Seçim öncesi anketler, seçim sonrası şifreler...

İktidar safında bilinen iki şirketten başka AKP'nin tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısı tutturabileceğini gösteren başka hiçbir şirket bulunmuyor. Ayrıca, söz konusu o iki şirketin bulgularına göre, AKP'nin tek başına hükümet kurmasına yetecek sayı, pamuk ipliğine bağlı, sınırda duruyor.

Seçime yaklaşık bir hafta kadar bir zaman kaldı. Bu saatten sonra, seçmen davranışlarının değişmesi için havsalamızın ötesinde çok “olağanüstü” bir gelişme olması gerekiyor.

O olmazsa, seçimlerin nasıl bir sonuç üreteceğini aşağı yukarı görebileceğimiz ölçü, seçim anketleri. Bu kez, her seçimden sonra –bir-iki istisnası dışında- “en yakın tahmin yaptığını” iddia etmiş olan şirketlerin bulguları beş aşağı, beş yukarı birbirleriyle örtüşüyor.

YSK’nın seçim anketlerine ilişkin yasağı başlamış olduğu için, anket sonuçlarını rakam olarak yansıtamıyoruz ama sonuçların ne gösterdiğinden söz edebilir ve bunların ne anlama geldiğini tartışabiliriz.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi dışındaki isabetsiz tahmini dışında, genellikle, çok yakın oranlar bulmuş olan ve bu nedenle saygınlığı bulunan Konda’ya ait olduğu ileri sürülen son ankette,

AKP’de bir önceki ayın bulgularına oranla bir puan dolayında düşüş, buna karşılık CHP’de hatırı sayılır bir artış söz konusu.

Konda dışında kalan şirketler arasında, “son 5 seçimi bilen” diye sıfatlandırılan Andy Ar’ın sonuçları ile özellikle son seçimlerdeki isabeti hatırlanan bir başka saygın şirket Metropoll’ün rakamları birbirlerine oldukça yakın.

Andy Ar, Metropoll, Gezici, Sonar, Anar, Samer ile iktidarla içiçe bilinen Pollmark ve ORC’nin tahminleri biraraya getirilip ortalaması alındığında, ortaya çıkan sonuç, AKP’nin tek başına iktidar kuracak çoğunluğu elde edememesine karşılık, HDP’nin sınırı rahatlıkça geçeceği görünüyor.

İktidar safında bilinen iki şirketten başka AKP’nin tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısı tutturabileceğini gösteren başka hiçbir şirket bulunmuyor.

Ayrıca, söz konusu o iki şirketin bulgularına göre, AKP’nin tek başına hükümet kurmasına yetecek sayı, pamuk ipliğine bağlı, sınırda duruyor.

HDP’yi baraj altında gören tek bir şirket bile yok.

Bu tahminlere, bir de, 7 Haziran’dan bu yana HDP üzerinde inanılmaz baskılar yapıldığı dikkate alınırsa, HDP’ye oy verme eğiliminde olan insanların bir bölümünün tercihlerini gizlediğine dair bir yargıda da bulunulabilir. Bu da, zaten rahatlıkla baraj üzerine gözüken HDP’nin oy oranının bir-iki puan daha fazla çıkmasının sürpriz sayılmaması gerektiğini anlatır.

Büyük ölçüde birbiriyle örtüşen ve kesişen anketlerin işaret ettiği böyle bir tablo gerçekleştiği takdirde, birçok kişinin  düşüncesine uygun şekilde, 1 Kasım, esas itibarıyla, 7 Haziran seçiminden farklı bir “sonuç” üretmemiş olacak.

Oysa, 1 Kasım, baştan aşağı Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran sonuçlarını adeta iptal ettirmek ve geçersiz kılmak ısrarı ile gidilen bir seçim. Dolayısıyla, şayet 7 Haziran’dan çok farklı bir sonuç vermeyecek ise, “Reis” bir kez daha yenilgiyle yüz yüze kalacak demektir.

