Suriye'ye dair yanlış 'sinyaller'

Şayet 'Kürt politikası'nı doğru biçimde kurgulamamışsanız Suriye politikasında hata yapmanız ve 'yanlış sinyal' almanız mümkündür.

İmralı’da pişen aşa Suriye’de su katmak’ başlıklı bir önceki yazıyı Londra’dayken yazdım. Hatırlayacaksınız, yazı, Erbil’de yayımlanan Rudaw gazetesindeki üç önemli habere dayandırılıyor ve o haberlerde Türkiye’de hepimizi ilgilendirmesi gereken bilgiler içeriyordu.
Yazının, Türkiye’de yankısı olacağından emindim. Nitekim, Başbakan Tayyip Erdoğan, yazının Radikal’de yayımlandığı gün yaptığı konuşmada, yazıdan söz etmedi ama yazının söz ettiğine –ki, bu konuda yayımlanan bir başka yazı yoktu- dair bazı sözler sarf etti.
Şöyle dedi: “PYD olayına gelince, PYD rahatsız. Niye? Çünkü muhalif güçler PYD’yi sıkıştırmaya başladı. Burada özellikle Kamışlı, Haseke’ye doğru PYD’nin çok ciddi bir sıkıntısı var. PYD öyle çok çok rahat değil. O süreci de muhalif güçler gayet iyi sürdürüyorlar...”
Başbakan, aslında, bu sözleriyle yazıda değindiğimiz hususları doğrulamış oluyordu. Yazıda, Türkiye’nin desteğinde olduğu iddia edilen ‘Suriyeli Arap muhalif güçler’in, Serekaniye’yi (Resulayn) kontrolünde bulunduran PYD ile çarpıştığı, bu çarpışmalarda Serekaniye’ye bitişik Ceylanpınar’ın ‘lojistik destek üssü’ olarak kullanıldığı ve çarpışmaların stratejik anlamının Kamışlı ve Haseke’yi içeren El Cezire bölgesinde kontrolü sağlayarak, Kobani ile Afrin gibi diğer Kürtlerle meskûn bölgeden ayırmayı hedeflediği gibi ‘bilgiler’ yer almıştı.
Başbakan’ın bir şekilde yazının içeriğini doğrulamasından memnun oldum. Demek ki, okurlara doğru bilgi aktarmışız. Zaten, herkesin ulaşabileceği, Erbil’de yayımlanan Rudaw gazetesi gibi ‘açık bilgi kaynakları’ndan yararlanmıştık. Yine ‘açık bilgi kaynakları’ndan öğrendiğimize göre, Serekaniye’de durum, pek de Başbakan’ın sözleriyle ‘o süreci de muhalif güçler gayet iyi sürdürüyorlar’a benzemiyor.
Lübnan’da yayımlanan as-Safir gazetesi, önceki gün Suriye muhalefetinin en saygın isimlerinden Michel Kilo başkanlığındaki bir arabulucu heyetin Resulayn’da PYD’nin içinde yer aldığı Kürt Yüksek Kurulu ile Hür Suriye Ordusu temsilcileriyle yaptığı görüşmelerden sonuç alınamadığına dair bir haber yayımladı. Buna göre, Haseke’de bulunan ve HSO’ya bağlı olduğu bildirilen ‘Devrimci Askeri Konsey’, ateşkesin sürebilmesi için Serekaniye’de (Resulayn) kontrolün ‘Suriye Ulusal Muhalefeti’ne devredilmesini ve Kürt bayraklarının indirilmesini talep etmişti. Ateşkes şartı olarak, Kürt tarafının, ‘Suriye Ulusal Muhalefeti’nin ülkeyi ‘siyasi ve idari olarak yönetecek tek taraf olduğunun ve sınırları kendisinin kontrol etmesinin kabulü’ istenmişti.
Kürt tarafının ise bu talepleri reddettiği, Kürt çoğunluk bulunan bölgeleri kendisinin yönetmekte ısrar ettiği, haberde bildirilmişti. Bu arada, Barzani desteğindeki Kürt Ulusal Konseyi’nin, Suriye ile Irak Kürdistanı arasındaki sınırı açtığı da duyurulmuştu.
Dün gelen bir haber ise PYD ile Barzani yanlısı KUK’tan eşit sayıda temsilciyle oluşan Kürt Yüksek Kurulu’ndan Aldar Halil, Michel Kilo ile görüşmelerinin olumlu geçtiğini belirtti ve “Öyle görünüyor ki, silahlı grupların Serekaniye’den çıkışı bu kez ciddi” dedi. Sözü edilen ‘silahlı gruplar’, elbette ki Arap silahlı güçler. Bu vesile ile Serekaniye’de Michel Kilo başkanlığında beş kişilik bir arabulucu heyetinin görüşmeler yaptığını ve heyetin Ceylanpınar üzerinden Serekaniye’ye geçtiğini öğrenmiş bulunuyoruz.
