Sorular, 'olmazlar', 'olamazlar'

Konunun 'kovuşturmaya mahal olmadığı' bildirilerek kapatılması, konunun sürekli 'açık tutulması' gerektiği anlamına gelir.

Uludere’de suç ölenlerinmiş” – “Kusursuz katliam”...

Radikal’in dünkü manşeti. Gazetenin tabloid formatının kapağı. Roboski katliamına (28 Aralık 2011) ilişkin “kovuşturmaya mahal olmadığına karar verilmiştir” cümlesiyle biten Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nın 16 sayfalık (A 4) kararına tepkisi. İnsanın çalıştığı gazeteye ilişkin olarak özellikle mutlu olduğu durumlar olur, ki, dünkü Radikal “tarihi kapak sayfası ve manşeti” ile öyleydi. Bir yönüyle de, “Roboski katliamı”nın asla unutturulamayacağının, üstünün örtülemeyeceğinin bir belgesiydi.

Kararı okudum. “Müteveffalar”ı sıralamış. En gençleri 1998 (beş kişi), en büyük bölümü 1994-1995-1996 doğumlu olan (11 kişi) silahsız 34 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürt çocukları ve delikanlıları. “Kovuşturmaya mahal olmadığına” hükmeden karar metninin yedinci sayfasını okuyorum:
“Genelkurmay II’nci Başkanı’nın, kendisine arz edilen bilgiler ve teklif sonrası, hava harekatı yapılacaksa yurt dışına topçu atışının bekletilmesinin uygun olacağına karar verdiği, bu kararın 19:30’da önce karargaha ve daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na iletildiği,
Genelkurmay II. Başkanı’nca konunun, onayını almak maksadıyla, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı nedeniyle karargahta bulunmayan Genelkurmay Başkanı’na telefonla iletildiği, Genelkurmay Başkanı’nın tespitle ilgili bilgilerin işlendiği haritanın konutundaki çalışma ofisine gönderilmesini istediği, haritanın çalışma ofisine gönderildiği, Genelkurmay Başkanı’nca hava harekatının yapılmasına onay verildiği, bu işlemlerin saat 20:00 civarında neticelendiği,..”

Bundan sonrasında sayfalar dolusu “katliam”ın “kovuşturulmasına neden mahal olmadığının” Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından öne sürülen argümanlarını okuyorsunuz. Ne var ki, yukarıdaki satırlar, “bombardıman onayı”nın bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından verildiğini belirliyor. Olay, sonuçları itibarıyla, “PKK gerillaları”nın değil, “silahsız 34 –çoğu çocuk- vatandaşın ölümü” olduğuna, yani vicdan parçalayan bir “katliam” boyutu kazandığına göre, bir “sorumlusu” ya da “sorumluları” var.

Ayrıca, bombardıman sonucu hayatını kaybedenlerin vücutlarının lime lime parçalarının aileleri tarafından sınır ötesine geçilerek torbalara doldurularak bir araya getirilmesi ve defnedilmesi gibi son derece trajik görüntüler, kamu vicdanında kalıcı bir yara oluşturdu. Bu konunun “kovuşturmaya mahal olmadığı” bildirilerek kapatılması, konunun sürekli “açık kalması” ve “açık tutulması” gerektiği anlamına gelecektir. “Hrant Dink cinayeti” nasıl kapatılamıyorsa, bu da, öyle olacaktır.

Ancak, zihinlerde canlı tutulması gereken şu hususlar ve sorular var:

1)Başbakan Tayyip Erdoğan, Roboski’nin ortaya çıkması üzerine, vakit yitirmeden, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özer’i tebrik etmişti. Niçin?

2)Başbakan Tayyip Erdoğan, Roboski katliamı ile ilgili olarak sorulan sorulara sinirlenip, “Genelkurmay Askeri Savcılığı çalışma yürütüyor. Bekleyin” diye soru soranları paylamıştı. Askeri Savcılık, çalışmasını bitirdi. Tayyip Erdoğan için Roboski konusu kapanmış sayılmalı mıdır? 

3)Karar metni, “bombardıman onayı”nın Genelkurmay Başkanı tarafından MGK toplantısının hemen sonrasında evinden verildiğini belirttiğine göre, Başbakan Tayyip Erdoğan, Askeri Savcılıkça “kovuşturmaya mahal olmasa” da, Genelkurmay Başkanı’nı 34 çocuğun büyük bir hata sonucunda öldürülmesinden “sorumlu” görüyor mu?

4)Tayyip Erdoğan’ın da, Roboski’ye yönelik hava harekatından haberi ve bombardımana ilişkin onayı var mıydı?

