Sınır dışına nasıl çıkılacak?

Erdoğan'ın söyledikleri aynen yerine getirilirse, bir çatışma çözümünde, ilk kez bir 'Türk örneği' gerçekleşmiş olacak.
Sınır dışına nasıl çıkılacak?

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kanal D ve CNN-Türk ekranlarında ortak yayımlanan söyleşisiyle ‘Süreç’in en önemli adımı sayılan ‘geri çekilme’yi nasıl algıladığı büyük ölçüde netleşti.
Başbakan, zaten ‘geri çekilme’yi ‘Süreç’in başlangıcı olarak gördüğünü daha önce söylemişti. Yani, onun açısından ‘Süreç’, ‘geri çekilme’ gerçekleştiği zaman başlamış sayılacak. Bu yönüyle, PKK’lı silahlı güçlerin Türkiye topraklarını terk etmesi, ‘Süreç’in hem başlangıç adımı hem de en önemli adımı olarak, Başbakan tarafından değerlendiriliyor.
‘Geri çekilme’ aynı şekilde de ‘silah bırakmak’ ile eşanlamlı imiş gibi kabul görüyor. Yani, PKK’nın Türkiye sınırları içindeki ‘silahlı varlığı’nı sona erdirmesi, Abdullah Öcalan’ın çağrılarındaki ‘espri’ ile birlikte ele alındığında, Türkiye’ye karşı Kürt silahlı mücadelesinin sona ermesini simgelemiş olacak.
 
Buradaki çarpıcı ‘nüans’, Tayyip Erdoğan’ın Türkiye dışına ‘silahsız’ olarak, yani silahlarını Türkiye’de bırakarak çıkacak olan PKK’lıların gittikleri yerde ellerine silah alıp almamasıyla birinci derecede ilgilenmiyor izlenimini vermesi. Yeter ki Türkiye’de silahlı mücadele olmasın, Türkiye’ye karşı silahlı mücadele sona ermiş olsun. 

Bu ‘nüans’ı nerede fark ediyoruz?
‘Terör örgütünün silahsızlanmasının Türkiye sınırları dışındaki aşamasının ne gibi bir takvimde, nasıl gerçekleşeceğinin’ sorulması üzerine verdiği cevaptaki şu sözlerinden:
“Benim ülkemin dışında sorun o ülkenindir. Bu illa Irak’tır diye bir şey yok, belki Irak’a gitmeyecek, belki İran’a gidecek, belki Suriye’ye gidecek, belki Avrupa’ya gidecek, belki İskandinav ülkeleri malum, oralara gidecek. Ancak şunu çok iyi biliyorum: Bir; ülkemin refahı, huzuru çok önemli. Biz bu noktada eğer Doğu’da, Güneydoğu’da ekonomik noktada patlamayı gerçekleştirdiğimiz anda hava bir defa değişecektir. Orada yaşayan benim Kürt kardeşim hayata başka bakacaktır. Çünkü onlar hayatı bütün çıplaklığıyla yaşayamadılar, istihdam noktasında olsun, gelir noktasında olsun yaşayamadılar. 

Dükkânını açıyor, ekmek parası kazanamadan ‘Kepenk indirin’ diyorlar. Bütün bu insanlar ister istemez kendini bulacak. Artık yeni bir hava, Güneydoğu, Doğu, bu bölgelerde esmeye başlayacak...” 

Bu sözler, “Terör dursun, ekonomik kalkınma yoluyla Güneydoğu sorununu çözeriz” ya da “Kürt sorunu yok; terör sorunu var” yaklaşımının özüne uygundur. ‘Terör sorunu’ da Türkiye topraklarında PKK varlığının sona ermesi ve geri gelmemesi yönündeki yükümlülükle çözülmek istenmektedir. 

