"Suriye puzzle'ı" ya da yakın gelecek pusulası...

Amerika'nın Suriye'de YPG'den uzaklaşması; kendisini "askeri açmaz" içine sokmak ve dolayısıyla zaten içine girmiş bulunduğu "siyasi ve diplomatik açmaz"dan hiç çıkamayacak hale gelmesi demek.

Suriye’ye ilişkin gerek askeri, gerek siyasi, gerek diplomatik gelişmeler, işin içinden çıkılmaz, tam bir “kaos” görüntüsü vermeye devam ediyorlar.

Geçen hafta sonuna doğru “beş ülke”, ABD, Rusya, Türkiye, İran ve Suudi Arabistan Viyana’da biraraya gelmişlerdi. Toplantıya söz konusu beş ülkenin dışişleri bakanları katılmış ve New York Times, “Suriye Barış Görüşmelerini Yeniden Başlatmak ve Ateşkes Arayışı için Anlaşmaya Varıldı” başlığını kullanan geniş bir haberle “gelişme”yi duyurmuştu.

Aslında başlığa bakmak ile yetinilmeyip, haber okunduğu vakit, elle tutulur somut bir anlaşma ortada gözükmüyordu. Bir ölçüde “dostlar alışverişte görsün” manzarası ortaya çıkmıştı. Suriye, “bildiğimiz” durumundaydı. Suriye toprakları üzerinde “vekalet usûlü savaş”ı yürüten büyük güçler ve temel bölgesel aktörlerin, birbirlerinden farklı pozisyonları arasında bir yakınlaşma sağlanmamıştı.

Gerçi, toplantıya katılan Türkiye’nin Dışişleri Bakanı, Türk basınının bir bölümünden başka hiçbir yerde yer almayan açıklamasında, Viyana’da herkesin Başşar Esad’ın görevinin başında kalmaması konusunda mutabık olduğunu söylemişti ama Rusya ve İran’ın “Esad’sız bir geçiş hükümeti” konusunda ABD, S. Arabistan ve Türkiye ile uzlaştığına ilişkin hiçbir işaret söz konusu değildi.

Suriye’ye ilişkin yaşanmakta olan ve durumun daha da kötüleşmesi ihtimalini içeren “kaos”a ilişkin dikkat çeken dünkü yazısında Washington Post’un etkili köşe yazarı David Ignatius, “vekalet usûlü savaş”ın daha da büyüyüp genişleyebileceğini öne sürüyor ve bunun gerekçelerini sıralıyordu.

David Ignatius’un kaynaklarının Amerikan karar vericisi olduğu iyi biliniyor ve bu nedenle bu tür yazıları önemseniyor. Son yazısında işaret ettiği noktaları izleyelim:

“Savaşın kafa karıştırıcı görüntüsüne bakalım: Amerika, İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı en güçlü partnerinin YPG olarak bilinen Suriye Kürt gücü olduğuna karar verdi. Ama, NATO müttefikimiz konumundaki Türkiye, YPG’nin, bir Kürt terörist grupla ilişkili olduğunu iddia ediyor. Bu konu ne şekilde çözülecek? Henüz bir cevabı yok.

Bu arada Rusya, Suriye Cumhurbaşkanı Başşar Esad’a sadık güçlerin yanında yer alarak İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı savaştığını iddia ediyor. Ama, Rus savaş uçakları ABD, Türkiye ve Ürdün tarafından desteklenmekte olan İslamcı isyancı grupları bombalıyorlar ve bu güçler sert biçimde karşı koyuyorlar. İsyancılar (rejim karşıtları) Amerikan yapımı anti-tank füzeleri kullanarak elde ettikleri başarılarla övünen videoları yayınlıyorlar. Savaş ürkütücü biçimde Rusya’nın Afganistan’daki savaşının rüşeym halini andırıyor. Nereye doğru gidiyor? Orada da bir cevap yok.

Suudi Arabistan ve İran, (birbirlerine karşı) dört yıldır Suriye’de bir vekalet usûlü savaş yürütüyorlar. Ama bu, (Suriye’ye dair) tüm ihtilafların en zehirlisi olabilir zira Ortadoğu’yu kavuran Sünni-Şii mezhep çatışması cehennemini besliyor…

Bu vekalet usûlü savaş, dış güçlerin ihtilafı çözümlemek için diplomatik görüşmeler yaptığı bir sırada, niçin onunla eş zamanlı biçimde tırmanıyor? Amerika, Rusya, İran, Türkiye ve Suuid Arabistan, hepsinin taraftar olduklarını ilân ettikleri siyasi geçiş döneminin nasıl olabileceğini araştırmak için geçen hafta Viyana’ya temsilcilerini gönderdiler. Toplantı umut verici olmadı. Hiçbir Suriyeli taraf katılmadı ve (toplantıya katılan) dış güçler arasında, geçişin nasıl olması gerektiğine dair keskin biçimde görüş ayrılığı başgösterdi.

