'Süreç'te ciddi meseleler...

Devlet Bahçeli, mevcut tavrı ve zihniyetiyle 'Süreç' için ciddi bir 'tehdit' oluşturuyor.

Bir hafta önce Diyarbakır’da bir milyon kişinin önünde Abdullah Öcalan’ın ‘Newroz mesajı’ okundu. Birçok televizyon kanalı canlı yayınla o anı on milyonlarca kişiye aktardı. O günden sonra, Türkiye’nin yeni bir ‘evre’ye girdiğine inandık.

Türk devletiyle Kürtler arasındaki, ister adına ‘savaş’ deyin, ister ‘çatışma’ ya da başka bir şey; 100 yıla yakın arka planı bulunan sorunun çözüm yönünde en önemli ve ‘tarihi’ virajı döndüğü kanısı hâkim oldu. Öcalan, ‘stratejik’ bir açıklamada bulunmuş, Kürtlere seslenerek, Türkiye’nin geri kalanına ise müjde vererek “Artık silah dönemi bitti. Bundan sonra fikirler vuruşacak” demiş ve ‘Türkler ile Kürtler’in ‘stratejik ortaklığı’nda Ortadoğu’da yeni bir denklem kurulmasına çağrı yapmıştı.

Newroz’la başlamış olduğuna inandığımız ya da inanmamız arzulanan ‘stratejik bahar havası’nın ‘taktik planda’ bir ‘piknik gezintisi’yle yol alamayacağını 48 saat içinde gördük ve öğrendik.

İlki, Devlet Bahçeli’nin başlattığı ‘Sürece karşı mitingler’ dizisinin Bursa başlangıcı oldu. Bugüne dek saldırgan-milliyetçi söylemin en çirkin ifadelerini de kullanmış olsa, MHP liderinin bunu hançeresinden sokaklara taşıracağı izlenimi edinilmemişti. Hatta, Bahçeli’ye ‘sokak saldırganlığı’nı önlemiş olduğu için prim verilmişti.

Oysa bu kez Bahçeli, ‘vurmak-öldürmek’ yani ‘Süreç’in önünü kesmek’ hedefini ‘zamanı gelince’ vereceği talimatla gerçekleşmesi mümkün bir ‘proje’ gibi sundu. Bu gidişat, Türkiye’de toplumlararası kanlı çatışmaların başlayabileceğine dair tehlikeler sunuyor. Bahçeli, mevcut tavrı ve zihniyetiyle ‘Süreç’ için ciddi bir ‘tehdit’ oluşturuyor.

İktidar çevresindeki kalemlerin hatırı sayılır bir bölümü, ‘Süreç’ ile birlikte bir tür ‘Alice Harikalar Diyarı’nda’ havasına girmiş halde, enerjilerini yeldeğirmenlerine saldırmakla harcıyorlar. Onların bu hali, dün okuduğum şu twit’te en çarpıcı ifadesini bulmuştu: “Hasan Cemal, Bejan Matur, Cengiz Çandar’ı bile barışa karşı diye konumlandırabilecek bir zıvanadan çıkmışlık var.” MHP’nin Bahçeli kumandasında ‘Süreç’in önüne kanlı bir asfalt döşeme potansiyelini görmeyip bizim gibi isimler ile ‘Süreç’ namına didişmelerine mi esef etmeli, yoksa kamuoyunda yukarıdaki alıntıdan da görülebileceği gibi ‘sağduyu’nun kaybolmadığına sevinmeli mi, hangisi öne alınmalı; kestiremiyorum.
Bir sağduyu sesi de önceki gün Prof. Mithat Sancar’ın ‘Barış Planı’ başlıklı yazısında ortaya kondu, “Barışa doğru arzulu ve kararlı bir yürüyüş var. Ancak hep söylediğimiz gibi yol uzun ve zorlu. Bu yolda güvenle yürüyebilmek için sağlam bir siyasal altyapı oluşturmak gerekiyor” diyor ve anlatmak istediğini şu şekilde açıyordu:

“Siyasal altyapıyı, kabaca barış sürecini bir düzene bağlamak şeklinde tanımlayabiliriz. Bunun için, barış sürecinin aşamalarını ve her bir aşamanın ihtiyaçlarını belirlemek, yani bir barış planı hazırlamak şarttır. Bir tür yol haritası demek olan bu planın, müzakerelerde varılan mutabakatlara göre şekillenmesi doğaldır. Ancak bu durum, değişik toplum kesimlerinin taleplerinin planda dikkate alınmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, barış sürecine desteğin büyüyerek devam etmesi açısından, daha yaygın bir mutabakata ihtiyaç var.”
Öyle bir mutabakat, Bahçeli’nin ‘vur-öldür’ zamanlamasının hesabını yaptığı ve ‘sokağa inmeye başladığı’ bir sırada daha da elzem hale gelmiştir.

‘Çözüm Süreci’ açısından ‘taktik plan’daki bir başka sıkıntı ise uygulamanın hükümet açısından en önemli adımı sayılan ‘PKK’nın Türkiye dışına çekilmesi’ne ilişkin olarak ortaya çıkıyor. Söz konusu adım, ‘Süreç’in ‘ilk aşaması’ olmasının yanı sıra bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından ‘sürecin başlaması’ olarak ilan edilmişti.