Başbakan, PKK’nın silahlı unsurlarının sınır dışına çekilmeleri için yasal düzenleme yapmayı ve TBMM’yi devreye sokmayı da düşünmediğini anlaşılabilir bir dille ifade etti. Şu sözlerinden anlıyoruz:
“Bırak, silahsız olarak geçişini yap. Gidecek olan silahını nereye bırakırsa bıraksın, gömerse gömsün, o bizi ilgilendirmiyor, bırakıp gider. Çünkü aksi takdirde provokasyona bu iş çok açıktır... Eğer gerçekten ülkemizin sınırlarını geçeceklerse silahı bırakma suretiyle bu mümkün ve silahı bıraktıktan sonra da zaten bizim güvenlik güçlerimizin eli silahsız insana silah sıkması diye bir şey söz konusu değildir, böyle bir şey yapmaz...
Hukuk devletinin içindeyiz her şeyden önce. Hukuk devletinin içinde, hukuk devletinde yol geçen hanına çevirmek diye bir şey tabii ki olmaz. Bunlar, o geliş gidiş yollarını gayet iyi bilirler.
Suriye’yle 910, Irak’la 380-400 kilometre hududumuz var. İran hududu var. Buralar devasa bir sınır.
Biz hep şunu söyledik, halen de onu söylüyoruz: Silah değil siyaset, buna doğru bir yaklaşımın kesinlikle telkinini biz de yapıyoruz ve bunu da özellikle bekliyoruz. Dolayısıyla niye silah?
Bırak, silahsız olarak geçişini yap.
‘Yasal zemin’ denildiği zaman, hazırlanacak yasal zeminler anayasa hükümlerine aykırı olamaz, Biz, şimdi anayasaya aykırı bir yasal zemin nasıl oluşturabiliriz? Bu işin muhatabı hükümettir...”
Başbakan Erdoğan’ın söyleşideki şu cümleleri, bu konuya ilişkin düşünce tarzını daha da net biçimde ortaya koyuyor:
“Bazen şu söyleniyor, ‘silahların susması’ deniliyor. ‘Susması’ değil; ‘susması’ demek, ‘Silah elimdedir, her an ateşleyebilirim’ demektir. Ben ‘silahların susması’ demiyorum, ‘silahın bırakılması’ diyorum. Zaman zaman bize şu söyleniyor: ‘Operasyonların durması.’ Operasyonun durması nerede olur? İşte burada olur... Silahlar bırakılırsa orada operasyon olmaz, ama senin sırtında silah, diyelim ki kanas,
doçka, onunla sınırdan geçiyorsun. Güvenlik gücü bunu gördüğü zaman ne yapacak? Suç işler, yardım yataklığa girer bu iş. Buna sessiz kalması mümkün değil. Ne anayasa hükümleri buna müsaade eder ne yasa hükümleri buna müsaade eder. Bunun için de bir yasal düzenleme talebiyle, teklifiyle gelmek bu ülkede yasa bilmezliktir, yasa tanımamazlıktır, böyle saçmalık olur mu?”
Ömrünün 17 yılını pür akademik çalışmalarından ötürü hapishanede geçirmiş bir Türk olduğu için ‘Kürt sorununun bilge adamı’ sıfatını haklı olarak taşıyacak nitelikte olan ve Abdullah Öcalan’ı kıyasıya eleştirmekten de geri durmayan İsmail Beşikçi, Cumhuriyet gazetesinin kendisiyle röportajında şunları söylemişti:
“Barış konusunda Başbakan Erdoğan’ın ve Kürdlerin beklentileri çok farklıdır. Başbakan, barıştan, gerillaların sınır dışına çekilmelerini anlamaktadır. Başbakan’a göre başka da bir sorun yoktur. Kürdler ise Kürdlerin haklarının ve özgürlüklerinin kazanıldığı bir ortamı düşünmektedir. Başkanlık, Başbakan için önemli bir hedeftir. Ama Kürdlere bir hak vermeden veya en azını vererek bu işi kotarmaya çalışmaktadır...”
Onun algılaması ve hatta Başbakan Erdoğan’ın Kanal D ve CNN Türk ortak yayınındaki söyleşide yukarıda aktardığımız açıklamaları işitmeden önce yaptığı yorum bu.
Başbakan’ın söylediklerinin gerçekleşmesi mümkün olursa, bu ‘Kürt sorununun çözümü’ olmayabilir –ki artık öyle bir sorun olmadığı düşüncesinde- ama kendi ifadesiyle ‘terör sorunu’nun çözümü olabilir.
Kim bilir? Şu ana kadar işitilenler, ‘Süreç’i tümüyle AK Parti iktidarının kotarmak istediğini gösteriyor. Durum, akla 1940’ların Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın, “Bu memlekete komünizm gerekirse onu da biz getiririz” şeklindeki yaklaşımını anımsatan bir ‘metodoloji’nin söz konusu olduğunu hatırlatır gibi.
Tayyip Erdoğan’ın söyledikleri aynen yerine getirilirse, bir çatışma çözümünde, ilk kez bir ‘Türk örneği’ gerçekleşmiş olacak. ‘Kuzey İrlanda çözümü’ne, ‘Güney Afrika çözümü’ne, ‘Sri Lanka çözümü’ne bir yeni çözüm modeli eklenmiş olacak: ‘A la Turca’.
Olursa, olur...