5)Yok idiyse, bunun “sorumluları” hakkında siyasi ve de vicdani işlem yapmak zorundadır. Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın “mütalaası” ne olursa olsun. Ne de olsa, 17 Aralık (2013) yolsuzluk soruşturmasında “Savcı”, “Hakim” ve “Emniyet mensupları”nın “tasarrufları”nı pek de kaale almadığı, hatta hoşlanmadığı “yargı mütalaaları” üzerine yürütme gücünü yargının üzerine amansızca sürdüğünü biliyoruz; sürmekte olduğunu yaşıyoruz. Hadi bakalım, dağıtsın, Genelkurmay Askeri Savcılığı’nı da.

6)Eğer, Roboski’den haberi var idiyse ve bombardıman onun da “onayı” ile gerçekleşmişse –ki, Genelkurmay Başkanı kendisine muhatap sayıldığından, en azından “siyasi sorumluluğu” vardır- “Roboski katliamı”nın sorumluluğundan nasıl sıyrılacaktır? Bu konuda ne yapmayı düşünmektedir?

Bir soru da, “kamuoyu”na:
Eğer, Tayyip Erdoğan, “Roboski katliamı”nın ve kendi sorumluluğunun üzerini “örtbas etmek” sonucu doğuracak bir davranış sergilerse, Kürt sorununa “çözüm”ü getireceğine, “Kürtlerle barış”ı sağlayacağına nasıl ve niçin inanmak gerekecektir?

Türkiye’de yaşanmakta olan ve her gün daha da derinleşerek “hukukun gömülmesi”ne, “hukuk devleti ihtimali”nin bertaraf edilmesine doğru yol alan gelişmelere ilişkin, bize de soru soruluyor. 17 Aralık’tan bu yana “Cemaat” için “niçin hiçbir şey demediğimiz, yazmadığımızı” soranlar var.

Ne demeliyiz “Cemaat” için? Türkiye’de iktidar “Cemaat” mi? Türkiye’yi 11 yıldır “Cemaat” mi yönetiyor? 11 küsur yıl içinde “Cemaat” mensubu tek bir bakan var mıydı? Ama bugünlerde bürokraside akıl almaz süratta ve boyutta yüzlerce, binlerce kişi yer değiştiriyor. Bütün bunlar, “rüşvet ve yolsuzluk soruşturması” başladığı vakit oldu.

Bunca zaman ne KCK haksızlıkları ve hukuksuzlarında, ne Ergenekon ve Balyoz ve Fenerbahçe’yi kapsayan davalarda kılını kıpırdatmayan iktidar, birdenbire “devlet içinde devlet” keşfetti ve “milli orduya kumpas kurulduğunu” öne sürdü. Bu yapılanlara, “devlet içindeki devlet temizleniyor” gerekçesiyle “onay verildiği” anda, “rüşvet ve yolsuzluk soruşturması”nın “örtbas edilmesi”ne, demokrasinin toptan ortadan kalkacağı ve Türkiye’de “hukuk devletinin imkansızlaşacağı” keyfi, otoriter bir “Tek Adam” yönetimine “onay verilmiş” olacağını görmek çok mu zor? Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe kahvaltısında yedirip içirdiklerinden ve “içerden bilgi alan” biri, AKP döneminde “Cemaat”in 15 kat büyüdüğünü açıkladı. ABD mi büyüttü; yoksa İsrail mi? Eğer, cevap ikincisi ise, ellerindeki bilgiler, bulgular ve kanıtlarla kim ABD ve İsrail adına “Cemaat” kisvesine bürünerek palazlandı, onu da açıklasınlar, biz de “Cemaat”e ne denmesi gerekiyorsa diyelim. Yoksa, AKP iktidarı altında ve onun sayesinde mi 15 kat büyüdü “Cemaat”?

Buysa, “eserinden şikayet etme hakkı olan son kişi, onun müellifidir” hükmü geçerlidir. Bu arada gargaraya getirip, şu üç soruyu unutmayalım, cevaplarını arayalım:
1)“Rüşvet ve yolsuzluklar”ın üzerine, hangi mekanizma ve hangi erk ile nasıl gidilecek? Şu andaki “rüşvet ve yolsuzluk soruşturması” ne olacak, nasıl yürüyecek?

2)“Roboski katliamı”nın sorumluları kim? Tayyip Erdoğan, bu konuda nasıl bir yol izlemeyi düşünüyor?

3)Hükümete karşı “yargı darbesi” olmaz. “Jüristokrasi” olmaz. Bu nedenle, 2008’de AKP’nin kapatılması davasına karşı çıkmıştık ve 12 Eylül 2010’daki referandumda HSYK’nın yapısının değiştirilmesinden yana olmuştuk. Ama, siyasi iktidarın da, “kuvvetler ayrılığı”nı yürütmenin yasamadaki aritmetik gücüne dayanarak ortadan kaldırması da, “darbe”dir. Bu da olmaz.

“Ben seçildim yaparım” deseniz de olmaz. Çünkü, seçim ve seçilmişlik, “demokrasi imhası”nın mazereti olamaz.