma gücü de azalacak.

Bu haldeki “otoriter” Putin, Türkiye’deki “otoriter yoldaşı” Tayyip Erdoğan’a el uzatıyor. Her gün Batı aleyhtarı söylevler vermekte olan Tayyip Erdoğan ise “koltuk değneği” olarak Putin’i seçmişe benziyor.

Oysa, Putin, giderek “kendisi muhtac-ı himmet dede” durumuna sürüklenecek.

Yani, Putin-Erdoğan yakınlığından, Türkiye için “stratejik yarar” çıkmaz. Çünkü, bunlardan en az birinin yolu “çıkmaz sokak”tan geçiyor…