Abdullah Öcalan, ‘Newroz Mesajı’nda, tarihi döneme ilişkin uzun tahliller yaptıktan sonra “Silahlı güçlerimizin sınırdışına çekilmesinin zamanı gelmiştir” şeklinde bir cümle kullandı. Bu bir talimat olarak algılanacak olsa bile, söz konusu talimatı yerine getirmesi gereken en üst düzeydeki PKK şahsiyeti olan Murat Karayılan, geçen hafta kendisiyle görüşen Hasan Cemal’e çarpıcı biçimde ‘bu işin zannedildiği kadar kolay olmadığını’ anlattı. ‘Orta kademedeki kadrolara söz geçirmenin zorlukları’ndan söz etti.

Hasan Cemal’in son 3 yıl içindeki üçüncü Karayılan röportajı, henüz başlangıç aşamasındaki ‘Süreç’in harekete geçebilmesinin önündeki ciddi engelleri açıklıkla ortaya koyması bakımından özellikle değer taşıyordu.

Karayılan, o röportajda TBMM’nin devreye girmesi gereğinden de söz etmişti. Önceki akşam Nuçe TV’de konuşarak, Hasan Cemal’e söylediklerini biraz daha somut biçimde ve ayrıntıya girerek dile getirdi. Karayılan’ın son açıklamalarının şu bölümlerinin üzerine eğilmekte yarar var:

“Hem güvenlik için, hem bir yerde güvence için hem de sağlıklı bir geri çekilmenin olması için Meclis şöyle bir karar alabilir: ‘Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmek üzere PKK’nin silahlı güçlerinın yurtdışına çıkması, bu sürecin gözlenmesi için bir komisyonun kurulması.’
‘Meclis, Kürt sorununu çözsün, sonra geri çekilelim’ demiyoruz. Bunu önceden öne sürüyorduk…

Planlanan 3 aşamadır. Ateşkes ve sınırların ötesine çekilme, birinci aşamadır... AKP fazlasıyla kendisini esas alıyor. Dar yaklaşım, yüzeysel tutum söz konusu. Bunun Meclis’e getirilmesi, herkese mal edilmesi demektir. Herkes katılmayabilir ama Meclis bu toplumun en yüksek iradesiyse buna ihtiyaç var. İkinci olarak, diğer siyasi partileri de bu sürece katmak gerekiyor. Öyle yansıtılıyor ki sanki orada birkaç grup var, gel desen gelecek! Olur mu, 30 yıllık savaşan bir güç var orada... Gel demekle gelmez, ben getiremem. Sorun öyle yüzeysel yaklaşımla çözülmez. Karşı tarafın bu ciddiyetle yaklaşması gerekiyor.

Bir de şimdi bu yaptıklarımız Türkiye yasalarına göre, yasadışıdır. Heyet geliyor yanımıza. Yasadışı bir çalışma oluyor. Heyet gidiyor, önderlikle görüşüyor, savcı o heyeti sorguya çekti. Avukatlar tutuklu. Başbakan, MİT Müsteşarı’nı kurtardı, yasa çıkardı. Ama aynı işlevi gören avukatlar içeride. Madem bunu çözeceksek bunu yasal zemine kavuşturmak lazım. Bu ‘yasadışılık’ aşılmalı...”

Hükümet cephesinde ise artan ölçüde, ‘sınırdışına çekilme’ için yasal düzenlemenin gerekli olmadığı yani TBMM’nin işin içine girmesine gerek bulunmadığı anlayışı vurgulanmaya başladı. Adalet Bakanı’nın bu yöndeki açıklamalarından sonra, dün de Bekir Bozdağ, Başbakan’ın teminatını yeterli görerek “Bu noktada bir yasal düzenleme ihtiyacı da gözükmüyor. Şu anda nasıl girdilerse o usulde çıkacaklar. Yoksa resmi bir çıkış yapılması söz konusu değil” diye konuştu.

Bu ne demek?

Bir şekilde ‘çaktırmadan’ çekilip gitmeleri sınırın öte yanına geçmeleri demek. Kim? Kaç kişi? Peki, ‘sınırdışına çekilme’yi kim saptayacak? Kim açıklayacak? Kim doğrulayacak? Bu sorular orta yerde duruyor.

Bozdağ, çekilme süresi için ise “Yaz öncesi Türkiye topraklarını terk etme sürecinin tamamlanacağını düşünüyorum. Haziran, haziranın sonu olabilir” dedi.

Bu tarihin Öcalan’ın da tercihi olduğu duyumunu aldığımız için bizim de bu yönde değerlendirmelerimiz oldu. Ama Karayılan, Hasan Cemal’e “Yaz olmaz, sonbahar” dedi ve onun da olabilmesi için ‘TBMM şartı’nı vurguladı.

‘Süreç’in tıkanma ihtimali yok mu?

Var ve aşılması gerekiyor. Nasıl aşılabileceğini, kim ne derse desin, tartışacağız ve tartışmaya devam edeceğiz.