Bunun yanı sıra Başbakan’ın açıklama yaptığı günün akşamüstü bir başka ilginç haber daha ‘Rojava-Bakur sınırında ambargo kırıldı’ başlığıyla verildi. Kürtler, Suriye’nin Kürt bölgelerine ‘Batı’ anlamında Rojava, Türkiye’nin Kürt yoğun bölgelerine ise ‘Kuzey’ anlamında ‘Bakur’ diyorlar. Habere göre, Türkiye’de toplanan yardımlar, Nusaybin üzerinden bitişiğindeki Suriye’nin en büyük Kürt kenti Kamışlı’ya geçti.
Yardımları taşıyan kamyonlarla birlikte, BDP Milletvekili Emine Ayna, Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan ve TUHAD-FED (Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Federasyonu) Başkanı Zübeyde Teker de Kamışlı’ya geçtiler ve Kamışlı Belediye Başkan Yardımcısı Abdülkadir Saruhan tarafından karşılandılar.
DTK, HDK Diyarbakır Bileşenleri, ÖSP, ESP, KADEP, Azadi İnisiyatifi ve Dicle-Fırat Diyalog Grubu gibi farklı siyasi eğilimlerden, çoğunlukla Kürt kuruluşlarının ‘Suriye Kürdistanı ile Dayanışma Platformu’ adı altında taşıdıkları yardım malzemeleri Kamışlı’da karşılanırken fotoğraflara yansıyan ‘Kurden Azad Sinor Nas Nakin’ yazılı pankartlar dikkatimi çekti: ‘Özgür Kürtler Sınırı Tanımıyor’...
Türkiye-Suriye sınır boylarında tuhaf bir durum var; Ceylanpınar-Serekaniye sınırında, silahlı Arap güçler, Türkiye tarafından geçerek oradaki Kürt yönetimiyle çatışmalara girişiyorlar. Arap arabulucular aynı noktadan geçerek, tarafları barıştırmaya çalışıyor. Bir-iki saat ötede, Nusaybin’den ‘Kürt siyasi hareketi’ ağırlıklı unsurlar, Kamışlı’daki soydaşlarına yardım malzemeleri taşıyorlar.
Türkiye-Suriye sınırının üzerinde ve iki yanında Ak Parti ile BDP çizgileri ters yönde ilerliyor gibi bir izlenim doğuyor; beri yanda ‘İmralı Süreci’nin çok yakında ürün vereceği izlenimi güçlendirilerek yayılıyor ve anayasa ile referandum gibi konularda Ak Parti ile BDP arasında ‘uzlaşma’dan söz ediliyor.
Bütün bunlar bir arada oluyor. Nasıl oluyor ve nereye varacak? Bir yere varacak mı?
Göreceğiz.
Konu açılmışken, Başbakan’ın aynı konuşmasında değindiği, bir başka hususa da değinelim. Suriye muhalefet lideri Moaz el-Hatib’in Şam rejimiyle görüşme önerisinin çarpıtıldığını öne sürdü.
Şunun şurasında bir hafta kadar oldu, bu köşede ‘Obama II: Şam ile ‘kaçak dövüş...’ başlıklı yazı yayımlanalı. Benden başka da yazana rastlamadım. Şöyle yazmıştım:
“... Muhalefet liderinin açıklaması, Başşar gitmeden hiçbir görüşmeye oturmaya razı olmayan (Başbakan Erdoğan da bu tutumu arkalıyordu) razı olmayan muhalefet saflarında kıyamet kopardı. Moaz el-Hatib, bu tepkilere karşılık, ‘Rahat koltuklarına yaslanıp görüşmeyeceklerini söyleyenler var. Rejimin kalması üzerine değil, en az kan kaybına yol açacak şekilde nasıl gideceğini görüşmek üzere oturabiliriz. Krize bir siyasi çözüm aramak ve daha fazla kan dökülmesini önlemek amacıyla düzenlemeler yapmak için’ diyerek pozisyonunu savundu.
Moaz’ın çıkışı, ne olursa olsun, muhalefet saflarından rejimle müzakereye oturmayı kabul yönünde bugüne dek gelen ilk sinyal.”
Başbakan, “Moaz el-Hatib’in yapmış olduğu açıklama saptırılmıştır. Moaz el-Hatib, Başşar Esad’ın olmadığı bir iktidarla görüşürüz diyor. Onlar bunu saptırıp Esad’la görüşme şekline işi getiriyorlar...” dedi.
Gerçi kimse böyle dememişti ama dün Suriye Enformasyon Bakanı Zoabi, Türkiye’nin desteğindeki ‘Suriye Ulusal Konseyi’ de dahil, tüm muhalefetle ‘önşartsız’ masaya oturmaya hazır olduklarını söyledi.
Bu da rejimden bu konuda bugüne dek gelen ‘ilk sinyal’ olarak dün tüm dünyada önemle kaydedildi. Bu çıkışın, Moaz el-Hatib’in Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’la görüşmesinin ardından gelmesi dikkat çekici.
Suriye ile ilgili hiçbir gelişme, tam Türkiye’nin istediği gibi gerçekleşmiyor.
Niçin?
Çünkü, şayet ‘Kürt politikası’nı doğru biçimde kurgulamazsanız, Suriye politikasında hata yapmanız ve ‘yanlış sinyal’ almanız mümkündür.