‘Hem savaş hem konuş’ Ortadoğu’da kendisini sürekli tekrarlayan bir döngüdür. Öyleyse, son askeri tırmanmayı diplomatik görüşmeler için bir başlangıç noktası olarak anlayabiliriz. Taraflar, ciddi müzakerelere başlamadan önce mümkün olduğu kadar çok toprak ele geçirmeye ve pazarlık konumunu güçlendirmeye çalışıyor olabilirler. Durum buysa, şanslı sayılabiliriz. Ama hem Esad ve hem de karşıtları bugüne dek uzlaşmaya ne kadar kapalılarsa, bugün de öyle gözüküyorlar. Türkiye, sınırlarının dibinde artan bu Amerikan rolü hakkında acaba ve özellikle kimi zaman Kürdofobik Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesin zaferinden sonra, ne düşünüyor olabilirler? Pentagon yetkilileri, Türklerin güveninin tazelenmesi gerektiğini, zira Amerika’nın, yapılan silah ve cephane yardımının, Türkiye’nin terörist bir grup olarak gördüğü PKK’nın eline geçmemesi için, şimdi YPG’nin 25,000 savaşçısı üzerinde için, daha fazla gözetim sağlayabileceğini söylüyorlar. Bu, akla uygun bir argüman ama bu argümanı Ankara’nın kabul etmesi gerekiyor.”

Peki, Amerika, YPG üzerinde Amerikan silahlarının PKK eline geçmemesi için “daha etkili bir denetim ve gözetim”i nasıl sağlayacak?

Başkan Barack Obama,  50 kişilik bir “Amerikan özel kuvveti”nin Suriye’ye IŞİD’e karşı mücadele için ABD’nin müttefiklerine yani başta YPG’ye destek olmaya gönderildiklerini açıkladı. Sayı büyük değil ama Obama’nın “Amerikan üniforması”nı Ortadoğu topraklarından uzak tutmak kararlılığı politikasında büyük ve yeni bir adım.

Amerika’nın Suriye sahasında IŞİD’e karşı bulduğu en güvenilir müttefik YPG haline geldi. NATO müttefiki Türkiye nezdinde IŞİD, DHKPC, PKK ve PYD olarak sıralanan “teröristler kokteyli”nin Suriyeli Kürt unsuru.

Amerika, PYD ve YPG ile Suriye sahasında yakın işbirliğinden vazgeçmezse, içine girilen “siyasi ve diplomatik açmaz”dan çıkılması pek mümkün görünmüyor.

Vazgeçerse, bu kez, IŞİD’e karşı karadaki en etkili “direniş gücü”nden ve bir anlamda IŞİD’le “savaşmaktan vazgeçmiş” ve Suriye sahası üzerindeki nüfuzu, neredeyse tümüyle Rusya ve İran’a bırakmış olacak.

Yani, Amerika’nın Suriye’de YPG’den uzaklaşması; kendisini “askeri açmaz” içine sokmak ve dolayısıyla zaten içine girmiş bulunduğu “siyasi ve diplomatik açmaz”dan hiç çıkamayacak hale gelmesi demek.

Bu arada, YPG’nin, Suriye’ye geçirilecek Barzani’nin peşmergeleri üzerinden “sulandırılması” imkânları deneniyor. Zaten, Ankara’nın tercihi, Suriye Kürt hareketinin, hiç değilse, Barzani kontrolü altına alınması.

Bir süredir, Erbil’den yola çıkartılan çeşitli “heyetler” bu yöndeki “öneri”leri sunmak ve bunların geçerliliğini “test etmek” veya bu konuda “arayış”ta bulunmak için Rojava’ya gidiyorlar.

YPG’nin bunlara ilişkin tavrı, “Buyursunlar gelsinler ama komuta tek olacak. 1990’larda Irak Kürtleri arasında yaşanmış olan ‘iç savaş’a burada zemin hazırlamanın gereği yok. Bizim komutamız altında olmak kaydıyla gelebilirler” şeklinde olarak özetlenebilir.

Dolayısıyla, “o konu” çözülmüş değil. YPG’nin Amerika ile “sahada ittifakı” sürdükçe, Amerika’nın da Suriye sahasında YPG’ye “ihtiyacı” devam ettikçe; Suriye Kürtlerini Barzani kontrolü altına almak mümkün de, gerçekçi de gözükmüyor.

Washington, YPG’yi terketmiş değilken, YPG ile (burayı PYD diye de okuyabilirsiniz) Moskova arasında yeni ufuklar açılıyor.

Suriye üzerinden bakarak, yakın gelecekte önünüzü görmek istiyorsanız, “Suriye puzzle”ını bu parçalarıyla görmek zorundasınız.