Tahir Elçi'nin ardından...

İnsan hakları savaşçısı, yürekli hukuk adamı, yüce "barış savaşçısı", sevgili şehrinin tarihi mirasını, kimliğini korumak isterken, "barış" için son çağrısını yapar yapmaz, "Dört Ayaklı Minare"nin "yaralı ayağı"nın yanına uzanıyor. "Şehit" düşüyor.
Tahir Elçi'nin ardından...

Böylesine ağır bir duyguyu en son Hrant Dink’in vurulduğunu duyduğum anda hissetmiştim. Yaklaşık dokuz yıl sonra, Hrant kadar yakın, en az onun kadar yürekten sevdiğim bir dostumun çok benzer bir cinayetle bizlerden ayrıldığını öğrendiğim anda, yüreğimin üzerine ve beynimin içine oturan o yumruyu tarif edemem.

Sözü çok uzatmayacağım, yazıyı çok uzatmayacağım; Tahir Elçi’nin Diyarbakır’ın yaralı “Dört Ayaklı Minare”sinin yanıbaşından son sözlerinden bölümler aktarayım: 

“Diyarbakır deyince zihinlerimizde en çok canlanan, Diyarbakır’ın ismiyle anılan, Diyarbakır’ın ismiyle en çok sembolize olan, Dört Ayaklı Minare’yi, ne yazık ki, iki önce ayağından vurdular...

Dört Ayaklı Minare bizlere sesleniyor: Ne savaşlar gördüm.., böyle ihanet görmedim...

Bu tarihi bölgede, bir çok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekânında, silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak dursun istiyoruz.”

Sessizliği yırtan bir ateş sesi...

Tahir Elçi, “Dört Ayaklı Minare”nin yanında, şakağından vurulmuş, uzanmış yatıyor.

İnsan hakları savaşçısı, yürekli hukuk adamı, yüce “barış savaşçısı”, sevgili şehrinin tarihi mirasını, kimliğini korumak isterken, “barış” için son çağrısını yapar yapmaz, “Dört Ayaklı Minare”nin “yaralı ayağı”nın yanına uzanıyor. “Şehit” düşüyor.

Sosyal medyada 26 Haziran günü “Diyarbakır’ın simgelerinden Dört Ayaklı Minare’ye silahlı SUİKAST” diye yazdıktan iki gün sonra kendisi “hain SUİKAST”ın kurbanı oldu.

Bir süre önce aldığı ölüm tehditleri karşısında, “Ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Eğer ülkenize ve halkınıza karşı görevinizi yerine getirmişseniz huzur içinde yatabilirsiniz. Nelson Mandela” diye yazmış olan Tahir Elçi, arkasından gelen kalleş kurşunla, asla kararmamış sol ensesinden vurularak, ayağından vurulmuş “Dört Ayaklı Minare”nin yanına uzandı, yattı.

“Bu kadim bölge”, bu şehir ne suikastlar, ne ihanetler gördü; böylesini görmedi!

Tahir Elçi, iki gün önce

 

 yazdıktan hemen sonra şunları da yazmıştı: 

Ve:

 

Tahir Elçi’nin sözünü ettiği “karanlık tünel”e; “geri dönüşü çok zor” biçimde, onun vurulmasının ardından kesinlikle girildi.

Bundan sonra ne olabilir? Bunun sonuçları neler olacak? Tahir Elçi ile birlikte ne ve hatta neler, belki de geri alınamayacak biçimde kaybedildi?

Bu konuda düşüncelerim, en azından sezgilerim var. Ama, hiçbir şey yazmayı canım istemiyor. Hiçbir şey konuşmak istemiyorum.

Sessizlik istiyorum. Tahir’le başbaşa kalmak…

Tahir’i anıyorum…