7 Haziran yenilgi miydi ki?

Sadece Tayyip Erdoğan değil, AKP’nin ileri gelenleri de 7 Haziran’ı öyle görüyorlar. Nokta dergisi, “15 AKP ileri geleni”nin Eylül ayı başında yaptığı ve partinin gerek kongresinde benimsenecek tavrın ve gerekse 1 Kasım seçim stratejisinin tartışıldığı toplantının zabıtlarını yayımladı.

7 Haziran’a dair şu söz, AKP Genel Başkan Yardımcılarından birine ait:

 “’Ak Parti kaybetti ama farkında değil’ çok yerinde bir 7 Haziran değerlendirmesi. 1 Kasım ya bu tespiti tescilleyecek ya da biz yolumuza devam edeceğiz.”

Anlaşılan o ki, aslında AKP yöneticilerinin de “farkında olduğu” 7 Haziran’da “Ak Parti’nin kaybettiği” tespiti, 1 Kasım’da “tescillenmiş” olacak.

Peki, ondan sonra ne olacak?

Onu 1 Kasım’dan sonra anlayabileceğiz.

Ancak, alelacele yayın yasağı getirilen “AKP’nin 15 ileri geleni” arasındaki toplantı zabıtlarına bakınca, partinin içinde bir “yarık” olduğu ve bu yarığın gün geçtikçe derinleşeceği sezilebiliyor.

AKP’nin en tepesindeki hatta Tayyip Erdoğan’ın burnunun dibindeki isimler, bizlerin uzun zamandır yaptığı tespitlerin bir benzerini kendi aralarında yapabiliyorlar.

Örneğin, Erdoğan ekibinden biri, şöyle bir cümle kullanıyor: “Biz dünyadaki İslami hareketleri 2002’deki çizgimize çekmek yerine, biz onlara doğru kayış yaşadık, ihvanlaştık.”

“İhvanlaşmak” yani AKP’nin “Müslüman Kardeşler’in Türkiye kolu” haline dönüşmesi... Biz, bu hususlara değindiğimiz vakit kıyametleri kopartıyorlar, ağız dolusu “karakter katli”ne girişiyorlar ve “trolleri”ni anında seferber ediyorlardı.

Bir genel başkan yardımcısının AKP’nin “demokratlığı”nın ne halde geldiğini ifade eden şu sözleri de ibret verici: “Demokratlık sığ bir İslamcı dile hapsoldu...”

Tayyip Erdoğan’ın “çekirdek kadrosu”ndan bir isim, 7 Haziran seçimleri için “Hernekadar yüzde 41 oy almış olsak da, biz aslında yüzde 25’lik bir partiyiz. Biz istikrar temsil ettiğimiz ve merkez sağ ve muhafazakâr bir alternatifimiz olmadığı için yüzde 41 oy aldık. Son dört yıl içinde Lâle Devri yaşıyoruz ve toplumsal olan gözden kaçırıyoruz” diye ilginç bir gözlemde bulunuyor.

Toplantı zabıtları dikkatle okunduğunda, partinin eski ve yeni genel başkanları arasında ikiye –belki daha da fazlasına- bölünmüş oldukları hissedilen “AKP ileri gelenleri”, aslında “Biz Kimiz?” sorusuna cevap arıyorlar. Ve, bunun cevabını bir türlü bulamıyorlar.

Bulabilecekleri bir cevap yok. Tayyip Erdoğan’ın “Saray”a tırmanmasıyla birlikte başgösteren ve Cumhurbaşkanı-Başbakan konumları arasında, ister istemez, ikiliğe yol açan “dinamik” ve bunun yol açtığı “AKP erozyonu” sürecek.

Partinin “misyon ve kimlik kaybı”ya birlikte derinleşerek sürecek.

7 Haziran buna işaret etti, 1 Kasım tescilleyecek.

Seçim sonucu ne olursa olsun, -evet, aritmetik olarak hangi sonucu verirse versin- AKP’nin (“Tayyip Erdoğan’ın” diye de okuyabilirsiniz) Türkiye’yi 13 sene boyunca yaptığı gibi, “yönetme yeteneği” son bulacak.

“Örtülü” baskı rejimi yerini “açığı”na bırakmadıkça şayet.

Öylesi, “Yeni Türkiye” de olmaz; “başka” bir Türkiye olur.

Olmaz yani. Oldurmazlar...